Türkiye’de artan nüfus ve sanayileşmenin büyüttüğü elektrik ihtiyacı, Afşin-Elbistan Havzası’nda kurulan termik santrallerle karşılanmaya çalışılıyor. Ancak bu tercihin bedeli ağır! Linyitin yakılmasıyla ortaya çıkan atıklar çevre kirliliğini derinleştiriyor, bölge halkının sağlığını ise ciddi ve kalıcı biçimde tehdit ediyor. Bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Çoğulhan kasabası. Türkiye’nin dördüncü büyük ovası olan Afşin-Elbistan Ovası’nın verimli topraklarının ortasında yer alan kasaba, bir yanında Afşin-Elbistan A, diğer yanında Afşin-Elbistan B Termik Santrali olmak üzere iki santral arasında sıkışmış durumda. Yıllar boyunca santrallerin bölgeye refah getireceği vaadiyle yaşayan Çoğulhanlılar, kırk yılı aşkın süredir bacalardan yayılan kirlilik ve hastalıkla baş etmeye çalışıyor. Bugün Çoğulhan, bir zamanlar umut vaat eden bu yatırımların nasıl bir hayalet yerleşime dönüştüğünün somut göstergesi. Greenpeace Türkiye’nin Kahramanmaraş’taki Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilişkin Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS) verilerine ulaşmasıyla, santralden yayılan kirliliğin boyutu tüm açıklığıyla ortaya çıktı. İlk kez kamuoyuyla paylaşılan veriler; karbonmonoksit (CO), kükürt dioksit (SO₂), azot oksitler (NOx) ve toz (PM10) ölçümlerinin ortalama olarak yönetmelik sınırlarını 1,5 kattan 8 kata kadar aştığını gösteriyor. Söz konusu kirleticiler, kalp ve solunum yolu hastalıklarından kansere kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Ayrıca biyolojik çeşitlilik kaybı ve su kaynaklarının kirlenmesi gibi ağır çevresel tahribatları da beraberinde getiriyor. Bakanlığın paylaştığı ve Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin üç ünitesini kapsayan 1 Temmuz–17 Ekim 2020 tarihli ölçümlere göre, kükürt dioksit (SO₂) ortalama değerleri yasal sınırların 8 katına, toz (PM10) 4 katına, karbonmonoksidin (CO) 3 katına yükseldiği ve azot oksitler (NOx) için ortalama değerlerin sınırın 1,5 katına ulaştığı tespiti yapıldı.  Saatlik ölçümler ise tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Maksimum değerlere bakıldığında karbonmonoksit seviyeleri sınırın 19 katına, azot oksitler 2,5 katına, kükürt dioksit 44 katına ve PM10 14 katına kadar çıkabiliyor. Bütün bu tabloya rağmen, 2018 yılında özelleştirilen Afşin-Elbistan A Termik Santrali için şimdi, mevcut santral büyüklüğünde iki yeni ek ünitenin inşa edilmesi planlanıyor. Afşin-Elbistan’da yeni bir termik santral ya da ek ünite anlamına gelen her proje, zaten ağır kirlilik yükü altında olan bölgenin bu yükü artık taşıyamaz hâle gelmesi demek. Üstelik tüm filtre ve arıtma sistemleri mevzuata uygun kurulsa bile binlerce erken ölüme ve milyarlarca liralık sağlık maliyetine yol açacağı bilimsel verilerle ortaya konmuş durumda.

Yöre sakinleri, belediyeler ve aralarında Greenpeace’in de bulunduğu sivil toplum kuruluşları, bölgeye yeni sorunlar getireceği gerekçesiyle planlanan ek ünitelere karşı çıkıyor. Buna karşın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, proje için hazırlanan çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporuna onay verdi. Elbistan, Nurhak ve Ekinözü belediyeleri ile birlikte çeşitli meslek ve çevre örgütleri ve yöre halkı, bu onayın iptali için dava açtı. ÇED iptal davası kapsamında 25 Haziran’da bilirkişi keşfi gerçekleştirildi. Bilirkişi keşfi sırasında, ÇED raporunun baştan sona ciddi eksiklikler ve hatalar içerdiği vurgulandı. Raporda, yönetmelikte belirlenen formata uyulmadığı, dolayısıyla daha en başta usul yönünden hatalı olduğu ve bu haliyle kabul edilmesinin dahi yanlış olduğu ifade edildi. Hava kalitesi ölçümlerinde referans alınan bazı ulusal ve uluslararası belgelerin yürürlükten kaldırılmış eski düzenlemeler olduğu, buna rağmen raporda kullanıldığı belirtildi. Termik santralin bölgenin yer altı ve yer üstü su kaynakları üzerindeki etkilerinin araştırılmadığı, Türkiye’nin dördüncü büyük ovası üzerinde yer alacak projenin toprak ve tarım üzerindeki etkilerinin değerlendirilmediği kaydedildi. Aynı şekilde, projenin bölgede yaşayanların sağlığına olası etkilerinin incelenmediği, bölgenin kırk yılı aşkın süredir kömür madenciliği ve kömürlü termik santrallerin gölgesinde yaşamasına rağmen yeni proje için yeterli bir sosyo-ekonomik değerlendirme yapılmadığı da dile getirildi. Ayrıca bölgede mevcut santraller, kömür madenleri ve taş ocaklarının yarattığı toplam kirlilik yükü ile yeni projeyle artacak çevresel etkilerin birlikte değerlendirilmediği vurgulandı. Greenpeace’ten bir heyetin de yer aldığı bilirkişi keşfi sırasında yapılan tespitlere göre, gerekli çevre izinleri bulunmadığı için çalışmaması gereken santralin üçüncü ünitesinin faaliyette olduğu belirlendi. Oysa Aralık ayında verilen çevre iznine göre santralin yalnızca dördüncü ünitesinin çalışması gerekiyor. Heyetin keşiften bir gün önce bölgeye yaptığı ziyarette ise hem üçüncü hem de dördüncü ünitelerin aynı anda çalıştığı tespit edildi. Greenpeace Türkiye, Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne iki yeni ek ünite yapılması planına karşı çevre ve halk sağlığı mücadelesini uzun süredir sürdürüyor. Bölge halkından gelen yoğun kirlilik şikâyetleri üzerine 2021 yılında yöre sakinleriyle birlikte santralin Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS) verilerinin açıklanmasını talep etti. Bu talebin reddedilmesi üzerine yargı yoluna başvuruldu ve mahkeme, emisyon verilerinin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğine karar verdi. Ancak Bakanlık, Aralık 2024’te istenen belgelerin yalnızca bir kısmını paylaştı. Greenpeace Türkiye, tüm verilerin açıklanması için yaptığı bilgi edinme başvurusunun da reddedilmesi üzerine süreci yeniden mahkemeye taşıdı. Mahkeme kararında, ciddi çevresel kirliliğin bireylerin yaşamını doğrudan etkilediğine dikkat çekerek, çevresel sorunların çözümünün bilgiye erişimle mümkün olduğunu vurguladı. Kararda, kamu makamlarının çevresel riskler konusunda toplumu bilgilendirme sorumluluğu bulunduğu, bu sorumluluğun bilgileri erişime açmayı da kapsadığı belirtildi. Çevresel sürece ilişkin bilgilerin bilgi edinme hakkı dışında tutulamayacağına hükmeden mahkeme, başvurunun reddini hukuka aykırı bularak iptal etti.

Sonuç olarak Afşin-Elbistan’da yıllardır çevre ve halk sağlığı üzerinde yarattığı tahribatla gündeme gelen termik santral, kısmen paylaşılan verilerin de gösterdiği üzere bölge için ciddi bir risk olmaya devam ediyor. Buna rağmen yeni ünitelerin planlanması, yöre halkının kaygılarını daha da artırıyor. Mahkemenin verdiği son karar ise çevresel bilgilere erişimin ertelenemez bir hak olduğunu hatırlatıyor. Emisyon verilerini bilmek, bu bölgede yaşayanlar için yalnızca bir talep değil, yaşamlarını doğrudan ilgilendiren bir gereklilik. Şimdi beklenti, Bakanlığın bu karara uyarak tüm verileri şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşması yönünde.