Karbonsuzlaşma sürecinde önemli politikalardan  biriolan karbon fiyatlandırması, Türkiye için orta ve uzun vadeli kritik konulardandır. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile birlikte, Türkiye’nin en  çok ticaret yaptığı AB ile yürüttüğü ticaretin korunması ve geliştirilmesine yönelik politikalar bu bağlamda önem kazanmıştır. Türkiye’nin, SKDM’ye uyum sağlayarak AB ile ticaretini korumasında karbon fiyatlandırması politikasına ihtiyacı bulunmaktadır. Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını (SKDM) kuran Tüzük, 16 Mayıs 2023 tarihinde AB ResmiGazetesi’nde yayımlanmış; SKDM geçiş dönemi uygulama usul ve esasları ile hesaplama metodolojisini belirleyen Yönetmelik ise 17 Ağustos 2023 tarihinde kabul edilmiştir. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM),  önceliklegeniş bir ürün yelpazesini hedeflemektedir. Ancak uygulamanın başlangıcında karbon kaçağı riskinin yüksek olduğu ve benzer özelliklere sahip mallara odaklanmayı hedeflemiştir.1 Ekim 2023 tarihi itibariyle  bu bağlamda çimento, elektrik, gübre, demir çelik, alüminyum ve hidrojen sektörleri SKDM'nin kapsamında yer alacak ve karbon beyanında bulunma zorunluluğuna tabi tutulacaktır.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin hazırladığı, Sektörel Etkileşimler, Fayda ve Maliyetler konulu yayınlanan rapor da,  AB tarafından uygulanan ve Türkiye’de 2026’da devreye girecek Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın(SKDM) nicel ve nitel etkileri incelenmektedir. Raporda,  Demir-çelik, çimento, alüminyum ve gübre sektörlerinde karbon fiyatlandırması/vergisi olmadan da SKDM sektörleri için ihracatın toplam maliyetinin, toplam faydasını aştığı ortaya konuldu. 

Raporun mesajları şunlardır;

•SKDM sektörlerinde güçlü bir yapısal dönüşümün gerektiğinin vurgulanmasının yanında, süreçte ekonomik maliyetleri azaltma, verimliliği artırmak yönünde  sanayi, ticaret ve karbonsuzlaşma eylemlerinin hayata geçirilmesi önerildi. Bu dönüşüm sektörler arası ilişkileri de dikkate alarak ticaret politikası ve sürdürülebilir kalkınma politikalarıyla bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Sadece SKDM sektörleri için değil, ilişkide olduğu tüm sektörleri içeren bir çalışma oluşturulması da  tavsiye edildi.

•Türkiye’nin SKDM’yi yalnız ilk etapta etkilenen sektörler kapsamında değil, bu sektörlerin bağlantılı olduğu diğer alanlarla birlikte değerlendirmesi ve kapsamlı bir sanayi dönüşümünü gündeme alması gerektiği özellikle vurgulandı.

•Türkiye’nin de önünde ekonomik maliyetleri azaltmaya ve üretim verimliliğini artırmaya yönelik sanayi, ticaret ve karbonsuzlaşma eylemlerini hayata geçirmek için kritik bir 10 yılı olduğu raporda vurgulandı.

•Yapısal dönüşüm yalnızca üretim süreçlerinde değil, yeşil dönüşüm ve enerji dönüşümü perspektifleriyle ele alınmalıdır. Karbonsuzlaşma yol haritası, sektörlerin iç dinamiklerini dikkate alarak çoklu alternatif senaryolarla geliştirilmelidir. Net sıfır karbon yol haritası, Türkiye’nin kalkınma öncelikleriyle uyumlu olmalı ve emisyon azaltım stratejileri ile döngüsel ekonomi yaklaşımları entegre etmelidir. 

•Çalışmada, 2050 yılına kadar projeksiyonlar yapılmış olsa da özellikle uluslararası rekabet gücü bağlamında dönüşümün 2035-2040 yılları arasına odaklanmasının önem taşıdığı belirtilmektedir. Uluslararası rekabet koşulları ve AB SKDM ile hem AB’de hem diğer bölgelerde gelişen benzer politikalar göz önüne alındığında, Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi için erken uyum sağlaması gerekmektedir. 

•Karbon fiyatlandırması ve ulusal ETS(Emisyon Ticaret Sistemi) uygulaması, Türkiye’nin AB pazarındaki konumunu güçlendirebilir. Karbon fiyatlaması, sınırda karbon vergisi yükünü azaltırken, yerel karbon vergisi gelirlerinin dönüşümün finansmanında kullanılması önemli bir kaynak yaratabilir.

•Sanayi dönüşümünü desteklemek için uluslararası iş birliği ve finansman fırsatları değerlendirilmelidir. İklim diplomasisi ve SKDM’den etkilenen diğer ihracatçı ülkelerle iş birliği, maliyetlerin adil paylaşımı açısından kritik olacaktır.

•Uzun dönemde mevcut üretimin, karbon maliyetlerini düşürmede yeterli olmayacağı, enerji verimliliği ve karbon yoğun alanlarda düşük karbonlu üretime geçişin rekabette belirleyici olacağının altı çizilmektedir. 

Raporda ki Bulgular Şunlardır;

•Mevcut durumun devamı halinde (olağan durum senaryosu-BAU), sınırda karbon vergisi olmadan da SKDM ürünlerinin toplam ihracatından (Dünya) kaynaklanan ekonomik maliyetler (dış ticaret açığı, ileri bağlantılı sektörlerde katma değer düşüşü, taşımadan kaynaklanan maliyetler) faydaları (ihracat katma değeri, dış ticaret fazlası, geri bağlantılı sektörlerde katma değer artışı) aşmaktadır. AB’ye yapılan ihracat ise mevcut durumda net fayda sağlamakla birlikte güncel AB ETS fiyatı uygulandığında (yaklaşık 70 €/ton) maliyetler faydaları aşmaktadır. “Olağan Durum” senaryosunda, mevcut sanayi ve ticaret politikalarının süreceği, bu kapsamda ele alınan sektörlerde her tür ihracat potansiyelinin değerlendirilmesine öncelik verileceği, ürün kompozisyonunda katma değer artışı, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm perspektiflerinden kayda değer bir dönüşümün gerçekleşmeyeceği varsayılmaktadır.

•Yeşil dönüşümü kolaylaştıracak ve birim katma değeri artıracak üretim kompozisyonu olan bir sanayi dönüşümü gerçekleştirilerek (Dönüşüm senaryosu) SKDM ürünlerinin ihracat miktarı bu doğrultuda azaltıldığında, sınırda karbon vergisine rağmen ihracatın faydaları (ihracat katma değeri, ileri bağlantılı sektörlerde katma değer artışı, dış ticaret fazlası), maliyetlerini (dış ticaret açığı, geri bağlantılı sektörlerde katma değer düşüşü, taşımadan kaynaklanan maliyetler) aşmaktadır. Dönüşüm senaryosunda, 230 €/ton sınırda karbon fiyatına kadar, SKDM ürünlerinde AB’ye ihracatın faydası, maliyetini aşmaktadır. İncelenen dört sektörde mevcut halleriyle ihracatlarından sağlanan ekonomik faydadan daha fazla maliyet ortaya çıkmaktadır. Söz konusu maliyette karbon fiyatlandırması/vergisi varsayımı önemli bir kalem olmakla birlikte maliyetin yarıdan fazlası, dış ticaret açığı ve ulaştırma maliyetleri başta olmak üzere diğer kalemlerden kaynaklanmaktadır.

•Sınırda karbon vergisi 100 €/ton olarak varsayıldığı durumda, ihracatın toplam faydası ile toplam maliyeti arasındaki fark baz alınarak uzun dönemli GSYH etkisi raporda incelendiğinde, olağan durum (BAU) senaryosunda dünyaya yapılan ihracatta belirgin bir negatif etki (%- 0,2) ortaya çıkarken, AB’ye yapılan ihracat için nötr bir etki olduğu görülmektedir. Dönüşüm senaryosunda ise dünyaya yapılan ihracat için negatif etkinin sıfıra yaklaştığı, AB’ye yapılan ihracatın katkısının ise pozitif (%0,2) olduğu, genel etkilerin GSYH’ye kıyasla düşük düzeyde kaldığı görülmektedir.

•Dönüşüm senaryosunda dünya için toplam faydaya en yüksek katkı demir-çelik sektöründen gelirken ardından alüminyum ve çimento sektöründe gelmektedir. Gübre sektöründe ise toplam maliyet, toplam faydayı geçmektedir. AB için ise tüm sektörlerden katkı gelirken, sıralama çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre şeklinde gerçekleşmektedir. Dönüşüm senaryosunda Türkiye’nin  İngiltere ve ABD başta olmak üzere tüm önemli ticaret partnerlerinin karbon fiyatlandırması/vergisi uygulaması ve karbon fiyatının 120 €/ton’un üzerinde şekillenmesi durumunda ek önlemler alınması gerekecektir.