Dünya nüfusunun hızla artmasıyla gıda ihtiyacında da paralel artışlar oldu. Bunun sonucunda artan gıda talebini karşılamak için ülkeler daha fazla ürün elde etme yöntemleri geliştirdi. Bu kapsamda tarımsal ürünlerde verim ve kaliteyi arttırmak için modern tarımsal teknikler geliştirdi ve  pestisitlerin kullanılması bu süreçte öne çıktı. Verimi daha fazla arttırmayı amaçlayan üreticiler, kimyasal gübre ve ilaç kullanmaya başladı.

Gıda üretiminde zararlı organizma, yabancı ot ve hastalıklar ile mücadelede kullanılan kimyasal ilaçların kontrolsüz ve bilinçsiz kullanımı ise, insan, bitki, gıda, hayvan, toprak ve su sağlığı açısından tehlike oluşturmaktadır. Son günlerde ülkemizden, farklı Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilen ve limitin üzerinde pestisit(tarım ilacı) kalıntısı barındıran meyve, sebzeler, aflatoksin (küf hastalığı) görülen kuru gıdaların Türkiye'ye geri gönderilme haberlerini okuyoruz. Raporlarda, Türkiye son üç yıldır pestisit kaynaklı bildirimde ilk sırada ve ihraç ürünleri pestisit nedeniyle geri dönmektedir. Peki sağlığımızı tehdit eden Pestisit nedir? Pestisitler, bitkisel üretimde ürünleri olumsuz etkileyen, verim ve kalite kayıplarına neden olan bitkinin hastalık ve zararlılarını kontrol altına almayı sağlayan kimyasal maddelerdir. Pestisitler, zararlı organizmalara karşı önemli ölçüde etkili olması ve maliyetlerinin makul seviyelerde olması nedeniyle, 1970'lerin sonlarına kadar pestisit üretiminde ve kullanımında hızlı bir artış olmuştur. İlk kez 1948'de insan vücudunda organik klorlu pestisit kalıntılarının bulunmasıyla pestisitlerin bazı hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir. 1960 yılında Pestisit kalıntılarının daha çok gıdalarda görülmesi üzerine FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından 'pestisit kalıntıları kodex komitesi' kurulmuştur. Bu komitenin bilimsel çalışmalarıyla gıdalarda bulunmasına izin verilen maksimum kalıntı değerleri tespit edilmiştir. Pestisit Atlası‘Tarımda Kullanılan Zehirler Hakkında Gerçekler ve Rakamlara göre; dünyada  her yıl 385 milyon kişi pestisit zehirlenmesi nedeniyle hasta olmaktadır. Pestisit Atlası’nda yer alan verilere göre, dünya çapında yılda 4 milyon ton pestisit kullanılmaktadır. Küresel pestisit pazarının bu yıl itibariyle, 130,7 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığı tahmin edilmektedir. Türkiye Tarımsal Araştırmalar Dergisinde yayınlanan bir araştırmada ise, Türkiye’de hektara kullanılan pestisit miktarı AB ortalamasından düşük, dünya ortalamasından yüksektir. Dünyada pestisit kullanımının 2021 yılı dışında genel olarak artış eğiliminde olduğu, Avrupa Birliği’nde artış eğiliminin yavaşladığı ve Türkiye’de ise hızlı bir artış eğiliminde olduğu belirtilmiştir. Pestisitler insan vücuduna ağız, deri ve solunum yolu ile girmektedir. Tarımsal ilaçlama yapılırken önlemlerin alınmaması, üreticinin pestisitlere maruz kalmasına; bunun sonucunda, çeşitli akut veya kronik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Gıdalardaki  pestisitler, zaman içerisinde insan vücudunda kanser, sinir sistemi bozukluğu, kısırlık gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bitkilerde yüksek miktarda pestisitlerin olması, hasat edilen ürünün doğası, büyüme aşamasını ve bitkinin genel durumunu olumsuz etkilemektedir. Zehirli etkisini uzun süre boyunca koruyabilen pestisitlerin toprağı ve suları kirletme potansiyeli yüksektir.  Toprakta uzun süre zehirli etkisini koruyan pestisitler topraktaki biyoçeşitlilik için ciddi bir tehdittir.  Zararlılara karşı kullanılan ilaçların yoğun ve bilinçsiz olarak tüketilmesi sonucunda topraktaki faydalı böcekler, su ve karada yaşayan hayvanlar yok olmaktadır. Avrupa'da, pestisit kullanımı nedeniyle böcek biyokütlesinde % 70, kuşlarda % 50 ve bal arıları popülasyonunda % 30 oranında bir azalma yaşandığı belirlenmiştir. Bu durum  doğal dengenin bozulduğunun kanıtıdır.  Pestisitlerin katı partiküller üzerine bulaşması ve yağmur vb. etkenler ile yıkanarak yüzey sularına ve toprağa karışması da toprak kirliliğine, yer altı ve yer üstü suların kirlenmesine neden olmakta ve Pestisit birikimleri nedeniyle toprak ve su kalitesi de bozulmaktadır. Son yapılan bilimsel araştırmalar pestisitlerin ürünün sadece kabuğunda kalmadığını büyük bir miktarının iç kısımlara kadar yerleştiğini ortaya koymaktadır.

Greenpeace, 90 adet domates, salatalık ve biber örneğini inceleyerek hazırladığı “Soframızdaki Tehlike: Pestisit”raporunda;90 adet domates, yeşil biber ve salatalık örneklerinin yüzde 15,6’sında (14’ünde) ürünlerde kullanılması yasak pestisit kalıntısı tespit edildi. Ağustos ayında alınarak incelenen örneklerde tespit edilen pestisit sayısı toplamda 56 iken, bu sayının sebzelerin yetiştikleri mevsim dışında alınıp incelenen örneklerde arttığı görüldü. Ekim ayında sayının neredeyse iki katına (96) ve Kasım ayında ise yaklaşık üç katına (139) çıktığı tespit edildi. 90 örneğin yarısında (yüzde 52) hormonal sistem bozucu olan bir ya da birden fazla sayıda pestisit kalıntısı ve 90 örneğin yarısında (yüzde 49) sucul canlılar, arılar, algler ve faydalı böcekler açısından çok zararlı olan pestisitlerin kalıntısı tespit edildi. Marketlerden alınan örneklerin pestisit kalıntıları açısından pazarlardan alınan örneklere kıyasla yüzde 14 farkla daha fazla risk içerdiği görüldü. Raporda,  90 örneğin üçte birinde (yüzde 33,3) pestisit uygulayıcıları koruyucu donanım olmaksızın pestisit uygulaması yapan çiftçiler ve tarım işçileri ile pestisitlerin yoğun olarak kullanıldığı bölgelerde yaşayan insanların ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya oldukları ve pestisit kalıntıları tespit edildi.

Greenpeace Raporunda, Pestisit kullanımının bir zorunluluk olmadığı ve  tarımsal üretime zarar veren etkenlerle mücadele etmek için ürün çeşitliliğini artırma, yerel tohum kullanımı sağlama, rotasyon, toprak sağlığını geliştirme, doğal biyolojik kontrol ajanları (yararlı bakteri, virüs, böcek ve nematod gibi) kullanma gibi pestisit kullanımını ortadan kaldırabilecek çeşitli yöntemlerin kullanılabileceğini, bu yöntemlerin kamu idaresi tarafından teşvik edilmesi ve verilecek çiftçi destekleri ile de uygulamada sürekliliğin sağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Yerel yönetimlerin ekolojik tarımı yerelde özendirici, kent tarımı ve kent bahçeciliği yapmayı mümkün kılan, gıda toplulukları ve gıda kooperatiflerinin ekolojik tarım yapan çiftçilerle buluşmasını kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılmasını ve üretici semt pazarları kurulmasının  büyük fayda doğuracağı belirtilmektedir. Çiftçiler, tarım işçileri, bebekler ve çocuklar gibi pestisitlere maruz kalma açısından daha büyük risk altındaki grupların pestisit maruziyetini belirlemek için Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık İl Müdürlüklerinde düzenli sağlık kontrollerinden geçirilmesi gerektiği, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıdalardaki pestisit kalıntılarını belirlemek için yaptığı kalıntı izleme çalışmalarından elde ettiği sonuçları kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşması gerektiği ve hormonal sistem bozucu ve nörolojik gelişim bozucu nitelikteki pestisitlerin gıdalardaki kalıntısını izlemek için ülke genelinde yürütülecek kapsamlı bir saha çalışmasına da ihtiyaç olduğu raporda belirtilen diğer çözüm yollarıdır.

Gelecek nesillerin sürdürülebilir tarımsal üretime ve güvenli gıdaya erişimlerinin sağlanması için, kimyasal ilaçların kullanımının bitki gelişimine zarar vermeyecek şekilde yapılması gereklidir. Halkın ve çevrenin sağlığına zarar veren  bu tarım ilaçlarının kullanımı sıkı şekilde denetlenmelidir. Pestisit kullanımına alternatif yöntemlerin geliştirilmesi için araştırma faaliyetlerinin artırılması, çiftçilerin pestisitleri uygun zamanda, uygun dozda ve kontrollü kullanımına yönelik denetimler ile eğitim ve yayım faaliyetlerinin güçlendirilmesi önemlidir. Türkiye'de bir an önce tarımsal ürünlerde pestisitler yasaklanmalı ve doğa dostu,  tarımda ekolojik hassasiyetleri ve dengeleri gözeten  tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır. (Kaynak:Greenpeace, “Soframızdaki Tehlike: Pestisit”Raporu, Türkiye Tarımsal Araştırmalar Derneği Hasan Yılmaz , Arzu Düzenli , Merve Mürüvvet Dağ’ın Araştırma Makalesi, Pestisit Atlası Verileri)