Başta fosil yakıtların yakılması olmak üzere, insan faaliyetleri nedeniyle küresel sıcaklıklar artmaya devam etmektedir. Küresel ısınmanın her geçen yıl artması, daha zararlı sıcak hava dalgalarına, aşırı yağış olaylarına, yoğun kuraklıklara, buz tabakalarının, deniz buzunun ve buzulların erimesine, okyanusun ısınmasına ve deniz seviyelerinin yükselmesine neden olmaktadır. Mart 2025 tarihinde Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre; 14,06 derecelik ortalamayla küresel olarak ikinci en sıcak mart ayı oldu. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) en son raporuna göre ise; küresel sıcaklıkların önümüzdeki beş yıl içinde rekor seviyelerde devam etmesinin beklendiği, bunun da iklim risklerini, toplumlar, ekonomiler ve sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkilerini artırdığı öngörülmektedir. UNESCO’nun bu yıl  yayımladığı raporda da ; dünya genelinde buzulların her zamankinden daha hızlı eridiği ve son üç yıllık dönemde kayıtlardaki en büyük buzul kütlesi kaybı yaşandığı belirtilmiştir. İsviçre merkezli Dünya Buzul İzleme Servisi Direktörü Michael Zemp; 1975’ten bu yana buzullardan kaybedilen 9.000 gigaton buzun, “25 metre kalınlığında, Almanya büyüklüğünde bir buz bloğuna” eşdeğer olduğunu söyledi. Raporlar sıcak hava dalgalarının insan sağlığı açısından endişe verici boyutlarda olduğunu ortaya koymaktadır.

Küresel sıcaklık artışları,  deniz seviyelerinin yükselmesi ve temel su kaynaklarının azalması gibi dünya çapında ekonomik, çevresel ve sosyal sorunları daha da kötüleştirmektedir. Dünyanın en sıcak bölgelerinden bazılarında yapılan araştırmaya göre artan sıcaklıkların kadınlarda ölümcül kanser riski oranlarını ve ciddiyetini arttırdığını tespit etti. Bilim insanları , 17 Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkesindeki kanser eğilimlerini analiz etti ve bölge genelinde veriler, iklim krizi nedeniyle sıcaklıkların artmasıyla birlikte kadınları etkileyen dört ana kanser türünün, yumurtalık kanseri vakalarının ısınma derecesine göre en keskin şekilde arttığını, rahim ağzı kanserinin ise en küçük artışı gördüğünü gösterdi. Meme kanseri ise en yaygın hastalık olmaya devam etti. Araştırma dört rahatsızlığın(meme, yumurtalık, rahim ve rahim ağzı)   hem daha yüksek yaygın olduğunu hem de ölüm oranı olduğunu gösterdi. Çalışmada araştırmacılar, 1998-2019 yılları arasında ölçülen sıcaklıktaki her bir santigrat derecelik artışın hem kanser görülme sıklığında hem de ölüm oranında istatistiksel olarak anlamlı artışlarla ilişkili olduğunu buldu. En Güçlü sıcaklık artışlarının Katar , Bahreyn , Ürdün , Suudi Arabistan , Suriye ve BAE bölgelerinde olduğu tespit edildi. Örneğin Katar'da meme kanseri yaygınlığı, her bir ısınma derecesi için 100.000 kadında 560 vaka artarken, Bahreyn'de bu sayı 330'dur.

Çalışmanın baş yazarı olan Kahire Amerikan Üniversitesi'nden Dr. Wafa Abuelkheir Mataria, "Sıcaklıklar arttıkça, kadınlarda kanser ölüm oranı da artıyor, özellikle yumurtalık ve meme kanserleri için. Sıcaklık artışının derecesi kümülatif halk sağlığı yönünden etkisi önemlidir." açıklamasında bulundu. Çalışmanın ortak yazarı Dr. Sungsoo Chun, "Kadınlar, özellikle hamilelik döneminde iklimle ilgili sağlık risklerine karşı fizyolojik olarak daha savunmasızdır. Bu durum sağlık hizmetlerine erişimi sınırlayan eşitsizliklerle daha da karmaşık hale gelmektedir. Marjinalleştirilmiş kadınlar, çevresel tehlikelere daha fazla maruz kaldıkları ve erken tarama ve tedavi hizmetlerine daha az erişebildikleri için katlanmış bir riskle karşı karşıya kalmaktadır. " dedi. Çalışma bulguları, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da 2050 yılına kadar 4 santigrat dereceye kadar sıcaklık artışının beklendiğini ve bunun da daha fazla insanı, özellikle yapısal eşitsizlikler ve sınırlı sağlık hizmetlerine erişim nedeniyle zaten savunmasız olan kadınları iklimle bağlantılı sağlık tehditlerine maruz bırakacağı bir dönemde  yapılması önemli.

Çalışmanın ortak yazarı Dr. Sungsoo Chun,” sıcaklık artışlarının birden fazla nedeni olduğunu, bilinen kanserojenlere maruziyeti arttırdığını, sağlık hizmetlerinin sağlanmasını aşırı sıcakların bozduğunu ve hatta hücresel düzeyde biyolojik süreçleri dahi  etkilediğini, bu mekanizmaların bir araya geldiğinde zamanla kanser riskini artırabildiğini, kanser tarama programlarını güçlendirmek, iklime dayanıklı sağlık sistemleri oluşturmak ve çevresel kanserojenlere maruziyeti azaltmanın temel adımlar olduğunu, bu temeldeki zayıflıkları ele almadan, iklim değişikliğiyle bağlantılı kanser yükü büyümeye devam edecektir.” dedi.

Araştırmacılar çalışmada, GSYİH'yi(Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) hesaba katarak ekonomik farklılıkları kontrol ederek, araştırmanın yapıldığı bölgelerde kirlilik seviyelerinin, sıcak hava dalgasına maruz kalmanın veya sağlık sistemlerindeki değişiklikler gibi diğer yerel faktörlerin de kanser hastalıklarına neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Öyle ki çalışmanın baş yazarı Dr. Mataria, "Kişi başına GSYİH'yi kontrol ederken, ölçülmeyen diğer faktörler de bu hastalıklara neden olabilir" açıklamasında bulundu.

Çalışma küresel sıcaklık artışı ile kanser hastalıkları arasında doğrudan bir nedensellik ortaya koymamaktadır. Ancak küresel  iklim krizinin , özellikle sağlık koşullarında eşitsizliklerle karşı karşıya olan bölgelerde, küresel hastalıkların yoğunlaştığına dair artan kanıtlara katkıda bulunmaktadır.(Kaynak: Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği, çalışmanın baş yazarı Dr. Wafa Abuelkheir Mataria ve  ortak yazarı Dr. Sungsoo Chun araştırma raporu, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) yeni raporu)