KPMG Türkiye – tam adıyla Klynveld Peat Marwick Goerdeler, merkezi Hollanda’da bulunan ve 140’tan fazla ülkede faaliyet gösteren uluslararası bir denetim, vergi ve danışmanlık kuruluşunun Türkiye ayağı – geçtiğimiz günlerde insanlığın en temel ihtiyacı olan gıdanın geleceğine ışık tutan önemli bir rapor yayımladı. “Küresel Gıda Sistemlerinin Geleceği: Dayanıklılık, İşbirliği ve Dönüşüm İçin Yol Haritası” başlıklı bu çalışma, sadece tarımsal üretimi değil, küresel istikrarı da ilgilendiren bir tablo çiziyor. Rapora göre, bugün dünyada 800 milyondan fazla insan açlık sınırında yaşarken, üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri israf ediliyor. Yani bir yanda doymayan milyarlar, diğer yanda çöpe giden tonlarca gıda… Bu çelişki yalnızca ekonomik bir sorun değil; toplum sağlığından çevresel dengeye, ekonomik kalkınmadan jeopolitik güvenliğe kadar uzanmaktadır. KPMG, bu sistemin artık sadece tarımsal bir mesele olarak değil, küresel istikrarın temel taşı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor.
KPMG Türkiye’nin yayımladığı “Küresel Gıda Sistemlerinin Geleceği” raporu, hızla artan nüfus, derinleşen iklim krizi, ekosistem hizmetlerindeki zayıflama, doğal kaynakların aşırı kullanımı ve pandemi sonrası ortaya çıkan yapısal dengesizlikler gibi küresel sorunlara yanıt aramak amacıyla hazırlandı. Rapor, mevcut gıda sistemlerinin sınırlarına ulaştığını ve yalnızca üretimi artırmanın artık yeterli olmadığını vurguluyor. Bu kapsamda enerji, finans, sağlık, teknoloji ve altyapı gibi birçok sektörü içine alan kapsayıcı, dirençli ve işbirliğine dayalı yeni modeller öneriliyor. KPMG’nin yayımladığı rapor, küresel gıda sistemindeki kırılganlıkları ve temel sorun alanlarını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Buna göre, dünyada üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri sofraya ulaşmadan israf ediliyor. Bu kayıp yalnızca ekonomik açıdan değil, aynı zamanda etik ve çevresel bir kriz olarak değerlendiriliyor. İsraf edilen su, enerji, iş gücü ve toprak gibi kaynaklar, sürdürülebilirlik hedeflerine doğrudan zarar veriyor.
Raporda bu tablonun ardında dört temel kırılganlık öne çıkıyor:
- Çiftçi Refahı: Dünyanın birçok yerinde çiftçiler; artan üretim maliyetleri, dalgalanan fiyatlar, düşük alım garantileri ve zorlaşan üretim koşullarıyla mücadele ediyor. İklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık, sel ve don gibi hava olayları üretimi daha da güçleştiriyor. Tarımın kazancı azaldıkça gençler bu sektörden uzaklaşıyor, kırsal bölgeler yaşlanıyor.
- Gıda Fiyatları ve Enflasyon: Gıda fiyatlarındaki artış, özellikle gelişmekte olan ülkelerde hane halkının bütçesini zorluyor. Bu durum sosyal yardımlara olan ihtiyacı artırırken, gıda enflasyonu ekonomik ve politik istikrar açısından da risk yaratıyor.
- Açlık ve İsraf İkilemi: Bir yanda açlıkla mücadele eden milyonlar, diğer yanda çöpe giden tonlarca gıda… Bu çelişki, yalnızca ekonomik değil, insani ve vicdani bir sorun.
- Ekolojik Etkiler: Yoğun tarım uygulamaları, doğal kaynakların tükenmesine, habitat kaybına ve ekosistem tahribatına neden oluyor. Biyoçeşitliliğin azalması, uzun vadede gıda güvenliği için en büyük tehditlerden biri olarak değerlendiriliyor.
KPMG raporu, gıda sistemlerinin geleceği için yalnızca çiftçilerin değil; enerji, sağlık, finans, teknoloji ve altyapı gibi sektörlerin de birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguluyor. Küresel ölçekte sürdürülebilir bir dönüşüm için 10 temel başlık öne çıkıyor:
1. Arazi Kullanımında Verimlilik:Artan nüfus ve kentleşme, tarım arazileri üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Rapora göre, gıda üretiminde karbon salımını azaltacak, yenilenebilir enerji ve akıllı arazi planlamasına dayalı entegre sistemlerin geliştirilmesi gerekiyor.
2. İklim Direnci ve Biyoçeşitlilik:Kuraklık, sel ve aşırı sıcaklık gibi iklim olayları tarımsal üretimi doğrudan tehdit ediyor. Bu nedenle, iklime dayanıklı tohumların kullanılması, doğayla uyumlu tarım yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve ekosistem çeşitliliğinin korunması büyük önem taşıyor.
3. Su Yönetimi ve Teknoloji Yatırımları:Tarımda kullanılan suyun yaklaşık yüzde 70’inin verimli yönetilmesi gerektiğine dikkat çeken rapor, damla sulama, sensör destekli sistemler ve gri su kullanımı gibi teknolojik çözümlerle kaynakların etkin kullanılmasını öneriyor.
4. Beslenme ve Halk Sağlığı:Gıda sistemlerinin yalnızca üretimi değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediği belirtiliyor. Sağlıklı, dengeli ve yerel üretime dayalı beslenme alışkanlıklarının yaygınlaştırılması, işlenmiş gıdalara olan bağımlılığın azaltılması gerekiyor.
5. Tüketici Bilinci ve Davranış Dönüşümü:Rapora göre, gıda israfını azaltmanın yolu, tüketicinin de bu dönüşümün bir parçası olmasından geçiyor. Ürünlerin şeffaf etiketlenmesi, sürdürülebilir üretimin desteklenmesi ve bilinçli tüketimin teşvik edilmesi öneriliyor.
6. Tarımda Dijitalleşme ve Yapay Zekâ:Veriye dayalı karar sistemleri, tarımda hem verimliliği artırıyor hem de kaynak israfını azaltıyor. Uydu takip sistemleri ve yapay zekâ destekli tahminleme teknolojileriyle üretimin planlı ve sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.
7. Yeşil Finans ve Risk Yönetimi:Rapor, karbon piyasaları, iklim sigortaları ve sürdürülebilir tahviller gibi finansal araçların, çiftçilerin iklim değişikliğinden kaynaklı zararlara karşı korunmasında kritik rol oynayabileceğini vurguluyor.
8. Tarımda Yeni Nesil İşgücü:Dijital becerilere sahip genç profesyoneller tarım sektörüne ilgi gösteriyor. Tarım teknolojileri, girişimcilik ve kırsalda yaşamı destekleyen altyapılarla yeni nesil iş gücünün sektöre kazandırılması, geleceğin gıda güvenliği için hayati önem taşıyor.
9. Krizlere Dayanıklı Tedarik Yapıları: Raporda, bölgesel iş birlikleri, stratejik gıda stokları ve yerelleştirilmiş tedarik ağlarıyla daha esnek, dayanıklı sistemler kurulması gerektiği belirtiliyor.
10. Çapraz Sektörel İş Birliği Kültürü:Gıda, enerji, sağlık, finans ve teknoloji alanlarında bilgi ve kaynak paylaşımı; sistemin dayanıklılığını artıracak ortak bir zeminin oluşmasını sağlıyor. Kamu-özel sektör iş birlikleri ile veri ve inovasyon platformlarının bu sürece ivme kazandıracağı vurgulanıyor.
KPMG’nin “Küresel Gıda Sistemlerinin Geleceği” raporu, sadece tarımsal üretime odaklanan klasik anlayışın artık geride kaldığını ortaya koyuyor. Gıda, günümüzde bir ekonomik faaliyet olmanın ötesine geçerek insan sağlığının, çevresel dengenin ve küresel istikrarın merkezine yerleşmiş durumda..Sürdürülebilir bir gelecek için tarım, finans, teknoloji, enerji, sağlık ve kamu politikalarının bir arada düşünülmesi gerekiyor. Gıda sistemlerinde atılacak her adım, iklim kriziyle mücadelede, ekonomik dayanıklılıkta ve toplumsal refahta belirleyici rol oynayacak.