Yaşadığımız büyük depremlerin yası hala devam ediyor. Depremler sonucu devasa enkaz ve moloz yığınları ortaya çıktı. Enkaz kaldırma çalışmaları insan ve çevre sağlığı gözetilerek yapılmadığı takdirde başka felaketler bizi bekliyor. Peki bu enkazlar uygun alanlara dökülüyor mu? Enkaz ayrıştırmada gerekli işlemler yapılıyor mu? Deprem bölgelerindeki enkazın yönetmeliklere uygun, çevreye duyarlı ve insan sağlığı sorunlarına yol açmayacak yöntemlerle bertaraf edilmesi çok önem arz ediyor. Yıkıntı atıkları, doğada, tarım alanlarında ve topraklarda büyük tahribatlara neden oluyor. Bu yıkıntı atıklarının göllere ve akarsulara bırakılması da uzun vadede çevreye olumsuz sonuçlar getirecektir. Su döngüsü ile enkazlardaki zararlı maddeler yeraltı suları ile toprağa karışacaktır. Buna bağlı olarak da bu tarım alanlarında yetişen gıdalar insanlar tarafından tüketilerek başta kanser olmak üzere birçok hastalıklara yol açacaktır. Ayrıca deprem yaşanılan bölgeler, önemli tarım arazileri olduğu gibi bu bölgeler eşsiz bir biyoçeşitliliğe de sahiptir. Enkaz atıklarının gelişi güzel olarak bu alanlara bırakılması sonucunda biyoçeşitlilik olumsuz etkilenecek, doğadaki bitki ve hayvan türleri zarar görecek ve belki de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Depremden etkilenen illerdeki hasar tespit çalışmalarında, 202 bin binanın acil yıkılacak, yıkık ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi. TÜİK verilerine göre yaklaşık olarak 2020 yılında Türkiye'de üretimde, sanayide, iş yerlerinde ve evlerden çıkan 104 milyon ton atık, Kahramanmaraş merkezli depremler sonucu oluşan yaklaşık 100 milyon ton enkaz atığına denk. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre ise deprem bölgelerinde 178 milyon ton atığın çıkması bekleniyor. Enkazlarda insan ve çevre sağlığı için pek çok riskli madde bulunuyor. 2010 yılına kadar yapılmış olan yapılarda bulunan zehirli kimyasal asbest maddesinin olması, elektronik atıklar, borular, ısı yalıtım malzemeleri, yer karoları, dokuma malzemeleri, plastikler ve daha birçok riskli malzeme ekolojik dengeye zarar verecektir. Bu enkazların kontrolsüz olarak tarım alanlarına, ova ve vadilere bırakılması toprağımızı, havamızı ve suyumuzu kirletmekte ayrıca başka tehlikeler de oluşturmaktadır.
Depremlerin ardından enkaz kaldırma çalışmaları insan ve çevre sağlığı gözetilmeksizin yapılmaya devam ediyor. Hatay'ın Defne ilçesindeki Koçören mahallesinde zeytinlik alanın yanına enkaz atıkların dökülüyor olması bunun en acı örneklerinden sadece bir tanesi... Bu köy geçim kaynağı zeytin ve zeytinyağı olan bir köydür. Bu bölgeye boşaltılan atıklar hiçbir ayrıştırma işlemi yapılmadan insanların yaşam alanlarının çok yakınına bırakılmaktadır. Enkazların asbestli olup olmadığına dair herhangi bir çalışma da yapılmamaktadır. Zeytinlik alanların oldukça yakınlarına bırakılan bu enkaz atıklar, her geçen gün büyüyor. Enkaz atıkların oluşturduğu riskler öylesine büyük ki… Bu enkazlarda, demir, beton, evsel atıklar, asbest, plastik bulunmakta olup enkaz dökümü sırasında sulama çalışması yapılmaması sonucunda havaya karışan partikül maddeler solunum yoluyla insan vücuduna yerleşmekte ve akciğer hastalıkları başta olmak üzere insan sağlığı açısından birçok risk oluşturmaktadır. Depremler sonrası oluşan enkaz atıkları geri dönüşü olmayan zararlara neden oluyor. Enkaz atıklarının ekosistem göz ardı edilerek alelade boşaltıldığı yerlerden bir diğeri de Hatay’ın Altınözü ilçesindeki enkaz döküm alanıdır. Hatay'ın Altınözü ilçesi, doğal güzellikleri ve tarihi yapısı ile ziyaretçilere ev sahipliği yapan bir yerleşim yeridir. Ayrıca Altınözü ilçesinde tarım alanları fazlasıyla gelişmiştir. Yörenin en önemli ekonomik faaliyeti ise zeytinciliktir. Dünyada ilk zeytin hasadı Altınözü ilçesinde yapılmıştır. Maalesef ki birçok canlının bulunduğu bu yeşil alan, dökülen tonlarca atık nedeniyle enkaz vadisine dönüşmüş durumda...Tarım alanı olan bir yerleşim yerine molozların dökülmesi bölge halkını yıllarca çevre felaketlerine maruz bırakacaktır. Jeoloji Mühendisleri Odası, deprem bölgelerindeki yöneticilere, Kahramanmaraş Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi’ne acil olarak enkazların Sır Barajının beslenme havzasına dökülmesinin engellenmesi ve yeni enkaz döküm alanlarının belirlenerek enkazların bu alanlara dökülmesinin sağlanması çağrısında bulunarak yetkilileri göreve davet etmiştir.
Hatay'ın Samandağ ve Defne ilçelerinde ise hava kirliliği ölçüm sonucu endişe verici boyuta ulaşmıştır. Partikül maddelerin asbest liflerini hava yoluyla taşıması sonucunda soluduğumuz hava zehirli hale gelmektedir. Çadır kentlerin yakınında bulunan enkaz çalışmaları ve döküm sahalarının olduğu bölgelerde saatlik ortalama kirlilik seviyesi maksimum 205 ve 127 mikrogram çıkmıştır. Bu bölgelerden uzaklaştıkça ise 33 mikrogram seviyesine düşmüştür. Bölgedeki depremzede vatandaşlarımızın ve bu bölgelerde çalışan ekiplerin bu hava kirliliğine maruz kalmaları solunum yolu hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığı tetiklemektedir.
Enkazların bertaraf edilmesi ve depolanması işlemlerinde enkazlar, tarım alanları, ormanlar, meralar, dere yatakları gibi tüm canlıların yaşam alanlarının olduğu bölgelere bırakılmamalıdır. Tehlikeli atık grubundaki bu atıkların çevreyi ve doğal yaşamı kirletmesine izin verilmemelidir. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde enkaz kaldırma süreçlerinin olumsuz sonuçları uzun yıllar görülecektir. Yaşanılan felaketlerin tekrarlanması ve olası doğal felaketlerde alınacak önlemler konusunda bundan sonra atılacak adımlar ve yürütülecek projelerde akılcı çözümlerle ilerlemek bir zorunluluktur. Deprem bölgelerinde acil olarak atık yönetimi uygulanmadığı takdirde salgın hastalıklar ortaya çıkabilecek ve bu durum da ciddi risk oluşturacaktır. Bu nedenle depremden etkilenen bölgelerde başka felaketler yaşanmaması için Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, Belediyelerin, akademisyenlerin, uzmanların ve doğa aktivistlerinin ortaklaşa adım atmaları ve çalışmaları gerekmektedir.