Gürültü kirliliği, insan sağlığı ve çevre kalitesi üzerinde zararlı etkileri olabilecek
istenmeyen aşırı ses olarak nitelendirilmektedir. Sanayi devrimiyle başlayan makineleşme
süreci birçok sektörde fabrika üretimine geçilmesine neden olmuştur. Gelişen teknoloji bir
yandan insan yaşamını kolaylaştırırken diğer yandan çevre ve insan sağlığını tehlikeye
atmaktadır. Makineleşme ve teknolojik gelişmelerle gürültü kirliliği yaşamımıza dahil
olmuştur.
Gürültü kirliliği birçok endüstriyel tesis ve bazı iş yerlerinde yaygın olarak ortaya
çıkar. Bununla birlikte çoğunlukla karayolu, demiryolu, uçak trafiğinden ve açık hava inşaat
faaliyetlerinden kaynaklanır. Özellikle büyük kentlerde gürültü kirliliği oldukça yüksek
seviyede olup, Dünya Sağlık Örgütünce belirlenen ölçülerin üzerinde olduğu
değerlendirilmektedir. En çok görüldüğü yerler nüfusun yoğun olduğu, bununla birlikte sanayi
ve şehirleşmenin gelişme gösterdiği metropoller oluşturmaktadır. Kent gürültüsünü artıran
sebeplerin başında ise trafik yoğunluğu, sürücülerin yersiz, zamansız korna çalmaları ve
belediye sınırları içerisinde bulunan sanayi bölgelerinden çıkan gürültüler gelmektedir.
Konutlarda ise televizyon, müzik aletlerinden çıkan yüksek sesler, zamansız yapılan bakım ve
onarımlar ile bazı işyerlerinden kaynaklanan gürültüler günümüzde bir çevre ve sağlık sorunu
olarak ele alınmaktadır.
Çağın önemli sorunlarından olan gürültü kirliliğinin; insanlar üzerinde iş veriminin
düşmesi, konsantrasyon bozukluğu, hareketlerin yavaşlaması, performans düşüklüğü gibi pek
çok fizyolojik, psikolojik ve fiziksel yönden olumsuz etkileri bulunuyor. Birçok insan, gürültü
kirliliğinin, genel insan sağlığını etkileyen önemli bir sorun olduğunun farkında değil. Ancak
bir insanın uzun süreli gürültüye maruz kalması, rahatsızlık, uyku bozukluğu, kardiyovasküler
ve metabolik sistem üzerinde olumsuz etkiler yaratmasının yanı sıra çocuklarda bilişsel
bozukluk gibi çeşitli sağlık etkilerine neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO)
bazı bulgularına göre, hava kirliliği (partikül madde) etkisinin ardından gürültü kirliliği, sağlık
sorunlarının ikinci en büyük çevresel nedenidir. Tabii ki, gürültü kirliliğine kıyasla, hava
kirliliği kaynaklı erken ölümler çok daha fazla. Ancak, gürültünün yaşam kalitesi ve ruh
sağlığı ile ilgili göstergeler üzerinde daha büyük bir etkisi olduğu görülmektedir. Mevcut
verilere bakarak, çevresel gürültünün yılda 48.000 yeni kalp hastalığı vakasına ve 12.000
erken ölüme neden olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca 22 milyon kişinin bu durumdan kronik
olarak büyük ölçüde rahatsız olduğu ve 6,5 milyon kişinin önemli ölçüde kronik uyku
bozukluğu yaşadığı, uçak gürültüsü nedeniyle okul çağındaki 12.500 çocuğun okulda okuma
bozukluğu yaşadığını araştırmalar göstermektedir. ABD’de yapılan bir çalışmada ise, uçak
veya ambulans gibi düzenli tekrar eden gürültünün can sıkıcı olmaktan öte hipertansiyon,
inme ve kalp krizi riskini arttırdığını ortaya koymuştur.
Ülkeler, bölgeler ve şehirler gürültü problemlerini ele almak için çeşitli önlemler
alıyorlar. Örneğin, yollara düşük gürültülü asfalt döşenmesi, toplu taşıma araçlarında sessiz
lastiklerin kullanılması, şehirlerde elektrikli otomobiller için daha fazla altyapı oluşturulması,
yürüme veya bisiklete binme gibi aktif seyahat şekillerinin teşvik edilmesi, sokakların
yayalaştırılması, ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen cam sistemlerinin kullanımı da gürültü
kirliliğini önlemek için atılacak etkili adımlardandır. Ses bariyerleri de gürültü kirliliğini
önlemek için alınabilecek en iyi önlemlerden biridir. Gürültüyü önlemek ve kontrol altında
tutmak için alınacak çözüm yollarından bir diğeri gürültü ölçümlerinin yapılmasıdır. Gürültü
ölçümleri ile beraber yerleşim sahaları incelenerek hangi alanlarda gürültü seviyesinin ne
kadar yüksek olduğu tespit edilerek gerekli önlemler alınmalıdır. Hollanda'da Amsterdam
Schiphol Havalimanı, gürültü kirliliği sebebiyle 2025’ten itibaren gece uçuşları ve özel jet
uçuşlarını yasaklayacağını bildirmiştir. Aynı zamanda, önemli sayıda şehir ve bölgede,
insanların şehir gürültüsünden kaçabileceği sessiz alanlar olarak adlandırılan alanlar
planlanmıştır. Bunlar çoğunlukla parklar veya doğa rezervleri gibi yeşil alanlardır. Bu
önlemlerin birçoğunun hava kirliliğini azaltmak için yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Ülkemizde
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, şehirlerde gürültü kirliliğini en aza indirmek
için 11 bin 253 metrekare gürültü bariyeri yaptıklarını duyurmuştur. Bakan, sosyal medya
hesabından yaptığı paylaşımda, “Çevreye ve insana saygılı şehirler için gürültü kirliliğini en
aza indirmeye çalışıyoruz. 11 bin 253 metrekare gürültü bariyerini tamamladık. 54 bin 348
metrekare gürültü bariyerinin yapımına da devam ediyoruz” dedi. Bakanlıktan yapılan
açıklamada da gürültüyle mücadeleye yönelik çalışmalar kapsamında 66 ilin gürültü haritası
ile 24 ilin gürültü eylem planının tamamlandığı belirtilerek, Türkiye genelinde 65 bin 601
metrekare gürültü bariyeri yapılacağı kaydedilmiştir.
Avrupa Çevre Ajansı(AÇA) tarafından yayımlanan çevresel gürültü hakkındaki ikinci
raporu; çevresel gürültünün ve özellikle karayolu trafik gürültüsünün Avrupa'da milyonlarca
insanın sağlığını ve refahını etkileyen önemli bir çevresel sorun olduğunu vurgulamaktadır.
Avrupa nüfusunun yüzde yirmisi sağlığa zarar veren uzun süreli gürültü seviyelerine maruz
kalmaktadır. Avrupa Birliğinde yaklaşık 18 milyon insan ulaşımdan kaynaklanan uzun süreli
gürültüden rahatsızlık duyuyor. Avrupa Komisyonu’nun sıfır kirlilik eylem planında,
ulaşımdan kaynaklanan gürültüden kronik olarak rahatsız olan insan sayısının 2030 yılına
kadar % 30 seviyesinde azaltılması hedeflenmektedir. AÇA ise, ulaşımdan kaynaklanan
gürültüye maruz kalan insan sayısını azaltmanın güç olduğunu ve daha fazla düzenleme ve
mevzuat değişikliği yapılması gerektiğini vurguluyor.
Yerel, bölgesel ve ulusal düzeylerde yürürlüğe giren gürültü kontrol yönetmelikleri ve
yasaları gürültü kirliliğinin olumsuz etkilerini azaltmada etkili olabilir. Çevresel ve
endüstriyel gürültü ABD’de 1970 tarihli İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve 1972 Gürültü
Kontrol Yasası kapsamında düzenlenmektedir. Bu kanunlar çerçevesinde İş Sağlığı ve
Güvenliği İdaresi, yoğunluk sınırlarını sağlamak için endüstriyel gürültü kriterleri
belirlemiştir. Türkiye’de ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes,
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaşamayı mümkün kılmak üzere kanunlarda, yönetmelik ve düzenleyici işlemlerde gürültüye
dair hükümlere yer verilmiştir. TCK’nın 183. maddesinde “gürültüye neden olma” suçu
düzenlenmiştir. 2872 Sayılı Çevre Kanunu, çevresel gürültü kaynaklarını “ulaşım araçları,
şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar” şeklinde sayma
yoluyla sınırlı olarak belirlemiştir.
Zarar verici boyutta gürültü seviyelerine maruz kalan insanların önemli ölçüde
gürültünün zararlarından korunabilmesi için teknolojik gelişmelerin takibi , iddialı gürültü
politikaları, daha iyi kentsel planlama, altyapı planlamasıyla ve insanların davranışlarındaki
bilinçli değişiklikler ile mümkün olacaktır.