Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP28 zirvesinden sonra iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceği ve 11-22 Kasım tarihleri arasında Azerbaycan’da düzenlenecek COP29 zirvesine ilişkin önemli sinyaller veren SB60 iklim müzakereleri, 3-13 Haziran tarihleri arasında Almanya’nın Bonn şehrinde düzenlendi. 
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) taraf olan ülkelerin, ortak bir zemin bulmak ve aralarındaki anlaşmazlıkları gidermek amacıyla yıllık iklim zirveleri arasında düzenledikleri SB toplantılarının 60.’sı (SB60), beklentileri karşılamadı. Uzmanlara göre yapılan görüşmelerde, taraflar, neredeyse hiçbir önemli konuda uzlaşmaya varamadı, gerçekleştirilen toplantıda çok az somut ilerleme kaydedildi ve taraflar arasındaki ciddi anlaşmazlıkların devam ettiği belirtildi. Öyle ki SB60 iklim müzakeresinde, COP28’de kararlaştırılan, fosil yakıtların ‘aşamalı olarak kullanımdan kaldırılması’ konusu, SB60’ın taslak metinlerinin dışında bırakıldı.  Müzakerelerin önemli diğer gündem maddesi ise iklim finansmanı oldu. 
2023 yılında Birleşik Arap Emirliklerinde (BAE)  gerçekleşen 28. Taraflar Konferansında  (COP28), Küresel Durum Değerlendirmesi (GST) ile Kayıp ve Zarar Fonu’na ilişkin önemli kararlar alındı. COP28 zirvesinde ilk kez Küresel Durum Değerlendirmesi Raporunda, iklim değişikliği ile mücadelede ulusal değil, küresel olarak ne kadar yol alındığı ortaya koyuldu. Kayıp ve Zarar Fonu ise, iklim değişikliği kaynaklı kayıp ve zararların tazmini için, iklim krizinde öncelikli sorumluluğu olan gelişmiş ülkelerin sorumluluk üstlenmesi gerektiği fikrinden hareketle kurulmuştur. Bu nedenle COP28 zirvesinde alınan önemli kararlar sonrasında, Bonn’da alınacak kararlar, süreçlerin nasıl ilerleyeceğini anlamak için büyük önem taşımasına rağmen toplantıda yaşanan  anlaşmazlıklar, Kasım ayında Azerbaycan’da düzenlenecek COP29’da önemli konularda uzlaşma imkanının düşük olacağını göstermektedir.  
Toplantıya katılan Max Planck İnovasyon ve Rekabet Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Dr. Ezgi Ediboğlu’nun konuyla ilgili değerlendirmeleri şu şekildedir;
Fosil yakıtlardan çıkış konusu havada kaldı;Bonn’da Küresel Durum değerlendirmesi (GST kararları) ilgili hem prosedürler ve lojistik unsurları hem de kararlaştırılanların uygulanmasına ilişkin diyaloğun usulleri tartışıldı. Ne var ki, iki müzakerede de hiçbir önemli konuda mutabık kalınamadı. 23 sayfa olan GST kararıyla ilgili, taslak kararlar alındı. Dolayısıyla GST kararlarında geçen konuların hiçbiri hakkında tarafların nasıl ilerleyeceğini bilemiyoruz. Örneğin, devletlerin Ulusal Katkı Beyanları’nı uygulamalarıyla ilgili analizler yapılacak mı, yapılacaksa nasıl yapılacak ve geride kalanlar için uygulama destekleri ne olacak, GST’de kabul edilen finans ihtiyacı hangi konularda harcanabilecek, fosil yakıtlardan çıkışla ilgili olarak rejimden teknik destek gelecek mi veya çıkışla ilgili, devlet bazlı süreçleri izleme gibi, şeffaflıkla ilgili yöntemler geliştirilecek mi, gibi pek çok konu tamamen belirsiz. Taraflar, GST kararlarını uygularken hangi başlıklara odaklanacakları konusunda dahi anlaşmaya varamadılar. Kabul edilen taslak sonuçlar, gereken ilerlemenin COP29’da kaydedilebileceği konusunda umut verir nitelikte değil. Ayrıca “enerji” ve “fosil yakıtlar” gibi terimler, SB60 taslak kararlarında dikkat çekici bir şekilde yer almıyor. Diğer konuların müzakereleri sırasında da bu terimlerden özellikle kaçınıldı. Birçok ülke, iklim finansmanına ilişkin yeni bir kolektif, sayısal hedef belirlenmesine yönelik tartışmalarda, taslak metinde “enerji” konusuna yapılan atıfların çıkarılmasını talep etti.
İklim Finansmanı Yine Kördüğüm, Yeni Hedef Belirsiz; “Kayıp ve Zarar Fonu’nda ise kritik mesele, Fon’un finansman kaynaklarının netleştirilmesiydi. Yeni iklim finansmanı kolektif sayısal hedefi, tüm rejimin 2025 sonrası ana bütçesini belirleyecek; eğer bu hedef Kayıp ve Zarar Fonu ile ilişkilendirilmezse, Fon’un bütçesi devletlerin bireysel taahhütlerine mahkum kalacak. Ne var ki iklim finansmanı için sayısal hedef, SB60’da belirlenemedi. Gelinen noktada, COP29’da yeni bir hedefin belirlenip kabul edilmesi pek olası görünmüyor. SB60 müzakerelerinde gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin yıllık 1 trilyon doların üzerinde kaynak sağlamasını talep ettiler. Ancak gelişmiş ülkeler, hem zaman çizelgesi hem de miktara itiraz ederek bu meblağı karşılayamayacaklarını söylediler. Ayrıca finansman taahhüdünün küresel bir hedef olması gerektiğini savunarak, gelişmekte olan ülkelerin de katkı sunması gerektiğini ima ettiler.”
Uygulamaya Yönelik Elle Tutulur bir Karar Yok;Toplantının bir diğer önemli gündem maddesi, GST kararlarını tamamlamada önemli bir unsur olan ve COP29’da tartışılıp kabul edilmesi beklenen Şarm el-Şeyh Azaltım Hedefi ve Uygulama Çalışma Programı’nın taslak metniydi. Ancak bu taslak üzerinde de anlaşmaya varılamadı. Bir sonuç taslağının olmaması, ciddi anlaşmazlıklara işaret ediyor ve bunları kısa sürede aşmak mümkün olmayabilir. SB60 kararlarında uygulamaya, enerji meselesine veya GST sonuçlarını hayata geçirmeye yönelik neler olduğu sorusunun, elle tutulur bir yanıtı yok. 
Klasikleşmiş Müzakere Oyunu Sahnelendi;“SB60’ta, COP28’de hissedilen, tarafların adım atmaya hazır olduğuna dair hava, kesinlikle yoktu. Bunun yerine taraflar, inatçı bir tutumla yıllardır süregelen, klasikleşmiş, iklim değişikliği müzakere oyununu oynadılar: ‘Onlar harekete geçmezse, biz de geçmeyiz!’ İklim değişikliğinin kabulünü ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi ideolojilerle ilişkilendirmekten özellikle kaçınmamız gerektiğini düşünüyorum. Bilimsel bir gerçekliğin kabul edilmemesi, ideolojilerle açıklanabilir ya da kanıksanabilir bir durum değil. Bu yerçekiminin varlığının ve etkilerinin sol veya sağ diye nitelenmesi gibi bir şey olurdu. 
Uyum Hedefi için Taslak Kabul Edildi;2021’de kararlaştırılan Küresel Uyum Hedefine ilişkin taslak sonuca ise Genel Kurul kapanış gününde ulaşıldı. Bu kararda; finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme gibi, iklim değişikliğine uyum için üzerinde anlaşmaya varılan uygulama araçları hakkında da bir paragraf bulunuyor. Ancak bu noktalarda ilerleme sağlanamayınca, uyum çalışmalarının da sekteye uğraması kaçınılmaz.
İklim İdeolojiler Üstü bir Mesele Olmalı; Son olarak, SB60 boyunca katılığım sunumlarda ve etkinliklerde, çok fazla kişinin iklim değişikliğiyle mücadeleyi sadece sol veya liberal görüşlü partilerle ilişkilendirdiğini fark ettim. Bu kutuplaşmanın mağduru ise, popülist söylemler yüzünden iklim değişikliğinden şüphe eden insanlar ve iklim değişikliğiyle mücadelenin kendisi oluyor.Bu yüzden, “iklim değişikliğinin kabulü”nü ve “iklim değişikliğiyle mücadele”yi ideolojilerle ilişkilendirmekten özellikle kaçınmamız gerektiğini düşünüyorum.  İklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının sebep olduğu ölümlere, zorunlu göçlere, onarımı milyarlarca dolara mal olan ağır hasar görmüş şehirlere ve geri dönüşü olmayan biyolojik çeşitlilik kayıplarına hep beraber tanıklık ediyoruz. Bu konu ideolojilerin üzerinde.