Dünyada çevre sorunlarının artması ve yaşanan iklim değişikliğinin gezegene zarar
vermesi sonucunda sınırda karbon vergisi uygulaması dünya genelinde yaygınlaşmıştır.
Sınırda karbon vergisi, ithalat ürünlerinin çevreye verdiği zararlar hesaplanarak ithalat
ürünlerine uygulanan bir vergi türüdür. İthal edilen ürünlerin üretiminde kullanılan enerji
kaynaklarının karbon ayak izini hesaba katarak ülke sınırlarına girişte bu vergi alınmaktadır. Bu kapsamda Avrupa Birliği(AB), 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta olma hedefini gerçekleştirmek için karbon vergisi ve Emisyon Ticaret Sistemini(ETS) devreye aldı. Karbon vergisi ve ETS, şirketlere yüksek bir maliyet yükleyeceğinden, şirketler üretimlerini kıta dışına taşıyıp karbon kaçağına neden olmaktadır. Üretimleri esnasında yoğun karbon salımına neden olan sektörlere ait ürünlerin AB dışından ithal edilmesi durumunda ithalatçının artık ek vergi ödemesi gerekiyor. Karbon vergisi alınmasında ki amaç, şirketlerin üretim, tüketim ve ithalat sırasında oluşan emisyonların AB’ye giren karbon yoğun malların üretimi sırasında salınan karbona adil bir fiyat koymak, çevreye verdiği zararın maliyetini yansıtmak ve AB dışındaki ülkelerde daha temiz endüstriyel üretimin teşvikini sağlamaktır.  AB, karbon kaçağını engellemek için “sınırda karbon düzenleme mekanizmasını(SKDM)” 2023 yılı itibariyle hayata geçirmeyi planladı. İlk olarak SKDM önerisi 14 Temmuz 2021 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun, AB’nin ekonomisini ve toplumunu iklim hedeflerini karşılayacak şekilde dönüştürmek için çeşitli önerileri içeren “Fit for 55” paketinde gündeme geldi. 2050 yılına kadar iklim nötr bir Avrupa olma doğrultusunda 2030 yılına kadar emisyonları yüzde 55 oranında azaltmayı hedeflemek pakette bulunuyor. SKDM, Avrupa Birliği sınırları dahilinde ticari malların üretimi esnasında oluşan karbon maliyetlerine eşdeğer bir maliyetin Avrupa Birliği ülkelerine ithal edilen mallara da uygulanmasına ilişkin düzenleyici bir sistemdir. AB, SKDM ile karbon fiyatlandırma sistemine sahip olmayan ülkelerden gerçekleştirilen yüksek karbon ayak izine sahip malların ithalatını izlemeyi ve azaltmayı amaçlamaktadır.
1 Ekim 2023 tarihinde SKDM uygulamaya girdi. 31 Ocak 2024 tarihinde ise ithalatçılar için ilk raporlama dönemi sona erecektir. Yönetmelik kapsamında Avrupa Birliği(AB), SKDM için 1 Ekim 2023’ten 31 Aralık 2025’e kadar geçiş dönemi uygulayacaktır. Aynı zamanda üç aylık raporlama yükümlülüğü olacak ve ilk raporlarını Ocak 2024 sonuna kadar sunmaları gerekecektir. Dolayısıyla belirli bir takvim yılında ithalatçıların ithal edilen mallarda bulunan toplam doğrulanmış sera gazı(GHG) emisyonlarını bildirmeleri
gerekecektir. 1 Ocak 2026 tarihinde ise mali yükümlülükler başlayacak ve 2034 yılına kadar SKDM maliyetleri aşamalı olarak yükselecektir. 1 Ocak 2026 tarihinde SKDM yürürlüğe girdiğinde, her yıl bir önceki yıl AB’ye ithal edilen malların miktarını, gömülü sera gazı emisyonlarını ithalatçıların beyan etmeleri gerekecektir. Böylece 2026 yılı itibarıyla SKDM sertifikalarının satın alınması gerekli hale gelecektir. Öte yandan sertifikaların fiyatı, €/ton CO2 salınımı olarak ifade edilen AB ETS tahsisatlarının haftalık ortalaması açık artırma fiyatına göre hesaplanacaktır. SKDM öncelikle üretiminde karbonu yoğun olan, karbon kaçağı riski en yüksek olan belirli malların ve seçilmiş ara malların ithalatına uygulanacaktır. Bu mallar; çimento, demir ve çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen olarak belirlenmiştir. 2030 yılına kadar SKDM’nin kapsamı AB ETS kapsamındaki tüm malları kapsaması hedefleniyor. SKDM kapsamındaki ürünler nelerdir? Hidrojen elektrik enerjisi, aglomere demir cevherleri ve konsantreleri, demir ve çelik ürünleri, vidalar, civatalar, somunlar, koç vidaları, vida kancaları, perçinler, koterler, kamalı pimler, pullar (yaylı pullar dahil) ve benzeri ürünler gibi alt ürünler, bazı alüminyum rezervuarlar, tanklar, fıçılar, konteynerler, alüminyumdan yapılmış, elektriksel olarak yalıtılmamış çok telli teller, kablolar, örgülü bantlar ve benzerleri, gübreler (amonyak, nitrik asit, vb), alüminyum yapılar ve yapı parçaları, hidrojen elektrik enerjisi, kaolin ve diğer kaolinik killer, kalsine edilmiş. Çimento, alüminat çimento, çimento klinkerleri, vb. bu kapsamdadır. İşletmelerin Avrupa Yeşil Mutabakatı ve SKDM kapsamında büyük önem taşıyan karbon ayak izlerini hesaplayabilmelerini sağlamak amacıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), “Karbon Platformu”nu kullanıma sundu. Şirketler kendi tüketim verileriyle karbon emisyonlarını karbon platformu ile hesaplamaya imkan bulmaktadır. Karbon emisyon platformu ile işletmeler, aylık ya da yıllık olarak oluşturdukları emisyon miktarlarını ve karbon ayak izlerini de görebileceklerdir. Bu platform “Karbon.org.tr” adresinden hizmet vermektedir. Bu adrese girilmesiyle teknik bilgi gerekmeksizin ISO 14064 (Sera Gazı ve Emisyonları Yönetim Sistemi Belgesi) ve GHG Protokolü (Sera Gazı Raporlama Standardı)  ile uyumlu karbon ayak izleri hesaplanmaktadır. Girilen bu sistemle işletmelerin karbon ayak izlerine dair bir raporda oluşturulmaktadır. Uygulamadan yararlanacak bir işletme, belirli bir şehir ya da bölgedeki lokasyonunu belirledikten sonra, bu işletmeye ilişkin her türlü tüketim verisini sisteme girebilecektir. Ayrıca Karbon Platformu belli bir periyot ve lokasyondaki işletme için ayrı ayrı veri girişi imkanı tanımaktadır. Bir işletme, farklı şehirlerdeki fabrikaları için ayrı ayrı hesaplama yapabilecektir. İşletmenin üretim aşamasındaki doğal gaz, elektrik ve su tüketimleri, nakliye sürecindeki akaryakıt verileri bu kapsamda kullanılabiliyor. İşletmelerin satın aldıkları ürünler ile atık miktarı da yine hesaplamalarda dikkate alınabiliyor.
Ülkemiz ihracatının yaklaşık yarısını AB’ye gerçekleştiriyor. Avrupa Birliği’ne ihracat
yapan işletmeler, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında sınırda karbon düzenlemesine tabi
olacaktır. Avrupa Komisyonu süreçlerin sistemli ilerlemesi için ithalatçıların karbon emisyonu hesaplamalarını yapmaları, raporlamalarına yardımcı olacak özel IT araçları ve geçişmekanizması başladığında işletmeleri desteklemek için rehberlik, eğitim materyalleri geliştirmektedir. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) gerçekleştirdiği bir ankete göre, Çin ve Rusya’nın ardından Türkiye, SKDM’den en fazla etkilenecek üçüncü ülke olarak ön plana çıkmaktadır. Anket; Türkiye’de her 4 şirketten yalnızca birinin karbon ayak izi hesabı yapabildiğini ortaya koyuyor. Alüminyum, çimento, demir çelik sektörlerinde özellikle etkinin daha fazla görüleceğine anketler yer veriyor. Ayrıca anketler, firmaların büyük çoğunluğunun Yeşil Mutabakat ve SKDM hakkında bilgisinin çok sınırlı olduğunun altını çizmektedir. Ülkemiz 2015 yılında Paris İklim Anlaşması’nı imzalamasıyla karbon emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunmuştur. Bu kapsamda, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını %21 oranında azaltmak hedeflendi. Ayrıca ülkemizdeki ihracatçıların, 2026 yılından itibaren devreye girecek olan SKDM’den etkilenmemek için ürünlerinin karbon emisyonlarını şimdiden hesaplaması veemisyonları düşürücü önlemler alması zorunluluk oluşturuyor. Dolayısıyla karbon vergisi uygulaması küresel çevre sorunlarıyla mücadelede önemli bir uygulamadır. Uzun vadede bakıldığında çevre dostu politika ve uygulamaların teşvik edilmesi hem çevreyi koruyacak hem de ekonomiye katkı sağlayacaktır.