Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) öncülük ettiği Dünya Çevre Günü, 1973 yılından beri her yıl 5 Haziran’da  farklı bir temayla, çevresel destek için kutlanan en büyük küresel platform haline geldi. Birleşmiş Milletler,  bu yıl 51’incisi kutlanan Dünya Çevre Gününü, çevre bilincini teşvik etmek için, hükümetlerin, işletmelerin ve bireylerin daha sürdürülebilir bir dünya yaratma gücüne odaklanarak önemli bir gün olarak görmektedir. 51'inci Dünya Çevre Günü , bu yıl 3.854 resmi etkinlik ile rekor kırdı. Türkiye’de de en büyük çevre etkinliği Çevrefest, “Hepimizin Bir Dünyası Var’ temasıyla düzenlendi. Etkinliklerde; çevre, Sıfır Atık ve yenilenebilir enerji projeleriyle öne çıkan 39 belediyenin stantlarında vatandaşlara bilgilendirmeler yapıldı. BM Çevre Programı (UNEP) ve Suudi Arabistan tarafından yapılan açıklamaya göre Suudi Arabistan Krallığı 2024 Dünya Çevre Günü için belirlenen temayı, “Toprağımız, geleceğimiz” sloganıyla, arazi restorasyonu, çölleşme ve kuraklığa dayanıklılık konularına odaklanarak ev sahipliği yapmaktadır. Bu temanın tercih edilme sebebi ise şöyle açıklandı;  “Zamanı geri çeviremeyiz ama ormanları büyütebilir, su kaynaklarını canlandırabilir ve toprağı geri getirebiliriz. Toprakla barışabilecek nesil biziz.” Bu yılki Dünya Çevre Günü’nün teması ile insanlığın toprağa bağlı olduğu ve toprağın geleceğimiz olduğu vurgusu yapılmaktadır.
 Dünyanın dört bir yanında meydana gelen küresel iklim değişikliği, toprakları çöllere ve ölü bölgelere dönüştürmekte, arazileri bozmaktadır. Toplumlar gıda sorunları, su kaynaklarının yok olması, ekonomilerin zayıflamasıyla karşı karşıya kalmaktadır. Milyarlarca hektar arazi bozulmakta ve dünya nüfusunun neredeyse yarısını etkileyerek küresel GSYH'nin ise yaklaşık yarısını (44 trilyon dolar) tehdit etmektedir. BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’ne göre, gezegendeki arazilerin yüzde 40’ı bozulmuş durumda ve bu durum dünya nüfusunun yarısını doğrudan etkilemektedir. Kuraklıkların sayısı ve süresi 2000 yılından bu yana yüzde 29 arttı. Acil önlem alınmazsa, kuraklıklar 2050 yılına kadar dünya nüfusunun dörtte üçünden fazlasını etkileyeceği tahmin edilmektedir. Arazi restorasyonu, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmak için kritik öneme sahip olan ve tüm dünyada ekosistemlerin korunması ve canlandırılmasına yönelik bir çağrı olan BM Ekosistem Restorasyonu On Yılının (2021-2030) önemli bir ayağını oluşturmaktadır.  Bozulmuş arazi, doğal kaynaklardan, toprak verimliliğinden, sudan, biyolojik çeşitlilikten, ağaçlardan veya doğal bitki örtüsünden yoksun olan arazidir. Toprakta oluşan bu büyük hasar, gıda sorunları yaşanmasına neden olmaktadır. Bozulmuş topraklarda gıda yetiştirmek, topraklar ve su kaynakları tükendiği için giderek daha zor hâle gelmektedir. Kırsal topluluklar, küçük çiftçiler ve aşırı yoksullar bundan en çok etkilenen kesimi oluşturmaktadır. 
UNEP başkanının 2024 Dünya Çevre Günü açıklaması şöyle;“Arazi restorasyonu, giderek artan arazi bozulması, kuraklık ve çölleşme dalgasını tersine çevirebilir. Restorasyona yatırılan her dolar, ekosistem hizmetlerine 30 ABD dolarına kadar katkı sağlayabilir. Restorasyon geçim kaynaklarını artırır, yoksulluğu azaltır ve aşırı hava koşullarına karşı dayanıklılık geliştirir. Restorasyon karbon depolamasını artırır ve iklim değişikliğini yavaşlatır. Arazinin yalnızca yüzde 15'inin onarılması ve daha fazla dönüşümün durdurulması, beklenen türlerin yok olmasını yüzde 60'a kadar önleyebilir. Ancak iklim değişikliği gibi arazi bozulmasına, kuraklığa ve çölleşmeye neden olan etkenlere de son vermeliyiz. Geçen yıl sıcaklık rekorları kırıldı. Dünyanın büyük bir kısmı sadece sıcaklıktan değil, fırtına, sel ve kuraklıktan da etkiyi hissetti. İklim değişikliğiyle mücadele etmeden araziyi eski haline getirmek, bir eliyle verip diğerini almak gibi bir şey olacaktır; bu nedenle, G20 ülkeleri tüm iklim gündeminde liderlik göstermelidir.”    BM Çevre Programı (UNEP), Dünya Çevre Günü münasebetiyle,  Nesil Restorasyon Şehirleri projesine  katılan  altı yeni “Pilot Şehir”i duyurdu . Bunlar Kenya'da Kisumu, Arjantin'de Mendoza, Brezilya'da Curitiba, Kolombiya'da Barranquilla, Güney Afrika'da Overstrand ve Türkiye'de İstanbul'dur. 
    Sıcaklıklardaki bu artış sadece insan yaşamını değil tüm gezegeni ve tüm canlıları olumsuz etkilemektedir. Bu küresel iklim krizi, dünyanın ekosistemlerini saldırı altına almaktadır. Bu nedenle toprağın geleceğini korumak ormanları korumaktan geçmektedir.  Dünyada her yıl ortalama 10 milyon hektar orman alanı yok olmaktadır. Ormanlar, erozyonu önleme, havayı temizleme, su üretimi, sel baskınlarını önleme, biyolojik çeşitliliğin korunması, bol yağış sağlamak gibi iklimi düzenleyici etkiye sahiptir. Ormanlar, karasal biyolojik çeşitliliğin yüzde 80’ini bulundururken, 
erişilebilir suyun da yüzde 70’ini sağlamaktadır. Bu nedenle ormansızlaşmayı azaltmak ve ormanların tahribatlarını önlemek için yeni teknolojilerden faydalanarak ormanların sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) normalin yüzdesi metoduna göre oluşturduğu, 2024 Şubat ayı meteorolojik kuraklık durumu haritası da Türkiye’deki kuraklık boyutunun endişe verici olduğunu ortaya koymaktadır. Son yapılan araştırmalara göre, Türkiye, 2023 yılında 47,6 aşırı sıcak gün yaşadı ve şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl oldu. Ayrıca 2023 yılında ülkemiz, 1475 aşırı hava olayı ile tüm zamanların en çok aşırı hava olayı görülen yılı oldu.Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Geçtiğimiz Kasım, Aralık, Ocak, Şubat ve Nisan ayları kendi içlerinde bugüne kadarki en sıcak aylardı ve en sıcak kışı yaşadık. Kasım 2023 – Şubat 2024 arasındaki dört ay 1971-2000 yılları ortalamasına göre 4,2 derece daha sıcaktı. 2024 baharı da büyük ihtimal en sıcak baharlar arasında yerini alacak. Büyük ihtimalle haziran ayıyla birlikte sıcaklıklar artmaya başlayacak, termometreler gölgede en azından Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde 40 dereceyi bulacak, belki de geçecek. Temmuz ve ağustos aylarının da ülkemizin en sıcak ayları olduğu dikkate alındığında birkaç hafta içinde orman yangınlarını, sıcak hava dalgalarını konuşmaya başlayacağız. Yağış durumuna göre bunlara kuraklık da eklenebilir. Hatta Temmuz ve ağustos aylarında Karadeniz Bölgesinde şiddetli sağanak yağışlar ve selleri de yaşayabiliriz” uyarısında bulundu.
İnsan kaynaklı çevresel zararlar sonucunda küresel iklim değişikliği, ekosistem kaybı ve arazilerin çölleşmesi gibi doğa felaketlerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. Çevreyi korumak, toprağı canlandırmak ve doğayı doğal haline kavuşturmak, ormanlarımızı ağaçlandırmak, ekosistemi onarmak ise şimdiki nesil olarak bizlerin görevidir.