Dünyanın içinde bulunduğu yüzyılın en büyük sorunları küresel iklim değişikliği, küresel ısınma, kuraklık, doğal afetler ve nüfus artışlarıdır. Bunların sonucu olarak da “küresel gıda felaketi” yaşanmaktadır. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), BM Dünya Gıda Programı (WFP), Avrupa Birliği (AB) ve Gıda Krizine Karşı Küresel Ağ (GNAFC) kuruluşunun diğer üyeleri tarafından "Küresel Gıda Krizleri Raporu (GRFC) 2023" açıklandı. 2023 tahminlerine göre, incelenen 58 ülke veya bölgenin 38'inde 153 milyona yakın insanın yüksek düzeyde akut gıda kriziyle yüzleşmesi beklenmekte ve bu oran 7 yıldır hazırlanan raporun en yüksek verisi. Yüksek düzeyde gıda güvensizliği yaşayan nüfusun yüzde 40'ının Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Yemen ve Nijerya'da yaşadığı; Somali, Afganistan, Burkina Faso, Haiti, Nijerya, Güney Sudan ve Yemen'de yaşayan insanların felaket düzeyinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldığı ve bunların yüzde 57'sinin Somali'de yaşarken, Haiti’nin ise ilk kez bu kategoriye girdiği raporda yer almaktadır.
İnsanların yeterli ve güvenli beslenmesi için şart olan küresel gıda arz güvenliği, küresel iklim krizi sebebiyle tehdit altında. İklim değişikliği; tarımı, gıda üretimini ve gıda kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Küresel iklim krizinin neden olduğu tehditlerden birincisi tarım ürünlerinin küresel ısınmaya adaptasyon gösterememesidir. Tarımsal üretim sistemlerinin iklim değişikliğine uyarlanması oldukça önemlidir. İklim değişikliğinin etkisi ile oluşan doğal afetler özellikle; seller, fırtınalar, sıcak hava dalgaları gibi hava olaylarıdır ve bunlar tarımsal üretime büyük ölçüde zarar vermektedir. Bu zararlar sonucu verim düşmekte ve üretim azalmaktadır. Bu nedenle yaşanan üretim kayıplarını önlemek için tarımda kullanılan üretim yöntemlerinde yenilikler yapılmalıdır. Küresel sıcaklık artışıyla, tarımda verimi arttıracak ve tarım ürünlerini dayanıklı hale getirecek bilimsel çalışmalar hızlandırılmalıdır. Bu nedenlerle ülkelerin gıda üretiminde ve tarımsal üretimde verimliliği artıracak yeni üretim modelleri ve yeni nesil sürdürülebilir çalışmalar yapmaları gerekmektedir.
Küresel iklim krizinin sebep olduğu ikinci tehdit ise mantarlar. Küresel ısınmanın etkisi arttıkça, tarım arazilerine ve çok sayıda tarım ürününe musallat olan mantarlar mahsullere zarar vermekte ve büyük bir tehdit oluşturmaktadır.. Bilim insanları, buğday, soya fasulyesi, patates, pirinç gibi insanların temel besin gıdalarında bulunan bir mantar türünün hastalığa yol açtığı konusunda uyarıyor. Dünyanın en önemli gıdalarına yönelik artan mantar saldırılarının dünyanın gelecekteki gıda arzını tehdit edeceği belirtiliyor. Bu hastalığın, küresel iklim değişikliği nedeniyle diğer kıtalara yayıldığı, mantarların yeni varyantlar geliştirdiği konularında uzmanlar uyarılarda bulunmaktadır. Söz konusu mantarların, bunları durdurmaya yönelik tarım ilaçlarına karşı daha fazla direnç oluşturmaya başlamaları da olumsuz bir sonuç. Örneğin Fungusit tarım ilaçları yaygın olarak kullanıldığı ancak mantarların bu ilaçlara karşı hızla direnç geliştirdiği bilim insanları tarafından belirtiliyor. Bilimsel alanda artan çalışmalar, küresel ısınmanın sonucunda ortaya çıkan tarımsal üretimde mantar tehdidine karşı mücadelede geç kalınması halinde, dünya ekonomisinin ciddi anlamda küresel açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceğinin altını çiziyor. Exeter Üniversitesi'nden Prof Sarah Gurr, küresel ısınma nedeniyle gün geçtikçe güçlenen mantarların, tarımsal üretim yapılan topraklarda 40 yıl yaşadığını ve küresel ısınma, yağış miktarındaki azalma, aşırı kuruyan hava ve güçlü rüzgarlar aracılığı ile mantar tehdidinin ülkelerden ülkelere, kıtalardan kıtalara hızla yayıldığını belirtiyor. Küresel tarımsal üretimi yakından takip eden bilim insanları, küresel mantar tehdidinin 1990 yılından itibaren mantar patojenlerinin her yıl 7 kilometre yayılma gösterdiğine işaret ediyor. Afrika, Asya ve Latin Amerika kıtalarında tehdit oluşturan mantarlar, İrlanda ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde de belirli tarımsal ürünler ve tarım arazilerinde hızla yayılmakta. Örneğin tropik bölgelerde karşılaşılan buğday sap pası enfeksiyonları İrlanda ve İngiltere’de rapor edildi. Artan sıcaklıklara uyum sağlayan mantar patojenlerinin insanlara bulaşma riskinin de oldukça yüksek olduğunu uzmanlar aktarıyor. Bilim insanları, daha yüksek sıcaklıkların mantar patojenlerinin yeni varyantlarının ortaya çıkmasına neden olduğunu, daha aşırı fırtınaların ise mantar sporlarını daha uzaklara yayabileceğini belirtiyor. Bu tür dirençli mantarların sebep olduğu mantar hastalıklarının şimdiden dünyanın bazı bölgelerinde yetiştiricilerin halihazırda mahsullerinin yüzde 10 ile yüzde 23 oranında tarımsal üretim kaybına yol açtığı belirtiliyor. Bilim insanları çözümün mantar enfeksiyonuna dirençli bir dizi gen taşıyan tohum karışımlarının ekilmesinde olduğunu düşünüyor. 2022 yılında Danimarka'daki buğdayın yaklaşık dörtte biri bu şekilde yetiştirildi. Fakat genetiğiyle oynanan tohumların insan sağlığı açısından olası tehlikeleri de başka bir boyutu... Salgınların daha erken tespit edilmesi ve kontrol edilmesine yönelik bilim insanları teknolojinin yardımcı olacağını söylüyor. Exeter Üniversitesi'nde yapılan çalışmada, mantarlardaki çeşitli biyolojik süreçleri hedef alan ve direnç geliştirmeyi çok daha zor hale getiren kimyasallar geliştiriliyor.
Küresel iklim değişikliği sonucunda küresel gıda güvenliğine yönelik bir diğer tehdit ise; sıcaklık değişiminin gıda üretimine etkisi, kuraklık ve temiz su kaynaklarına yönelik sorunlardır. IPCC raporuna göre, 1961’den bu yana günlük sıcaklık değişim sıklığının artması insan kaynaklı nedenlere dayanıyor. Yıllık maksimum gündüz sıcaklığının artması ise sera etkisinin bir sonucu. Günlük sıcaklık değişimi birçok mahsule zarar veriyor. Özellikle yüksek sıcaklıklarda buğday ve diğer mahsullerin verimliliği belirgin bir şekilde düşüyor. Tatlı su kaynakları da iklim değişikliğinden etkilenmekte ve iklim değişikliği nedeniyle günümüzde pek çok bölge düzenli yağış alamamaktadır. Ortalama sıcaklığın artması, erişilebilir tatlı suyun azalmasına neden olmakta ve bu durum da tarım üretiminin azalmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda kuraklık da gıda üretimi üzerinde olumsuz bir etki yaratmakta ve dolayısıyla aşırı hava olayları kaynaklı sel ve fırtınalar insanların geçim kaynaklarını yok etmekle birlikte küresel gıda güvenliğini tehdit etmektedir.
Küresel iklim değişikliği sonucunda yaşanan kuraklık, sel baskınları, sıcaklık değişimleri nedeniyle dünyada gıdaya ulaşmak her geçen gün zorlaşmaktadır. Devletler ve insanlar tarafından iklim değişikliğine karşı önlemler alınmadığı taktirde tüm insanlar küresel gıda felaketinin sonuçlarını ağır bir şekilde yaşayacaktır.