BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) Taraflar Konferansı’nın 16. Toplantısı(COP16) 2 – 13 Aralık tarihleri arasında “Bizim Toprağımız. Bizim Geleceğimiz” temasıyla Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da sona erdi. COP16’ya katılan 200’e yakın ülke, 2025-2026 bütçesi, kum fırtınalarıyla ve kuraklıkla mücadele, bilim ve teknolojide inovasyonun güçlendirilmesi dâhil olmak üzere farklı konularda 39 karar belgesini kabul etti. Ayrıca arazi restorasyonu ve kuraklıkla mücadele, ulusal politikalar ve uluslararası işbirliğinin önceliklerine dâhil edilerek gıda güvenliği ve iklim değişikliğine uyum sağlama taahhüdünde bulunuldu.
Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin hazırladığı Küresel Kuraklık Tehdidi, Bölgesel ve Küresel Kuraklık Eğilimleri ve Gelecek Projeksiyonları raporuna göre, kurak alanlar genişlemekte ve ekosistemler ile toplumlar kuraklığın yaşamı tehdit eden etkilerinden zarar görmektedir. Şöyle ki; 2020’ye kadar geçen 30 yıl içinde dünyanın karasal alanlarının yaklaşık yüzde 77,6’sı, önceki 30 yıla kıyasla daha fazla kuraklık yaşadığı tespit edilmiştir. Raporda, kuraklık yaşayan bölgeler yaklaşık 4,3 milyon kilometre kare genişledi. Bu alan, dünyanın yedinci büyük ülkesi Hindistan’ın yaklaşık üçte biri büyüklüğünde olup Antarktika hariç dünyadaki tüm kara alanlarının yüzde 40,6’sını kaplamaktadır. Son 10 yılda ise dünyada kara alanlarının yaklaşık yüzde 7,6’sı neredeyse Kanada’dan daha büyük bir alan kuraklık eşiğini geçti. Mevcut durumda gezegenin yalnızca dörtte birinde nemli hava koşulları bulunmaktadır. Orta ABD, Angola’nın Atlantik kıyıları ve Güneydoğu Asya’nın bazı bölgeleri nem artışı göstermektedir. Buna karşılık raporda, yüksek sera gazı emisyonu senaryoları şu şekildedir; kurak bölgelerin ABD’nin Orta Batı’sı, Meksika’nın orta kesimi, Venezuela’nın kuzeyi, Brezilya’nın kuzeydoğusu, Arjantin’in güneydoğusu, Akdeniz Bölgesi’nin tamamı, Karadeniz kıyıları, Güney Afrika’nın büyük bölümleri ve Avustralya’nın güneyi gibi bölgelerde genişleyeceği tahmin edilmektedir. Kuraklık eğiliminden en çok etkilenen bölgeler arasında Avrupa’nın yüzde 95,9’u, ABD’nin batı bölgeleri, Brezilya, Asya’nın bazı kısımları ve Afrika’nın merkezi yer almaktadır.
Araştırmada, kuraklık yaşayan bölgelerdeki insanlar için, kuraklık kaynaklı yoksulluk, su kıtlığı ve gıda üretimindeki yetersizlikler, orman yangınları, ekonomik etkiler, birçok bitki ve hayvan türünün yok olması, küresel arazi bozulması, özellikle çocuklar ve kadınlar arasında hastalık ve ölüm oranlarının artması, Orta Doğu’da artan kum ve toz fırtınaları, yarı kurak ormanlarda ağaç ölümleri nedeniyle artan yangınlar, dünya üzerindeki tarıma elverişli arazilerin yüzde 40’ını etkileyerek gıda güvenliği tehdit eden ciddi sonuçlar doğurduğu belirtilmiştir. Kurak alanlarda yaşayan yaklaşık 2-3 milyar insan için, kuraklığa bağlı arazi bozulması, çölleşme, insan refahı ve ekolojik istikrar için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Bu nedenle kuraklık sorunu ile mücadelede, kalıcı ve uyumlu çözümlerin olması gereklidir. Sera gazı emisyonlarının azaltılmaması durumunda, yüzyılın sonuna kadar dünya üzerindeki nemli alanların yüzde 3’ünün daha kurak hale geleceği öngörülmektedir. Raporda en kötü senaryo ise; yüzyılın sonuna kadar 5 milyar insan, toprakların tükenmesi, su kaynaklarının azalması ve ekosistemlerin çöküşüyle başa çıkmak zorunda kalabilir. Kuraklığın en görünür sonuçlarından bir diğeri ise zorunlu göçlerin olmasıdır. Bölgeler kuraklık nedeniyle yaşanamaz hale geldikçe, su kıtlığı ve tarımsal çöküşle karşılaşan aileler ve topluluklar evlerini terk etmek zorunda kalacaktır. Bu durumun raporda, dünya genelinde sosyal ve siyasi zorluklara yol açacağı belirtilmektedir. Dünyanın dört bir yanındaki geniş kara alanlarını etkileyen kuraklığın temel nedeni ise raporda; insan kaynaklı iklim değişikliği olduğuna işaret edilmektedir. Elektrik üretimi, ulaşım, sanayi ve arazi kullanımı değişikliklerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları, gezegeni ısıtarak yağış, buharlaşma ve bitki örtüsünü etkilemekte ve kuraklığa neden olmaktadır.
Kuraklıkla Mücadele İse Raporda Şu Şekilde Sıralanmıştır;
- Damla sulama, yağmur suyu hasadı ve atık su geri dönüşümü gibi teknolojilere yatırım yapın.
- Yerel topluluklara finansal destek, eğitim ve kapasite geliştirme programları sağlayarak kuraklığa uyum sağlamalarına yardımcı olun. Çiftçilerin kuraklığa dayanıklı ürünlere geçişi gibi uyumlu uygulamaları teşvik edin.
- Kuraklık izleme sistemlerine kuraklık ölçümlerini entegre edin. Erken uyarılar için Kuraklık Görsel Bilgi Aracı gibi platformlardan faydalanın.
- Çevre dostu arazi yönetim sistemlerini teşvik edin. Kuraklıkla mücadele ve yerel ekonomileri desteklemek için Afrika’yı kapsayan Büyük Yeşil Duvar Projesi gibi bütüncül stratejiler uygulayın.
- Ulusal politikaları BM’nin Arazi Bozulmasını Nötrleştirme çerçevesiyle uyumlu hale getirin. Sektörler arası iş birliği ve küresel koordinasyon ile su ve arazi yönetimine yönelik bütüncül stratejiler geliştirin.
Riyad’da gerçekleştirilen BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) COP16 Konferansı’nda, bilim insanlarının küresel çevre krizine dair uyarılarına rağmen, kuraklıkla mücadeleye yönelik bağlayıcı bir küresel mekanizma üzerinde anlaşmaya varılamadı. Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde düzenlenen zirve, müzakerelerin uzaması nedeniyle sonuçsuz bir şekilde sona erdi. Müzakereler, 2026 yılında Moğolistan’da gerçekleştirilecek COP17’ye ertelendi. Her ne kadar konferansta, yasal bağlayıcılığı olan bir kuraklık mekanizmasında uzlaşma sağlanamasa da, Riyad Küresel Kuraklık Direnç Ortaklığı başlatılarak, dünyanın en yoksul 80 ülkesine kuraklıkla mücadelede destek sağlanması hedeflenerek finansman ilerlemeleri kaydedildi. Bu girişim için toplamda 12,15 milyar dolarlık taahhüt alındı.
Netice olarak gezegeninin yaşadığı kuraklık sorunlarının ertelenmesi, çözümler için zaman kaybetmeye devam edildiğinin ve kuraklık krizinin derinleştiğinin açık göstergesidir.(Kaynak: BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) COP16 Konferans raporu)