13 Şubat’ta Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen göçük sebebiyle 9 maden işçisi toprak altında kaldı. Milyonlarca ton kimyasal atık altında can veren maden emekçilerimizin bir an önce kurtarılmalarını bekliyoruz. Göçükle beraber başta siyanür olmak üzere çok sayıda zehirli kimyasal içeren milyonlarca metreküp toprak Fırat Havzası’na karıştı. ANKA’nın haberine göre, bölgede siyanür sızıntısı iddiaları madenin yakınındaki köylüleri tedirgin ediyor. Maden alanına 11 km uzaklıkta geçimini hayvancılıkla sağlayan Bağıştaş köylüleri, siyanür tehlikesi nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakınıyor. Kayacık köyünden Ahmet Temel ise “Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz” diyor.
Çöpler Altın Madeni İliç yöresine altı kilometre uzaklıkta olmasına rağmen yöre halkı ekonomik beklentilerden dolayı tesisin faaliyetine tepki göstermemişlerdir. Bunun yanı sıra 2009 yılında faaliyete geçen Çöpler Altın madeninde 2010 yılından itibaren 4 kez kapasite artırımına gidilmiş ve hatta ocak genişletme başvurusunda ÇED(Çevresel Etki Değerlendirmesi)onayı alması dahi gerek görülmemiştir. Tüm uyarılara rağmen şirket ÇED onaylarını rahatlıkla almıştır. Öyle ki 13 Şubat’taki İliç maden felaketinden önce 21 Haziran 2022’de aynı maden sahasında siyanür solüsyonu borusunun patlaması sonucunda tonlarca kimyasal çevreye yayılmıştır. Bu olaydan sonra maden şirketine para cezası kesilmiş ve faaliyetleri geçici olarak durdurulmuştur. Ancak şirkete kesilen para cezası 13 Şubat’taki maden göçüğünü önleyememiştir. İki ay sonra maden tekrar açılmıştır. İliç’teki Çöpler Altın Madeninin bitmeyen büyüme talepleri ve yeterli düzeyde inceleme yapılmadan izinlerin verilmesi Fırat havzasında yaşanılan çevre felaketinin habercisi olmuştur. Önemli bir diğer konu ise maden tesisine kontrolsüz izinler verilirken Erzincan ilinin deprem bölgesinde yer aldığı gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Meydana gelecek olası depremler, atık barajı, yığın liçi ve diğer madencilik sebepli büyük çevre felaketlerine neden olacaktır. İliç’te yaşanan maden felaketi görüldüğü üzere kaza ya da kader değildir. Denetimsizliklerin, usulsüzlüklerin sonucu yaşanan bir felakettir. Gerekli denetimler yapılmış olsaydı ve maden açılmasaydı bugünkü olay yaşanmayacaktı…
13 Şubat tarihinde yaşanılan maden felaketi Türkiye’nin yaşadığı ilk maden felaketi olmadığı gibi gerekli yasal düzenlemeler ve önlemler alınmadığı sürece ne yazık ki son olmayacaktır. Son 10 yılda ülkemizde İliç ile birlikte kamuoyunca bilinen 8 maden felaketi yaşanmıştır. Öyle ki 18 Kasım 2021 tarihinde, Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde faaliyete devam eden maden işletmesine ait atık barajının duvarının çökmesi büyük bir çevre felaketi olarak kayıtlara geçmiştir. Binlerce ton zehirli kimyasal içerikli maden atığı nedeniyle, başta yörenin su varlıkları olmak üzere Kelkit Ovası ve yöre halkı büyük bir tehditle karşı karşıya kalmıştır. Buna rağmen yaşanan çevre felaketi ülke gündeminde yer bulmamıştır. Türkiye’de yaşanan çevre felaketlerine rağmen her geçen gün daha fazla maden projesinde “ÇED olumlu” ve “ÇED gerekli değildir” kararları ile onay alınmaktadır. 4.grup sınıfında yer alan madencilik faaliyetlerine ÇED başvuruları hızla artmaktadır. 2023 yılında petrol, doğalgaz, III. ve IV. Grup madenlere dair, ÇED süreci başlayan 525, ÇED Gerekli Değildir kararı verilen 443, ÇED olumlu kararı verilen 37 proje, ÇED olumsuz kararı verilen ise sadece 1 proje bulunmaktadır.
Altın madenciliğinde sülfürik asit ya da siyanür gibi çeşitli zehirli maddeler kullanılmaktadır. Uygulanan liçleme yönteminin canlıların yaşamına ve doğaya büyük zarar verdiğini bilimsel araştırmalar göstermektedir. Liçleme sırasında kullanılan kimyasal, toprak içinde bulunan arsenik, antimon, kadmiyum, kurşun, civa, çinko gibi ağır metalleri de serbestleştirip zararlı formlara dönüştürmektedir. Toksik özellik taşıyan bu metaller soluma, beslenme yoluyla canlı bedeninde birikerek ölümcül vakalar dahil birçok hastalığa neden oluyor. Soluma, su ve gıdanın tüketilmesi yoluyla vücuda alınan siyanür ve diğer ağır metaller nedeniyle tüm canlılarda akut ve kronik zehirlenme, kansızlık, kalp yetmezliği, kanser, böbrek yetmezliği, akıl hastalıkları, anormal doğumlar görülüyor. Konuyla ilgili, uzmanlar zehirli kimyasalların doğaya karışmasının etkilerinin uzun yıllar devam edeceğini belirtiyor.
İliç’te yaşanan maden felaketinin ardından insan yaşamının ve doğanın korunması için önlemlerin alınmadığı, bilimin göz ardı edildiği ve kontrolsüz bir şekilde madencilik faaliyetlerinin yapıldığını gördük. Öncelikle bu altın madeninde, tehlikeli maddelerin çevreye ve insanlara verdiği zararların neler olduğu ve bu tehlikelere karşı ne gibi önlemler alındığı bilgisi kamuoyuyla paylaşılmalı ve insanlar aydınlatılmalıdır. Ülkemizde yapılmakta olan kontrolsüz madencilik faaliyetleri yaşamımıza, toprağımıza, suyumuza, havamıza ve tüm canlılara zarar veriyor. Altın, gümüş gibi madencilik faaliyetlerinin her sürecinde, hektarlarca büyüklükte arazi tahribatları oluşmakta, yüksek miktarda su tüketmesi nedeniyle su varlıklarımız üzerinde baskıya yol açmakta, ormanların, meraların zarar görmesine, kullanılan siyanür, sülfürik asit gibi kimyasallar nedeniyle çevre kirliliği oluşmasına, canlı yaşamının zarar görmesine, tarımsal üretimde olumsuz etkilere, biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olmaktadır. İliç maden felaketi göz göre göre yaşanan ekokırım suçunu oluşturmaktadır. Bölgede siyanür sızıntısı olmasına rağmen maden tesisi hala kapatılmadı. Ne yazık ki bu tehlikeli maddeler doğaya karıştı. Bu nedenle insan ve çevre sağlığı için kontrolsüz madencilik artık son bulmalı ve siyanür, sülfürik asit gibi zehirli kimyasallarla yapılan yığın liç yöntemi yasaklanmalıdır. Ekokırıma yol açan tüm proje ve uygulamalara son verilmelidir. Madencilik faaliyetlerine yönelik denetim ve değerlendirme çalışmalarının sıklığı artırılarak, şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Denetim süreçleri işlemediği, yaşanan felaketlerden ders çıkarılmadığı, bilim göz ardı edildiği sürece mevcut altın madenlerinde de ne yazık ki benzer olaylar yaşanabilir. Madenlerin neden olduğu çevre felaketlerini önlemek, ekosistemi ve canlıların yaşamının sürdürülebilirliğini sağlamak için maden yapılmayacak alanlar belirlenerek yasalarla koruma altına alınmalıdır. Maden kanunu bu felaketleri önleyecek, koruyacak tedbirleri maalesef içermemektedir. Görüldüğü üzere ÇED değerlendirmelerinde de canlıların yaşamı, doğanın sürdürülebilirliği, bilim yok sayılmaktadır. Her yerde denetimsiz madenciliğe izin verilmeyerek, tüm doğal varlıklarımızı madencilik faaliyetlerinden koruyacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Her vatandaşımız da kendisinde çevresel konularda bir sorumluluk hissetmeli ve yetkililerden bilinçli talepleri olmalıdır.