Türkiye’nin ilk iklim kanunu teklifi 8 Nisan tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Ancak ilk dört maddesi kabul edilen İklim Kanunu teklifi, yoğun itirazlar nedeniyle geri çekildi. Teklif komisyonda yeniden değerlendirilecektir. Kanun teklifi, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefiyle uyumlu olması amacıyla, çevre ve iklim politikalarının yasal çerçevesini oluşturmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda yasa, iklim değişikliğiyle mücadelede iklim eylem planlarının hazırlanması, ulusal politikaların belirlenmesi ve kurumsal sorumlulukların netleştirilmesini öngörmektedir. İlk dört maddesi kabul edilen İklim Kanunu teklifi, yoğun itirazlar nedeniyle geri çekildi. Teklif komisyonda yeniden değerlendirilecektir. İklim Kanunu’nun ilk dört maddesinde genel tanımlar ve hedefler yer almaktadır. Bu maddelerde ise Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi belirlenmiştir. Ancak bu hedefin nasıl uygulanacağı, hangi kurumların hangi sorumlulukları üstleneceği, kontrol ve denetim sistemlerinin nasıl yürütüleceğine ilişkin teklifte hiçbir bilgi bulunmamaktadır. 100’den fazla ekoloji, kadın ve sivil toplum örgütü, Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu öncülüğünde bir araya gelerek, İklim Kanunu’nun doğayı korumaktan çok ticari çıkarları gözettiğini, halkın katılımı olmadan düzenlenen kanun teklifinin iklim adaletini sağlamayacağını, çevresel sorunlara çözüm sunmadığını vurgulamıştır. Sivil Toplum Kuruluşları, kanun teklifinin geri çekilerek toplumun, doğanın ve iklimin yararını gözeten bir İklim Kanunu’nun hazırlanmasını talep etmiştir. İklim kanun teklifinin, doğayı, çevreyi ve toplumu koruyan güçlü, şeffaf, bilime dayalı, katılımcı bir kanun olmaması ve teklifte önemli boşluklar bulunması nedeniyle sivil toplum kuruluşları ve iklim alanında çalışan akademik çevrelerce eleştirilmektedir. Kanun teklifinde bulunan bu boşluklar, yol haritasının belirsiz olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla iklim kanun teklifi, genel çerçeveyi çizmekte fakat iklim ile mücadelede izlenecek somut uygulama araçları, denetim-kontrol mekanizmaları ve finansman modelleri hakkında yasal zemin oluşturmamaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının eleştirileri şu şekildedir.

İklim Yasasının ilk dört maddesi, somut hükümler içermemektedir.

Uygulayıcı kurumlar, izleme sistemleri, şeffaflık ilkeleri, karbon emisyonlarıyla ilgili ölçüm ve raporlama süreçlerine dair bir çerçeve bulunmamaktadır. Kanun taslağının hazırlanma sürecinde başta sivil toplum, meslek odaları, akademi ve yerel yönetimler olmak üzere toplumun ilgili kesimlerinin sürece dahil edilmediği vurgulanmaktadır.

İklim Yasası, iklim adaleti, geçişin toplumsal boyutu, kırılgan grupların korunması ve adil dönüşüm gibi küresel iklim politikalarının temel kavramlara yer vermemektedir. Fakat düşük gelir grupları, küçük çiftçiler ve kent yoksulları, kadınlar, küresel iklim krizinden orantısız şekilde etkilenmektedir. Meteoroloji Mühendisleri Odası tarafından Meclis’te görüşmeleri süren İklim Kanunu’na ilişkin açık mektup yazıldı. Mektupta;” iklim kanun teklifinin alelacele gündeme alındığı vurgulanarak, ilgili kurum, kuruluş ve demokratik kitle örgütlerine söz hakkı tanınmadığı belirtildi. Ayrıca, Kamuoyunun şirketler için yapılan düzenlemeler olarak değerlendirdiği iklim kanuna ilişkin, “Teklif edilen Kanun metninin ilk 7’nci maddesine kadar olan kısımda belirgin eksikle ve yanlışlar olduğu, genel ifadeler kullanıldığı, 9. maddeden sonra ise tamamen ticari bir yapı tanımlaması yapıldığı eleştirilerde bulunuldu.

Meteoroloji Mühendisleri Odası açıklamasında kanunda yer alan iddialara ilişkin cevaplar şu şekildedir;

Yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvikiyle doğa dostu üretim yapılarak ve biyoçeşitlilik korunmalıdır. “Ülkemizde doğal alanlar hızlı bir şekilde amaç dışı kullanılmakta ve doğal özellikleri değiştirilmektedir. Bu durum, özellikle su kaynakları başta olmak üzere birçok doğal alanın yok olmasına neden olmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki ise yıllardır yapılmaktadır. Doğal alanların korunması ve yenilenebilir enerji teşviki için mevcut mevzuat yeterlidir. Sorun kanunların uygulanmamasıdır.”

Su ve gıda güvenliğinin artırılması için gereken tedbirler yasal düzenleme altına alınmalıdır. “Su ve gıda güvenliği her türlü doğal alanların, tarım ve orman alanları ile su havzalarının korunmasıyla mümkündür. Su havzaları yerleşime açılırken, bölgesel su potansiyelleri dikkate alınmadan fazla su ve enerji gerektiren tesisler su kıtlığı çeken bölgelere yerleştirilmektedir. Suları kirleten tesislere hiçbir işlem yapılmamaktadır. Mevcut mevzuat bu konudaki koruma tedbirleri için yeterlidir. “

İklim değişikliği kaynaklı afetlerin etkilerini azaltmak için dirençli şehirler oluşturulmalıdır.“Şehirlerin planlanması ve tüm projelerin yapılmasında ve uygulanmasında meteorolojik parametrelerin dikkate alınması gerekir. Mevcut meteorolojik parametrelere uygun olmayan yapıların iklim değişimine “uygun hale getirilmesi” ifadesi gerçeklikten uzaktır. Eğer planlar meteorolojik verilere uygun değilse, bu planları sadece meteorolojik parametrelerin yüzdelik değişimlerine uyumlu hale getirmek mümkün değildir. Mevcut mevzuat bu konularda yaşanan sorunların engellenmesi için yeterlidir.”

 

İklim yasası içinde yer alması gereken önemli konular ise şunlardır;

-Sivil toplum ve yurttaş katılımını garanti altına alan mekanizmalar.

- Bağlayıcı ve ölçülebilir emisyon azaltım hedefleri.

-Sürdürülebilir finansman kaynakları.

-Adil geçiş mekanizmaları (özellikle enerji dönüşümünden etkilenecek çalışanlar ve sektörler için).

-Şeffaf izleme ve raporlama altyapısı.

-Yerel yönetimlerin aktif rol alacağı iklim eylem planları.

İklim Kanunu, bağlayıcı hedefler, hesap verebilir kurumlar, toplumsal katılım mekanizmaları ve hak temelli bir yaklaşım içermeli ve etkili, kapsayıcı, hesap verebilir ve iklim politika zemininin olması gereklidir. Yasanın hazırlanma sürecinde herkesi ilgilendiren bir konuda sivil toplum örgütlerinin, akademinin, yerel yönetimlerin ve meslek örgütleri sürece dahil edilmelidir. İklim adaleti konusunda ise en çok etkilenecek kesim olan düşük gelir grupları, kadınlar, gençler, kırsal bölgelerin iklim krizinden daha çok etkilenmesi nedeniyle “adil geçiş” ilkesi yasal zemine oturtulmalıdır.