Küresel iklim değişikliğinin dünyada aşırı kuraklık, seller, yangınlar, heyelan, deniz seviyelerinin yükselmesi ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi olumsuz sonuçlara neden olduğunu görüyoruz. Öyle ki iklim felaketlerinden dolayı 2050 yılına kadar 216 milyondan fazla insanın afetlerden kaçmak için yer değiştireceği öngörülüyor. İklim mültecisi konusu ise geleceğin ciddi sorunlarındandır. 1 Ekim’de yeni yasama döneminin başlamasıyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşülecek kanunlardan biri İklim Kanunu’dur. İklim yasası, iklim değişikliğinin meydana getirdiği olumsuz etkileri azaltmak için gerekli önlemleri almak ve iklim değişikliğiyle mücadelede ilerlemeyi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Konumu gereği Akdeniz havzasında bulunan ülkemiz, küresel iklim krizinden en çok etkilenen ülkelerdendir. Öte yandan dünyada sera gazı emisyonlarına en fazla neden olan ülkelerin başında yer alıyor.
Peki Türkiye’nin nasıl bir iklim kanununa ihtiyacı var? 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini ülkemizin Paris Anlaşmasıyla 7 Ekim 2021 tarihinde onaylaması iklim politikasında ülkemiz için yeni bir dönemi başlatmıştır. 2053 yılına kadar ki süreçte kısa vadeli iklim hedeflerini ülkemizin belirlemesi, 1,5 derece hedefiyle uyumlu politikalar geliştirmesi, sera gazı emisyonlarının azaltımını sağlayan Ulusal Katkı Beyanı’nı gözden geçirerek emisyon hedefleri belirlemesinde Paris Anlaşması bir başlangıç olmuştur. Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede ülkelerin ortak hareket etmelerini amaçlayan anlaşma, küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlamayı ve mümkünse 1,5 derece altında tutmayı hedefliyor. Ülkemizin bu anlaşmaya taraf olması iklim değişikliği ile mücadelede bu anlamda olumlu bir adımdır. İklim kanunu ile 1,5 derece hedefiyle ülkemiz Paris anlaşmasına uyumlu olarak 2030 yılına kadar % 35 mutlak emisyon azaltımını yasalaştırması önemlidir.
Ülkemiz Paris Anlaşması taahhüdüyle paralel politikalar yürütmeli ve sera gazı emisyonlarının azaltımı için iklim eylem politikalarını sektörlerde uygulamaya geçirmelidir. İklim değişikliğinde büyük etkisi olan enerji sektörü ülkemizin önemle üzerinde durduğu ve gün geçtikçe ülkemizde gelişen bir sektördür. Ülkemizin fosil yakıtlardan kademeli olarak çıkılmasında hedef yıl belirlemesi, fosil teşviklerinin sonlandırılarak güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynak yatırımlarının teşviki öncelikli konulardır. Yeni kömür santrallerinin yapılmayacağının taahhüt edilmesi ülkemizin iklim eylem planında ilk adımlardan biri olmalıdır. Bu nedenle ülkemizin 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yeni kömür santrallerinin yapılmamasının görüşülecek iklim kanununda yer alması önemli kilometre taşlarındadır. Ülkemizin kömürlü termik santralleri, yenilenebilir kaynaklarla ikame ederek aşamalı olarak bırakması planı iklim kanununda yer almalıdır. İklim değişikliği konusunda yeni bir döneme giren ülkemiz, görüşülecek iklim kanunu ile sera gazı emisyon azaltımında lider ülkeler arasına girebilir. Kaldı ki Avrupa da 2053 net sıfır hedefini gerçekleştirmek için yaklaşık 20 ülke kömürlü termik santrallerden tamamen çıkma taahhüdünde bulundu. Bu anlamda dünya piyasalarında rekabet edebilen bir ülke yolunda olan ülkemizin 2053 net sıfır emisyon hedefine yönelik politikalarını kanunlaştırma çalışmaları önemli bir adımdır. İklim kanunu ile 2030 yılına kadar elektrik üretiminde kömürden çıkış hedeflenmelidir. Bu sayede havamız, suyumuz ve toprağımız fosil yakıtlardan kirlenmeyecektir. Ayrıca gelecek nesillere temiz bir çevre bırakacağımız gibi doğal kaynakları gelecek nesillerde kullanabilecektir. Öyle ki yenilenebilir enerji kullanımına geçilmesiyle, hava kalitesinin artışı ülkemizi 194 milyar euro sağlık maliyetinden kurtaracaktır.
Küresel iklim değişikliği ile beraber salgın hastalıklar yaşanmakta ve sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Yeni iklim kanununda salgın hastalıklarla mücadele ve sağlık sorunlarına ilişkin sağlık sistemini güçlendirecek düzenlemeler yer almalıdır. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik yönünden zengin bir ülkedir. Fakat iklim krizi ülkemizin biyoçeşitliliğini yok etmeye devam ediyor. Bu nedenle iklim kanunu, ülkemizin biyoçeşitliliğini ve doğal ekosistemini koruyacak nitelikte olmalıdır. İklim aktivistleri 2030 yılına kadar ülkemizdeki karasal, denizel ve sulak alanlarda korunan alanların oranının % 30’a çıkarılmasının hedeflenmesi gerektiğini vurguluyor. İklim kanunu, ülkemizde iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından eşit şekilde etkilenmeyen kırılgan grupları kapsamalı ve cinsiyet eşitliği, sosyal, ekonomik eşitlik temelinde oluşturulmalıdır. Yeni iklim kanunu ile sınırlı olan kaynakların sürdürülebilirliği için sınırsızca tüketimin önüne geçilmesi, enerji tasarrufu ve enerji verimliliği için önleyici maddeleri olmalıdır. Ülkemizin enerjide dışa bağımlılığı ülke ekonomisini geriye götürmektedir. Oysa ki ülkemiz iklim koşullarının elverişliliği nedeniyle Avrupa’nın en yüksek yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ülkelerindendir. Gün geçtikçe ülkemizde artan ekonomik sıkıntılar bireysel ve küçük/büyük işletmeler bazında elektrik ve ısınma faturalarına yansımaktadır. İnsanların günlük yaşamlarında ve küçük/büyük işletmelerin üretimlerinde kendi enerjilerini kendilerinin üretebileceği sistemlerin iklim kanununda yer alması hem vatandaşları ve üretim yapan şirketleri yüklü faturalardan kurtaracak hem de doğamız korunmuş olacaktır. Yeni iklim kanunu ile 2030 yılına kadar en az % 75 oranında doğa ile uyumlu olan yenilenebilir enerji hedeflerinin kanunda belirlenmesi ise ülke ekonomik kalkınmasında önemli bir ivme kazandıracaktır.
TBMM Çevre Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Murat Kurum, 25 Ağustos’ta “..önümüzdeki 100 yılı şekillendirecek bir çerçeveye sahip olacak İklim Kanunu’nu Çevre Komisyonumuzda görüştükten hemen sonra Meclis’imizin onayına sunacağız.” bilgisini verdi. Başkan Kurum, yasaya ilişkin hazırlıkları tamamlamak üzere olduklarını bildirmiştir. Kurum “Türkiye’nin, küresel iklim değişikliğinin potansiyel etkileri açısından risk durumu yüksek ülkeler arasında yer aldığına dikkati çekmiştir. Özellikle son 2 yılda dünyada görülmemiş büyüklükte sel ve heyelanlar, olağandışı yangınlar yaşandığını, Konya’da obrukların sayısının 700’e yaklaştığını, Türkiye’nin en büyük buzul kütlesi olan Hakkari Cilo Dağı’ndaki 20 bin yıllık Cilo buzullarının her geçen gün eridiğini, Marmara Denizi’nde müsilaj problemi yaşandığını belirtti.”
Sera gazı emisyonlarını azaltmak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı önlemler almak ve uyum sağlamak için etkili politikalar yürütülmesi doğanın sürdürülebilirliği için zorunluluk oluşturuyor. Küresel iklim felaketleri sonucunda doğanın dengesinin bozulması ve çevre felaketlerine karşı tüm canlıların dirençli hale getirilmesi için TBMM’de görüşülecek kanun tasarısının yapım ve uygulama süreci katılımcı ve şeffaf olmalıdır. Bilim insanlarının çalışmaları kanunun çerçevesini belirlemeli ve ekosistemin sürdürülebilirliği esas alınmalıdır. Artık küresel çevre sorunları tüm insanlığın yüzleşmesi gereken bir konudur.
İKLİM KANUNU MECLİS'E GELİYOR!
YORUMLAR