Orman yangınlarının şiddeti ve sıklığı son yıllarda iklim değişikliği, insan faaliyetleri ve değişen arazi kullanım modelleri nedeniyle arttı.  Bu artış dünya genelinde çeşitli sektörlerde ve bölgelerde büyük riskler oluşturmaktadır. Kontrol edilemeyen orman yangınları  doğal hayatın yok oluşuna, can kaybına ve milyarlarca dolarlık zarara neden olmaktadır. Küresel ısınma, kuraklığı ve diğer aşırı hava koşullarını artırmaktadır. Kurak koşullar, yangınlar için yakıt görevi gören bitkilerin nemini emmesi nedeniyle daha kuru bitki örtüsü yüksek sıcaklıklarla karşılaştığında,  orman yangınlarının ve yaydıkları dumanın sıklığını, kapsamını ve şiddetini arttırmaktadır. Son 10 yılda ise 1850’den bu yana en sıcak 10 yıl (2015-2024) olarak kayıtlara geçti ve 2024 “en sıcak yıl” olarak rekor kırdı. Nature Communications Earth & Environment dergisinde yayımlanan bir makalede, 2006’dan 2020’ye kadar iklim değişikliğinin, orman yangınlarından kaynaklanan küçük partiküllere maruziyet nedeniyle yaklaşık 15 bin ölüme neden olduğunu gösterdi. Araştırmacılar özellikle orman yangını dumanından kaynaklanan ince partikül madde (PM2.5) maruziyetle bağlantılı ölümler üzerine yoğunlaştı. Orman yangını dumanından kaynaklanan PM2.5’in diğer kirlilik kaynaklarından daha zehirli olduğuna dair verilerde bulunmaktadır. Veriler yangınların yaklaşık 160 milyar dolara mâl olduğunu da ortaya koymaktadır. Çalışma yıllık ölüm sayısının 130 ila 5100 arasında değiştiğini ve en yüksek ölümlerin Oregon ve Kaliforniya gibi eyaletlerde olduğunu gösterdi. Bu partiküller akciğerlerin derinliklerine yerleşerek ve kısa süreli maruziyette öksürük ve göz kaşıntısını tetiklemektedir. Uzun vadede ise mevcut sağlık sorunlarını daha da kötüleştirerek,  kronik ve ölümcül sağlık sorununa yol açmaktadır. En savunmasız olanlar ise çocuklar, hamileler, yaşlılar ve açık havada çalışanlardır. Dünya çapında bu kirleticinin 4 milyon kişinin ölümüne yol açtığı tahmin edilmektedir.

 Allianz Commercial’ın Yükselen Risk Trendleri 2025 başlıklı raporu yayınlandı. Rapora göre orman yangınlarının maliyeti 10 yılda altı kat arttı. Raporda,  Batı ABD, Batı Kanada, Güney ve Doğu Avustralya ve Güney Avrupa, orman yangınlarına en çok maruz kalan coğrafi bölgelerdir. Ancak bu tür yangınlar artık Kanada’nın kuzey bölgeleri, İskandinavya ve Rusya’daki ormanlar da dahil olmak üzere daha önce riskli görülmeyen yerlerde de meydana gelmektedir. Orman yangınlarından etkilenen insan ve mülk sayısının arttığı da raporda belirtilmiştir. Şöyle ki; orman yangınlarından kaynaklanan küresel sigortalı kayıplar 2000’lerde 8,7 milyar dolardan 2010’larda 56,3 milyar dolara yükselerek altı kattan fazla maliyete yol açtı. Raporda, orman yangınlarında hasar ve iş kesintisi açısından en önemli risklerle karşı karşıya kalan sektörler; kamu hizmetleri, enerji, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ulaşım olarak belirtilmektedir. Raporda, orman yangınlarının azaltılmasının, riskleri en aza indirmek ve değişen iklime karşı dayanıklılık oluşturmak için yerel, ulusal ve küresel düzeylerde koordineli eylem gerektiren karmaşık ve acil bir konu olduğu sonucuna varılmaktadır.

Havaların ısınmasıyla birlikte ülkemizde de büyük bölümü insan müdahalesi kaynaklı olmak üzere 150 orman yangını meydana geldi.   Türkiye genelinde Sakarya’dan Mersin’e, Manisa’dan Mardin’e, İstanbul’dan Antalya’ya kadar farklı bölgelerde görülen orman yangınları büyük zararlara yol açtı. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, 23-27 Haziran  tarihleri arasında 151’i orman, 224’ü kırsal alan olmak üzere toplam 375 yangın meydana geldi. Meterolojik tahminlere göre Temmuz ayı sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde olacaktır. Bu durum orman yangınları riskini arttıracak önemli bir etkendir. Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP),  Türkiye’nin farklı illerinde meydana gelen büyük orman yangınlarına dikkat çekerek bir açıklama yayımladı. Açıklamada; Bilecik, İzmir ve Türkiye’nin farklı illerinde meydana gelen büyük orman yangınlarının yalnızca doğayı ve canlı yaşamını değil, aynı zamanda halk sağlığını da ciddi biçimde tehdit ettiği vurgulandı. Açıklamada, “yangınlar sırasında ortaya çıkan ince partikül maddeler (PM2.5 ve PM10) hava kalitesini hızla bozarken özellikle KOAH, astım gibi solunum sistemi ve kalp-damar sistemi hastalıkları olan bireyler için hayati risk yarattığı belirtildi. Platform ayrıca, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ait ulusal hava kalitesi izleme ağı web sitesinin (bir ayı aşkın süredir çalışmadığına da vurgu yaptı. Hava kirliliği izleme ağı verilerine kamusal erişim sağlanması ve valiliklerin, sağlık kurumlarının, vatandaşların kararlarını şekillendirmesine olanak tanıyan temel bir altyapı oluşturmaktadır. Orman yangınları gibi olağanüstü dönemlerde hava kalitesinin izlenmesinin ve değerlendirilmesinin yaşamsal bir zorunluluk ve kamu kurumlarının sorumluluğu olduğunu, veri akışının sürekli kesintiye uğramasının, alınması gereken idari önlemleri geciktirdiğini ve  halk sağlığının korunmasını zorlaştırdığını belirtti. Çevre Kanunu ve Hava Kalitesinin Değerlendirmesi ve Yönetimi Yönetmeliği uyarınca valilikler, kaymakamlıklar ve belediyelerce hava kirliliğinin kontrol altına alınması ve halk sağlığının korunması için acil önlemler alınmalı ve önlemler yurttaşlara etkin biçimde duyurulmalıdır.” açıklamalarında bulundu.

Türkiye’deki orman yangınları, sadece bir çevresel felaket değil, aynı zamanda biyoçeşitliliği tehdit eden ekolojik büyük bir sorundur.  Ormanlar, ekosistem için karbon depolarıdır. Maalesef yangınlar, bu ekosistemleri yok etmekte ve toprak verimliliğini azaltmakta ve iklim değişikliğini hızlandırmaktadır. Yangınlar,  bitki örtüsünü ve hayvanları yok ettiği gibi ormanların yarattığı ekosistemlerde yok olmaktadır. Ormanlarımız, ülkemizin doğal kaynakları  kültürel mirasımızdır.  Bu ormanları korumak ve biyoçeşitliliği yaşatmak için doğayı bilinçli korumalıyız ve yangınların önlenmesi adına hep birlikte adımlar atmalıyız. (Kaynak:Allianz Commercial’ın Yükselen Risk Trendleri 2025 başlıklı rapor, Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP))