İklim değişikliğinin hızlanmasıyla beraber tüm canlıların yaşamı kritik bir durumdadır. Küresel iklim değişikliğine en fazla neden olan yakıtlar kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtlar olup küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 75'inden fazlası bu fosil yakıtların kullanılmasından dolayı meydana gelmektedir. Bilim açıkça göstermektedir ki; iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak için emisyonların 2030 yılına kadar neredeyse yarı yarıya azaltılması ve 2050 yılına kadar da net sıfıra ulaşılması gereklidir. Bunu başarmak için fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı sona erdirmeli ve temiz, erişilebilir, uygun fiyatlı, sürdürülebilir ve güvenilir alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapılmalıdır. Kayıtlardaki en sıcak on yılın yaşanması nedeniyle, Paris Anlaşması'nın uzun dönemli hedefi olan endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C'nin olabildiğince altında (mümkünse 1.5 derece seviyesinde) tutulması için harekete geçilmelidir. Bu kapsamda yenilenebilir enerji çözümlerini kararlı bir şekilde arttırarak sera gazı emisyonlarında acil ve köklü adımlar atılmalıdır. Güneş, rüzgar, hidroelektrik, biyoyakıtlar ve diğerleri de dahil olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları, daha az karbon yoğunluklu ve daha sürdürülebilir enerji sistemleridir. Yenilenebilir enerjinin, elektrik üretimi, ısı, endüstri, binalar ve ulaşım sektörlerinde kullanılması, ortalama küresel sıcaklıklardaki artışın 1,5°C'nin altında tutulmasında çözümlerden biridir.
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (ECMWF) ve Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) tarafından birlikte “2023 Yılı İncelemesi: İklim Odaklı Küresel Yenilenebilir Enerji Potansiyeli Kaynakları ve Enerji Talebi” adlı bir rapor hazırlandı. Raporda, dünyanın 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkarma ve enerji verimliliğini iki katına çıkarma hedeflerine ulaşması için iklime duyarlı enerji planlamasının kaçınılmaz olduğu belirtilmektedir.
WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, IRENA Genel Direktörü Francesco Camera ve C3S Direktörü Carlo Buontempo tarafından yazılan ortak önsözde şunlara değinildi: “İklim değişikliğinin enerji üretimi üzerindeki doğrudan etkilerine dikkat çekilerek, “Güneş enerjisi üretimi için kurak koşullar, El Niño-La Niña değişimleri nedeniyle rüzgar enerjisi üretiminde dalgalanmalar veya hidroelektrik üretimini etkileyen yağış değişiklikleri gibi faktörler, enerji arzını ve talebini doğrudan şekillendirmektedir. Ancak bu zorluklar, aynı zamanda enerji planlamasını daha güvenilir hale getirmek için fırsatlar da sunmaktadır” ifadelerine yer verildi.
Raporda, iklim konusunda bilinçli, iş birlikçi bir yaklaşımın benimsenmesinin sürdürülebilir, net sıfır geleceğe doğru ilerlemeyi hızlandıracağı belirtilmektedir. 2023 yılında Dubai’de düzenlenen COP28’de belirlenen ve 2030’a kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması gerektiğini vurgulayan hedeflere uyum sağlanması gerektiği raporda belirtilmektedir. Bu hedeflere ulaşmak, küresel sıcaklık artışını 1,5 °C ile sınırlamak ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmak için elzemdir. Rapor, 2023 yılının El Niño olayları nedeniyle rekor sıcaklıklarla geçtiğini ve rüzgar hızı, güneş radyasyonu, yağış ve sıcaklık gibi enerji sektörü için kritik iklim değişkenlerini etkilediğini ortaya koymaktadır. Güney Amerika’da güneş enerjisi kapasitesinde %3,9’luk bir artış görülürken, Doğu Asya’da rüzgar enerjisinde %4,1’lik bir büyüme kaydedildi. Çin, 420 GW’lık kara rüzgârı kurulu kapasitesinden tahmini 45 TWh üretim yaparak bu büyümenin %95’ini oluşturdu. Ayrıca, iklim tahminlerinin enerji sistemlerine entegre edilmesinin mevsimsel arz-talep dalgalanmalarını tahmin etmeye, şebeke operasyonlarını optimize etmeye ve aşırı hava olaylarına karşı dayanıklılığı artırmaya yardımcı olacağı da belirtilmektedir. Enerji sektörünün uzun vadeli sürdürülebilirliği için politika yapıcıların iklim değişkenliğini dikkate alması gerektiği raporda vurgulanmaktadır. Rüzgar, güneş ve hidroelektrik gibi ana enerji kaynaklarını jeotermal ve enerji depolama gibi yeni teknolojilerle entegre eden çeşitlendirilmiş enerji portföylerinin, yenilenebilir enerji üretimi üzerindeki değişkenlikleri dengelemede kritik bir rol oynayacağı ifade edilmektedir. Ayrıca, bölgesel işbirliklerinin ve yerelleştirilmiş çözümlerin enerji akışlarını optimize ederek enerji güvenliğini artıracağı belirtilmektedir.
2010-2023 yılları arasında güneş enerjisi maliyetlerinin yüzde 90, rüzgâr enerjisi maliyetlerinin ise %68 oranında düştüğü vurgulanarak, temiz enerjiye yapılan yatırımların hızlandırılması gerektiği ifade edilmektedir. Özellikle Afrika kıtasında yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına yönelik çabaların hızlandırılması gerektiği belirtilirken, kıtanın küresel kurulu kapasitenin yalnızca yüzde 2’sine sahip olduğu ve enerji altyapısının geliştirilmesinin ekonomik kalkınma açısından kritik olduğu da vurgulanan konulardandır. Ayrıca iklim değişkenliğinin enerji planlamasına entegrasyonun enerji güvenliğini artıracağını, sürdürülebilir kalkınmayı destekleyeceğini ve 1,5°C hedefi doğrultusunda net sıfır geleceğe ilerlemeyi hızlandıracağını ortaya koymaktadır.
IRENA’nın verilerine göre, 2023 yılı itibarıyla küresel rüzgâr enerjisi kapasitesi 1.000 GW’ı aşarken, güneş enerjisi kapasitesi 1.420 GW’a ulaştı. 2023 yılı sonunda hidroelektrik enerji kapasitesi ise 1.410 GW’a yükseldi. 2030’a kadar rüzgâr enerjisi kapasitesinin 3.000 GW’a, güneş enerjisinin 5.400 GW’a ve hidroelektrik kapasitesinin 1.500 GW’a ulaşması beklenmektedir. 2050 yılına kadar bu rakamların sırasıyla 8.000 GW, 18.000 GW ve 2.500 GW’a çıkacağı öngörülmektedir. Kaynak:2023 Yılı İncelemesi: İklim Odaklı Küresel Yenilenebilir Enerji Potansiyeli Kaynakları ve Enerji Talebi raporu- 2023 Year in Review: Climate-driven Global Renewable Energy Potential Resources and Energy Demand)