6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya ve Adana başta olmak üzere çevre illerde de yoğun bir şekilde hissedilen depremler nedeniyle büyük kayıplar yaşadık. Depremler sonrasında resmi kaynaklara göre, 200 binden fazla bina yıkıldı veya oturulamayacak hale geldiği için yıkılmak zorunda. Binaların yıkılmasının sonucunda milyonlarca ton atık yığınları oluştu. Enkaz kaldırma çalışmalarının kurallara uygun şekilde yapılmaması halinde insan ve çevre üzerinde olumsuz etkiler bırakması kaçınılmaz olacaktır. Uzmanlar, enkaz kaldırma çalışmalarında inşaat ve yıkıntı atığındaki bazı maddelerin insan ve doğaya zarar verebileceği uyarısında bulunuyor. Çevre Mühendisleri Odası, 6 Şubat depremleri sonrasında 104 milyon tondan fazla inşaat ve yıkıntı atığı oluştuğunun tahmin edildiğini açıklamıştır. Bu miktarda atığın yakın geçmişte yaşanan daha büyük depremlerde bile oluşmadığı da belirtilmektedir. Bu büyük enkaz başkaca tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Enkaz çalışmaları yönetiminde insan ve çevre sağlığı gözetilmediği taktirde havamız, suyumuz, toprağımız kirlenecek ve bize ve gelecek nesillere bir yıkım daha yaşatacak…
Depremin üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Deprem bölgelerinde enkaz kaldırma çalışmaları hala sürüyor. Bu bölgelerde oluşan molozlar ve çöpler büyük bir sorun oluşturmaya devam ediyor. Uzmanlar, depremin ilk günlerinden itibaren atıkların salgın hastalıklara neden olabileceğine dikkat çekiyor. Salgınların önüne geçilebilmesi için atıkların hızlı bir şekilde insan yerleşimlerinden uzak alanlara taşınması gerektiği çağrısında bulunuyor. Deprem bölgelerinde enkazların hangi alanlarda, nasıl bertaraf edileceği konusunda da bölgeyi inceleyen uzmanlar çevresel risk uyarılarında bulunmaktadır. Ayrıca depremin yaşandığı ilk andan itibaren yaşanan koordinasyonsuzluğun enkaz kaldırma süreçlerinde de devam ettiğini belirtmektedir. Depremle birlikte büyük bir yıkım yaşanan Hatay’da belediye, çöp ve enkazları Samandağ ilçesinde bulunan Milleyha Kuş cennetine dökmüştür. Milleyha Kuş Cenneti, Türkiye’de kayıt altına alınan 231 bitki, 387 kuş, 24 kelebek, 12 sürüngen, altı memeli, üç kurbağa türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca 2021’de de Hindistan’dan gelen çizgili gerdanlı kırlangıç, Arabistan toygarı ve Mısır çöllerine giderken Milleyha kuş cennetine uğrayan çöl çobanaldatanı tespit edilmiştir. Soyu tükenmekte olan okyanuslarda yaşayan kül rengi yelkovan kuşu ilk kez Türkiye’de Milleyha’da kayıt altına alınmıştır. Milleyha, kumsal, tuzcul alan ve sulak alandan oluşan üç farklı habitatın bir arada olduğu bitki ve hayvan zenginliği yönünden önemli bir biyoçeşitlilik bölgesidir. Bu kuş cenneti, göçmen kuşlar için önemli bir göç yoludur. Dünyanın en önemli kuş göç rotalarının birinin üzerinde olması nedeniyle, göçmen kuşların dinlenip, beslendiği bir bölgedir. Kuş gözlemcisi Emin Yoğurtcuoğlu’nun sosyal medya hesabından Milleyha Kuş cenneti ile kumsala çöp ve moloz döküldüğü yönündeki tepkisinin ardından, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, bölgeye atık döken belediyelerin uyarıldığını, dökülen atıkların temizlenmesi sürecini başlatacaklarını belirtmiştir. Bölgede çekilen fotoğraflarda dikkatimi çeken husus ise Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin “Bu alana hafriyat , yıkıntı, inşaat vb. atıkları dökmek yasaktır.” tabelası oldu. Ülkemizin böyle güzel ve birçok canlıya ev sahipliği yapan bir bölgesinde belediyelerin dahi kendi oluşturdukları kuralları hiçe sayarak hareket etmesi doğru değildir.
Deprem bölgelerinde saha çalışması yapan uzmanlar, enkazların geçici alanlara bırakıldığı ve plansız yıkım çalışmaları yapıldığını tespit ettiklerini belirtiyor. Plansız enkaz kaldırma çalışmaları çevre sorunlarını da beraberinde getiriyor. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı, Oda olarak Kahramanmaraş’ta yürüttükleri fay hattı inceleme çalışmaları sırasında enkaz kaldırma çalışmalarında çıkan yıkıntı ve molozların Aksu Havzası’na döküldüğünü tesadüfen tespit ettiklerini söylemiştir. Açıklamada molozların yeraltı suları ve yüzey sularını kirletecek şekilde Sır Barajı’nın beslenme havzası üzerine döküldüğünü belirtmiştir. Bu açıklama üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Bakan Yardımcısı, yıkıntı atıkların depolanması için il genelinde alanlar belirlendiğini, bu alanların Sır Barajı’nı besleyen derelere herhangi bir kirlilik etkisi olmayacağını ileri sürmüştür. Gaziantep Çevre Mühendisleri Odası Başkanı ise, Adıyaman’da yaptıkları incelemelerde iki noktaya enkaz dökümü yapıldığını tespit ettiklerini, Bakanlığa sorduklarında ise “Geçici olarak buraya döktük. Buradaki güvenliği Jandarma sağlıyor.” yanıtını aldıklarını belirtmiştir. Enkazların kaldırılmasında doğru yerler tercih edilmediği taktirde salgın hastalıklar da dahil çevre felaketleri ortaya çıkacaktır.
Deprem bölgelerinde enkaz kaldırmada tehlike oluşturan bir konu da, kanserojen madde olan asbest maddesidir. Bu madde Dünya sağlık örgütünün “ kesin kanserojen” tanımlamasına sahip olan bir maddedir. Bu maddenin, gırtlak ve akciğer kanseri olmak üzere çeşitli kanserlere yol açtığını da Türk Tabipler Birliği açıklamıştır. Deprem bölgesindeki enkaz alanlarının asbest barındırması riski nedeniyle depremzedeler başka bir felaketle karşı karşıya. Bu madde ülkemizde 2010 yılında yasaklanmıştır. Fakat yasak öncesi yapılan birçok inşaat projesinde bu asbest maddesi kullanılmıştır. Bu madde izolasyon malzemesi olan duvar, tavan kaplamaları, döşeme, yalıtım malzemeleri, çatı, cephe kaplamaları, atık su boruları ve cuntalarda yaygın olarak bulunmaktadır. Bu nedenle uzmanlar depremzedelerin yıkım çalışmalarından uzak tutulmasını ve bölgede asbest uzmanlarının görevlendirilmesi gerektiği uyarısında da bulunmaktadır. Asbest denilen zehirli maddenin doğaya karışmasının büyük risk olduğunu ve uzmanlar tarafından asbest malzemelerinin enkaz çalışmalarında belirlenerek bir ayrım yapılması gerektiği önemle belirtilmektedir.
Enkazların ayrıştırılması ve kaldırılmasında ortaya çıkan çöp ve molozların insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyecek şekilde bertaraf edilmesi enkazdan başka felaketlerin de karşımıza çıkmaması için kritik bir önem taşımaktadır.