Birleşmiş Milletler (BM) desteğiyle hazırlanan ve son iki yılda tarihin en ciddi kuraklıklarından birkaçının gerçekleştiğini gösteren “Dünyadaki Kuraklık Noktaları” başlıklı yeni bir rapor yayımlandı. Raporda 2030 yılında Türkiye’nin de ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuldu. Araştırmaya göre, Türkiye’de su kaynaklarının %75’i tarım alanında kullanılmaktadır. 2030’da olası kuraklık göz önüne alındığında, ülkede ciddi yatırımların hayata geçirilmesi gerekmektedir.  Raporda Akdeniz bölgesi özel olarak değerlendirildi. Bölge, iklim değişikliğinin ana merkezlerinden biri olduğu ve hava sıcaklıklarındaki artışa paralel olarak yağışlardaki düşüş dikkate alınarak değerlendirilmektedir. 1950’lerden bu yana  Akdeniz ikliminde kuraklığın normal olduğu ancak sıklığının ve etkisinin hızla arttığı belirtilmektedir. 2050 yılında rapora göre bölgede ortalama hava sıcaklıklarının 2-3 derece, 2100 yılında 3-5 derece arasında artması beklenmektedir. Bu durum her 2 derecelik sıcaklık artışının, bölgede suya erişimin %15’e kadar varan oranda azalması anlamına gelmektedir. Akdeniz bölgesi, Türkiye de, çöl iklimine benzeyen bir iklimin görülmesi olasılığının arttığı ve bu nedenlerle   kuraklıktan etkilenme potansiyelinin en yüksek ülkeler arasında görüldüğü tespit edildi. Raporda, Akdeniz havzasında iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkisi ve olası risklerini incelemek için üç ülke baz alınmaktadır. Bu ülkeler ise; İspanya, Fas ve Türkiye’dir.

Türkiye yarı kurak ve toprak parçalanmasına yatkın olan ve ülkenin %88’inin çölleşme riskiyle karşı karşıya” ifadeleri raporda yer almaktadır. Türkiye’de yağış oranları, 21. yüzyılın sonunda %30 oranında düşecektir. Eş zamanlı olarak sıcaklıklar  artacak ve 2100 itibarıyla ülkenin batısı ve güneyinde ortalama sıcaklıklar 4-5 derece daha fazla olacaktır.  Türkiye nüfusun ve tarım alanlarının %80’i beş yıl içinde kuraklık riski yaşayabilme riski çok yüksek ülkeler arasındadır. Ayrıca ülkemiz, 2019’da Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) göre su konusunda sıkıntılar yaşayan ülke kategorisinde olan, 2030’da “su fakiri” ülke kategorisinde olma riskini  taşımaktadır.  Araştırmada, 2022 yılı Türkiye için aşırı kurak  geçti ve  2023 yılında ise  ciddi bir kuraklık görüldü. 2025 yılının Ocak ayı da, son 24 yılın “en kurak Ocak ayı” oldu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ortalama Ocak ayı yağışının %6’sını aldı ve  diğer bölgeler ise sadece %30’unu aldı.Ciddi kuraklık etkileri, özellikle tarım alanında hâlâ devam ettiğinin altı çizilmektedir. 2030’da yaşanacak olası kuraklık dikkate alındığında, araştırmada, su kaynaklarının kullanımı ve farklı kaynaklara yönelme konusunda ülkede ciddi yatırımlar yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulunulmaktadır. Öyle ki; Türkiye’de su kaynaklarının %75’i tarım alanında kullanılmaktadır.

 

Rapora göre kuraklık krizinin sonuçları çok ağır boyuttadır. Özellikle  düşük ve orta gelirli ülkeler yıkımın en ağır yükünü taşımaktadır. Raporda kuraklığın en savunmasız toplulukları ve kadınları daha çok etkilediği, toplum üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu tespit edildi.  Doğu Afrika’nın kuraklıktan en çok etkilenen dört bölgesinde ailelerin geçinebilmek için başlık parasına yönelmesiyle birlikte çocukların zorla evlendirilmesi vakalarının iki katına çıkması gösterilmektedir. Zeytin hasadı iki yıl süren İspanya’da kuraklık ve rekor sıcaklıklar nedeniyle yarıya indi. Avrupa son 500 yılın en büyük kuraklığıyla karşı karşıyadır. Amazon havzasında da su seviyelerinin kuraklıktan dolayı rekor seviyeye düşmesi balıkları öldürdü. Nesli tükenmekte olan yunuslar ise daha fazla risk altında şu an. Binlerce kişinin kullandığı su kaynakları da kuraklıktan etkilendi. Kuraklık dünya ticaretini de zarar verdi. Şöyle ki; Ekim 2023 ile Ocak 2024 arasında Panama Kanalı’nda su seviyesinin düşmesiyle günlük gemi geçişleri 38’den 24’e indirildi.

ABD Ulusal Kuraklık Azaltma Merkezi’nin kurucu direktörü olan,  Dr. Mark Svoboda, “Bu yavaş ilerleyen küresel bir felaket ve şimdiye kadar gördüklerimin en kötüsü, bu rapor kuraklığın yaşamları, geçim kaynaklarını ve hepimizin bağımlı olduğu ekosistemlerin sağlığını nasıl etkilediğinin sistematik olarak izlenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Dünyadaki Kuraklık Noktaları” adlı rapor 2023’ten 2025’e kadar kuraklıktan en ciddi şekilde etkilenen yerleri saptadı”  açıklamasında bulundu.

Raporda kuraklığın, yoksulluğu ve ekosistem çöküşünü ağırlaştırdığı tespit edildi. Afrika’dan Avrupa’ya kadar bir çok ülke, iklim değişikliğinin daha da arttığını bu kuraklıkları yaşadı. Raporda, kuraklık “Sessiz bir katil” olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca kuraklığın “yavaşça hayatımıza girdiği, kaynakları tükettiği ve yaşamları mahvettiği”  ve yoksulluk ve ekosistem çöküşünü arttırdığı belirtilmektedir. Araştırmada kuraklığın Afrika, Akdeniz, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki etkilerine dikkat çekilmektedir. 2025 yılı başında Somali’de 4,4 milyon kişinin kriz düzeyinde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu tahmin edilmektedir. Kenya, Etiyopya ve Somali’nin yağmurlu olması gereken mevsimlerde yıllarca ardı ardına  yağmur yağmaması sonucu Ocak 2023’te Afrika Boynuzu bölgesi son 70 yılın en kötü kuraklığıyla karşı karşıya kaldı. 2024 yılında ise, kuraklığın yol açtığı kıtlık nedeniyle Somali’de yaklaşık 43 bin kişi hayatını kaybetti. Afrika yaban hayatı da  kuraklıktan olumsuz şekilde etkilenmedir. Öyle ki Botsvana’daki su aygırları kuru nehir yataklarında mahsur kalmakta ve Zimbabve, Namibya’da yeterli gıdaya erişemeyen fiiller öldürülmektedir.

 

Araştırmada dünyada kurak bölgeler son 40 yılda üç katına çıktığı tespit edildi. Doğal iklim olayı El Niño tarafından iklim değişikliğinin kuraklık etkileri, küresel hava durumunu değiştirerek daha da kötüleştirdi.  Bu hava hareketiyle, Pasifik Okyanusu’nun bazı bölgelerinde deniz yüzey sıcaklığı ortalamanın üstüne çıktığında ekvator boyunca rüzgarlar değişime uğramaktadır. El Niño denen bu durum tipik olarak Güney Afrika, Güneydoğu Asya, Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya gibi tropikal bölgelerde kurak koşullara neden olmaktadır.

Raporun yazarları, bu kuraklık krizine karşı hükümetlerin önlem almaları için daha güçlü erken uyarı sistemleri  dahil olmak üzere çeşitli tedbirler almalarını tavsiye etmektedir. Ayrıca kuraklık sadece bir hava olayı değil, sosyal, ekonomik ve çevresel sorunlara da yol açmaktadır. Asıl çözüm, kuraklık sorununa nasıl hazırlanacağımızın çözümünü bulmamız gerektiğidir.