Dünya genelinde kuraklık ve sellerin şiddeti artmaya devam etmekte, buzullar erimekte, yeraltı suları kurumakta, orman yangınları ve tahribatları artmakta, şehirler ve tarımsal alanlar su kıtlığıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bitki örtüsünün, toprağın, nehirlerin ve göllerin bozulması; sellerin, kuraklığın, su kirliliğinin şiddetini ve etkisini daha da artırmakta, su varlıklarını her geçen gün tükenmektedir. Hızla artan nüfusla beraber, artan gıda ve enerji üretimi ve kalabalıklaşan şehirler, daha fazla suya ihtiyaç duyulmasına sebep olmaktadır. Bugün, her on iklim olayından dokuzu suyla ilgilidir.4 milyar insan ise su kıtlığı çeken bölgelerde yaşamakta ve her dört şehirden biri su güvensizliği ile karşı karşıyadır. Araştırmalar dünya genelinde atık suyun yaklaşık yüzde 80’inin sanayi ve belediyeler tarafından arıtılmadan deşarj edildiğini gösteriyor. Ekosistemimizi korumadığımız taktirde sağlıklı insan yaşamını sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu nedenle tüm canlıların ve doğanın sürdürülebilirliği için doğa odaklı çözümler ile suya erişimdeki sorunlar çözülmelidir.
İlk kez 1993'te Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasını teşvik etmek amacıyla “22 Mart Dünya Su Günü" olarak belirlenmiştir. Bu yıl 22 Mart Dünya Su Gününde; “Barış için Su” teması kapsamında, suyun adil ve sürdürülebilir kullanımı için herkese düşen sorumluluklar olduğu hatırlatıldı. Bu tema ile suyun bir rekabet alanı değil, yaşamın vazgeçilmez bir parçası olduğu, suya erişimde kimsenin geride bırakılmaması, suyun kullanım ve yönetiminde herkesin ihtiyaçlarının gözetilmesi ve suyun daha barışçıl bir dünya için önemli bir aktör olarak değerlendirilmesine vurgu yapıldı. Dünyada bugün 3 milyardan fazla insan yaşamak için suya ihtiyaç duymaktadır. Ancak 2.2 milyar insan kaliteli ve yeterli içme suyuna erişememektedir. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ormansızlaşma nedeniyle dünyada her yıl 10 milyon hektar orman alanının kaybedildiğine ve 2,2 milyar kişinin, kaliteli ve yeterli içme suyuna erişemediğine dikkat çekti. Ataç, “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2022 yılında yayınladığı bir rapora göre dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yılın bir bölümünde ciddi bir su kıtlığı yaşıyor. Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun 2023 yılında açıkladığı verilere göre hiçbir arıtma işleminden geçmeyen yüzey sularını içen 115 milyon kişi de dahil olmak üzere 2,2 milyar kişi hâlâ kaliteli ve yeterli içme suyuna ulaşamıyor. Su varlıklarının korunması için ulusal ve uluslararası iş birliklerinin zorunlu hale geldiğini, suyun, üzerinde rekabet edilecek bir kaynak değil, aksine tüm canlıların yaşam hakkı olan doğal bir varlık olduğunu vurguladı. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, karasal su varlıkları açısından zengin bir ülke değil. Ülkemizde kişi başına düşen yıllık yenilenebilir su potansiyelinin sadece 1.313 m³ olması ülkemizi su stresi yaşayan ülkeler arasına sokuyor. İklim değişikliğinden dolayı artan sıcaklıklar, buharlaşma, kuraklık ve artan nüfusla birlikte, 2030 yılına kadar su potansiyelinde %20 azalma ve kişi başına düşen su miktarının ise 1.000 m³’ün altına düşmesi bekleniyor. Çevresel sürdürülebilirlik ve doğal hayat, gıda güvencesi ve ekonomik üretim, kamu sağlığı ve refahı gibi tüm hedefler, iyi işleyen ve adil bir şekilde yönetilen bir su döngüsüne bağlı. Ancak su kıtlığı, kirliliği ya da suya erişimde eşitsizlik söz konusu olduğunda topluluklar ve ülkeler arasında gerilim artabilir. Bu nedenle ülkeler; iklim değişikliğiyle mücadele, küresel göç politikası ve açlığı yönetirken, ulusal ve uluslararası su iş birliklerini barış planlarının merkezine almalılar. Topluluklar ve ülkeler bu konuda iş birliği sağladığında su, barış için bir araç olabilir” açıklamalarında bulundu.
Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 6. başlığı “Temiz su ve sanitasyon” da; 2030’a kadar herkesin güvenilir ve erişilebilir içme suyuna evrensel ve eşit biçimde erişimini ve sürdürülebilir su yönetimini güvence altına almayı içermektedir. 2030 yılına kadar küresel tatlı su talebinin arzı yüzde 40 oranında aşması ve tahminen 1.6 milyar insanın güvenli bir şekilde yönetilen içme suyundan yoksun kalması beklenmektedir. Ancak küresel taahhütlere rağmen, su güvenliği konusundaki ilerleme çok yavaş. Su güvenliğinin sağlanması için küresel eylem gerekiyor. Bu kapsamda küresel iklim değişikliğini önleyecek çalışmalar yapılması, iklim direncini arttırmak, su kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacaktır. Suyun güvenliğinin sağlanması politikaları için ise finansman ihtiyacı var. Su altyapısının 2030 yılına kadar 6,7 trilyon dolar, 2050 yılına kadar ise 22,6 trilyon dolar gibi yatırıma ihtiyaç duyacağı tahmin edilmektedir. Ancak küresel su sektörü şu anda kamu harcamalarının yüzde 2’sinden daha azını oluşturmaktadır. Dünya Bankası, su sektörüne değişim getirmek amacıyla 2030 Su Kaynakları Grubu (WRG 2030) adlı çok katılımlı bir fona ev sahipliği yapmaktadır. Fonun son girişimlerinden biri, su kirliliği yönetimi için 2040 yılına kadar 6,6 milyar dolarlık bir finansmana ihtiyacı olan Bangladeş oldu. WRG 2030, bu sorunu çözmek amacıyla, 450 milyon dolarlık kamu finansmanı ve 100 milyon dolarlık özel sermaye olmak üzere kamu ve özel sektör paydaşlarını bir araya getirdi.
Su kaynaklarının sürdürülebilirliği için yeşil alanlar ve ormanlık alanlar korunmalı, yeni ormanlar oluşturulmalıdır. Nehirlerin taşkın yataklarına yeniden bağlanması ve sulak alanların iyileştirilmesi ile su döngüsü dengelenmelidir. Su tüketiminin yoğun olduğu sektörlerde su için geri dönüşüm sistemleri geliştirilmeli ve sulamanın olduğu sektörlerde su tasarrufu sağlayan cihazların kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. Yoğun su kullanımı olan endüstriyel tesislerde su tasarrufu ve su iletim hatlarında kayıp ve kaçak kontrolleri yapılmalı, su varlıkları madencilik faaliyetlerinden korunmalıdır. Tarımda verimli sulama sistemlerine geçilerek yeşil alanlarda su ihtiyacı az olan bitkiler tercih edilmelidir. Azalan su kaynaklarını korumak için kolektif bilinçle hareket edilmesi, toplumsal farkındalık yaratılarak, susuz kalmamak için teknolojik ve bilimsel çalışmalar ile su güvenliği sağlanabilir. Bireyler de su kullanımında, ihtiyaç doğrultusunda suyu kullanarak ve gereksiz su kullanımını azaltarak önemli bir katkı sağlayacaktır.
DÜNYA SU GÜNÜ; Su varlıklarımız Tehlike Altında!
YORUMLAR