Ülkemiz 9 saat arayla gerçekleşen depremlerle sarsıldı. Kahramanmaraş’ta 6 Şubat Pazartesi günü gece yarısı 04.17’de merkez üssü Pazarcık ilçesinde, 7.7 şiddetinde bir deprem meydana gelirken, aynı saatlerde Gaziantep Nurdağı’nda 6.4 büyüklüğünde  depremler art arda meydana geldi. Bu depremin ardından Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde saat 13.24’te büyük bir deprem daha gerçekleşti. 7.6 büyüklüğündeki bu ikinci depremde birçok hasarlı bina yıkıldı ve vatandaşlarımız göçük altında kaldı. Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Adana, Malatya, Elazığ illerimizde acı haberler peş peşe geldi. Çevre  illerde de depremin etkisi hissedildi. Binlerce binanın çöktüğü,  yaralı ve ölü sayısının hala artmaya devam ettiğini  öğrenmekteyiz. Bu deprem 1939 Erzincan depreminden sonra ülkemizde yaşanan en büyük deprem.

            Yüzyılın en büyük doğal felaketi olan depremi ülke olarak yaşadık ve hala artçı sarsıntılar bu illerde yaşanmaya devam etmekte. Kayseri ilimiz de merkezleri Pazarcık ve Elbistan olan depremlerden etkilenmiştir.  Vatandaşlar geceyi arabalarında, okullarda, tesislerde geçirerek güvenli bir alan bulmaya çalıştı.  Depremin yoğun yaşandığı illerimiz de  can kayıpları, yaralılar, yıkılan  binalar oldukça fazla. Kar altında, buz gibi havada üç gecedir  göçük altında çaresizce kurtarılmayı bekleyen vatandaşlarımız var. Yıkılan binalar, evler ve yok olan hayatlar. Göçük altında bekleyenler ve onların göçük altından kurtarılmasını bekleyen yakınları. Bu acının tarifi mümkün değil. Yaşanan depremin boyutu o kadar büyük ki  Türkiye, uluslararası yardımı içeren 4.seviye yardım alarmı vermiştir.  Şu an bir insanımızın dahi  halen göçük altında olması deprem ülkesi olmamıza rağmen  bir adım dahi ileri gitmediğimizi bir kez daha göstermiştir. Türkiye bir deprem ülkesi ve 1900’den bugüne kadar 6 ve üzeri büyüklüklerinde 226 deprem yaşamıştır. Buna göre 1919 Ayvalık depremi, 1930 Hakkari depremi, 1939 Erzincan depremi, 1941 Van-Erciş depremi, 1942 Niksar-Erbaa depremi,1943 Adapazarı-Hendek depremi,1943 Tosya-Ladik depremi, 1944 Bolu-Gerede depremi,1946  Muş-Varto depremi, 1949 Bingöl-Karlıova depremi, 1953 yılında Çanakkale-Yenice-Gönen depremleri, 1966 Muş-Varto depremi, 1970 Gediz depremi, 1971 Bingöl depremi,1975 Diyarbakır- Lice depremi, 1976 Van-Çaldıran depremi, 1983 Erzurum, 1992 Erzincan depremleri ve  1999 yılında ki Gölcük-Düzce depreminin üzerinden ise 23 yıl geçti.  Arkasından gelen 2003 yılı Bingöl depremi,2020 yılında Elazığ, 2020 tarihinde İzmir depremleri ve son olarak 6 Şubat Pazartesi günü, 10 ilimizde büyük bir yıkım ve can kaybı yaşadığımız depremler de bu listeye eklenmiştir. Ülkemizin yaşadığı deprem verileri incelendiğinde büyük yıkımlar ve can kayıpları olduğu acı bir tablo görmekteyiz. 1900’lü yıllardan bugüne kadar depremler yaşanmış ve hala yaşıyoruz. Depremlerin yaşandığı ve yaşanacağı gerçeği değişmeyecek fakat değişmeyen bir şey daha var. Deprem konusunda önlemlerin alınmadığı ve sorumlulukların yerine getirilmediği gerçeği. Yaşadığımız depremin gelmekte olduğunu  bilim insanları defalarca anlattı, yazdı, rapor verdi. Hiçbir yetkili merciden tepki alınmadı. Bilimin ışığından ayrıldığımız her an bu yıkımları yaşamaya devam edeceğiz.

Depremin olduğu andan itibaren sosyal medya hesaplarından binlerce vatandaşımız çaresizce yardım ve kurtarma paylaşımları yaptı.  Hala ulaşılmayan ilçeler, mahalleler, köyler var. Binlerce insan büyük umutlarla iş makinalarını bekliyor. Giysi, gıda ve barınma ihtiyacı had safhalarda. Elektrik ve su yok, ısınma ihtiyaçlarını karşılayamıyor vatandaşlarımız. Yıkılmış devlet binaları, yollar, hastaneler, okullar, tüneller.. Zor günlerden geçtiğimiz  bu günlerde  büyük bir dayanışma ve yardımlaşma  duygusu oluştu toplumumuzda. Bu tarihi felakete karşı enkazın altından hep birlikte yan yana olursak çıkabileceğiz. Haluk Levent, dün bir Twitter paylaşımında, “Hadi uyu demek kolay. Yanı başımda yardım edemediğim, göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var, anneler, babalar var. Olmuyor işte uyuyamıyorsun. İnsan ne olmak ister? Hiç kepçe olmak ister mi? Şu an olsam keşke. Tek tek enkazların üzerini açsam. “demiş. İşte yaşadığımızdan utandığımız  bir dönemden yine geçiyoruz.  Şimdi yıkılan zayıf binaları yapanlar ve onaylayanlar yargılanmayacak mı? Bilim insanlarının uyarıları hala dinlenmeyecek mi?