Küresel iklim değişikliği sonucunda yaşanan çevre felaketleri sebebiyle düşük karbonlu hayat süren ve biyoçeşitliliğin koruyucuları olan yerli halkların yaşamları gün geçtikçe zorlaşıyor. Yerli halklar çevresel krizlerin oluşmasında yok denecek kadar az rol oynamalarına rağmen iklim krizlerinden ilk ve en çok zarar gören grupların başında geliyor. Yerel halkların geleneksel yaşamı ve kadim bilgileri yok olmakla karşı karşıya. İklim krizi bağlamında yaşanan doğa felaketleriyle yerel halkların gıda güvenliğinin tehlike altında olduğu, su seviyelerinin artışı ile kıyı erozyonları sonucunda küçük adaların sular altında kalmasıyla yaşam mücadeleleri verdiklerini, böcek istilalarına uğradıklarını ve gelir kaynaklarında kayıplar yaşadıklarını araştırmalarla ortaya koyulmuştur. İklim değişikliği sonucunda meydana gelen kuraklık, seller, fırtınalar ve hortumlar nedeniyle birçok yerli halk zorunlu olarak göç etmek zorunda kalıyor. Gelişmiş ülkelerin sanayi faaliyetleri, kentleşme, ulaşım, plastik kullanımındaki artış ve insanların kontrolsüz tüketimiyle gün geçtikçe büyüyen iklim krizi sonucunda oluşan kuraklık, hava kirliliği, sel, hortum, aşırı sıcaklıklar, çölleşme, ani hava olayları, balıkçılık ve hayvancılıkta karşılaşılan zorluklar, tarım arazilerinin verimsizleşmesi gibi iklim felaketleri, dünya nüfusunun yüzde 5‘ini oluşturan yerel halkların doğal yaşam alanlarını olumsuz etkilemektedir. Bunun sonucunda maalesef yerel halklar kıtlıkla karşı karşıya kalıyor. Hava ve su kirliliğiyle de hastalanıyor ve hayatlarını kaybediyorlar. Yerli halklar en eski çağlardan itibaren sürekli değişen doğa koşullarına hemen adapte oluyor ve dayanıklılık geliştirerek yaşıyorlar. Yerli halkların öğretilerinin temelinde insanların, bitkiler, hayvanlar ile yaşamları birbirine sıkı sıkıya bağlı ve yaşamın içerisindeki canlıların hepsinin bir bütün olduğuna inanmak yatıyor. İnsanların doğanın bir parçası olduğunu düşünerek yaşamaları kendiliğinden sürdürülebilirlik sağlıyor. Yerli halklar, kendilerini diğer canlılardan ayrı ve üstün olarak düşünmüyorlar.
İklim değişikliği ile mücadelede çözümler bulunurken genel olarak bilimsel yöntemlerden bahsediliyor. Fakat iklim değişikliği ile mücadelede yerel halkların doğayla uyumlu yaşamlarından diğer insanların öğreneceği çok şey var. Günümüzde yerli halkların kullandığı bazı kadim öğretiler gelişmiş ülkelerin “yeni teknolojileri” olarak kullanılıyor. Şu an Aborjinlerin yangın söndürme teknikleri birçok modern yangın söndürme tekniğinin temelinde yatıyor. Hindistan’ın yerli halkı tarafından geliştirilmiş yağmur suyu toplama tekniği de günümüz su altyapısına ilham veren örneklerdir. Yüzyıllarca, doğayla barışık yaşayan bu yerel halklar örneğin Afrika’da Masai halkı, Amazon’da yaşayan yerel halklar ve Türkiye’nin son konar göçerleri olan Toroslardaki Sarıkeçili yörükleridir.
Uzun yıllardır yerli halklar ve onların kadim öğretileri gelişmiş ülkeler tarafından görmezden gelinmiş, çevresel krizler karşısında yalnız bırakılmış ve ölüm kalım mücadelesi vermişlerdir. Seslerini duyuramayan yerli halklar uluslararası aktörlerce desteklenmemişlerdir. Yerli halklar yüzyıllarca doğanın sert ve öldürücü değişimlerine dayanmışlar ve uyum sağlamışlardır. Fakat yerli halklar şimdide diğer insanların doğayı yok edici yaşamlarından dolayı kendi hayatlarını zor şartlarda sürdürmeye çalışıyor. Son yıllarda yerli halkların zorlu yaşam mücadeleleri kendi ülkeleri ve uluslararası konferanslarda gündem oluşturmaya başladı. Avusturalya ve Namibya ülkeleri yerel halkların yaşamlarındaki çevre krizlerinden dolayı yaşadıkları zorluklar konusunda farkındalık oluşturan ülkelerdir. Birleşmiş Milletler (BM) raporları, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) çalışmaları ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) verilerine göre, iklim krizinin neden olduğu değişimlerden en çok etkilenen grupların, karbon salınımı az şekilde yaşam sürdüren yerli halkların oluşturduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) verilerine göre gezegende yaklaşık 370 milyon insan yerli halk olarak kabul ediliyor. Bu yerli halklar yaşadıkları toprakların ilk insanları olarak biliniyor ve dünyanın her yerinde onlara yerli veya kabile halkı deniyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından Almanya’nın Bonn şehrinde 5- 16 Haziran 2023 tarihleri arasında Bonn İklim Konferansı düzenlendi. Bonn İklim Değişikliği Konferansı'nın gündem maddelerinden biri de kayıplar ve hasarlar için oluşturulan finansal fonların yerli halklara ulaşmasının teminatı olmuştur.
Gelir kaynaklarını doğadan sağlayan yerli halklar, çeşitli BM raporlarına göre, dünyanın farklı bölgelerinde iklim felaketlerinin farklı sorunlarıyla karşılaşıyor. Ekvator Amazonları'nda küresel iklim değişikliği sonucunda meydana gelen aşırı yağışlar yerel halkın geçim kaynağı olan tarım arazilerini sular altında bırakıyor ve mahsulleri tahrip ederek gıda güvenliği sorunu yaşatıyor. Avusturalya'daki yerli halklar olan Aborjinler ile Torres Boğazı'ndaki çeşitli adalarda yaşayan diğer yerliler de iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle karşı karşıya kalmıştır. Yaşadıkları bölgelerde bu halkların bazıları su seviyelerinin artması sonucu arazilerini kaybediyor. Adada yaşayan yerli halklar, düzensiz gelgitler, su seviyelerinin yükselmesi, kıyısal erozyon ve ani su baskınları ile mücadele ediyor. Dolayısıyla bölgedeki yerli halklar zorunlu göç etmek istemiyor ve iklim mültecisi olmaktan endişe duyuyor. Orta Amerika'da Eta ve Lota kasırgalarından etkilenen Honduras, Guatemala ve Nikaragua’daki yerli halklar da küresel iklim felaketlerinden olumsuz etkileniyor. WWF çalışmalarında Kuzey Kutup Bölgesi'nde yaşayan yerel halkların iklim değişikliğinden kaynaklı olarak yaşadıkları zorluklara dikkat çekiliyor. Kuzey kutup bölgesinde buzul erimeleri ile buzullarda geri çekilme yaşandığını araştırmalar gösteriyor. Hindistan gibi kabile nüfusunun fazla olduğu ülkelerde de iklim değişikliği sonucunda demografik değişiklikler kabileleri geleneksel yaşam biçimlerini terk etmeye zorluyor.
Yerli halkların yaşamları ve biyoçeşitlilik için verdikleri mücadeleye bizler de destek verebiliriz. Orman ve canlı kaybının başında Amazon Ormanları’nda gerçekleşen Palm yağı endüstrisi ve hayvancılık için kullanılan yemlerin tarım uygulaması geliyor. Bu izinsiz kesim ve dikimle savaşan yerli halkları, içerisinde Palm yağı bulunan ürünleri almayarak ve hayvansal gıda tüketimini en aza indirerek katkı sağlayabiliriz. Yerli halkların geçimlerini sağladıkları kakao ve kahve üretiminde etik çalışma şartları ve sürdürülebilir markaları seçmek büyük önem taşıyor. Minik yeşil kurbağa logosu almış ürünler; yerli halkların ekonomik, sosyal haklarının ve doğanın üretim süreci boyunca korunduğu anlamına geliyor. Yerli halkların etik şartlar altında ürettikleri ürünleri satın alarak onlara maddi ve manevi olarak destek olan sivil toplum örgütlerine yardımda bulunabiliriz.
Yerel halkların yüzyıllardır var olmaları doğayla uyumlu ve çevreye zarar vermeden yaşam sürmeleriyle mümkün olmuştur. Bu nedenle biyoçeşitliliğin korunmasında yerli halklara ve onların bilgisine ihtiyaç var. Yerli halklar sahip oldukları geleneksel bilgiler sayesinde biyolojik ve kültürel çeşitliliğin aktarıcıları olmuşlardır. Bu anlamda yerküremize ve kaynaklara en çok sahip çıkan yerli halkların yaşamlarından faydalanılmalı ve bu öğretiler yaşatılmalıdır.