‘Evrenin o akıl almaz düzenini dengede tutan, biyolojik zenginliktir.’ diyen TEMA Vakfı Onursal Başkanı, Yaprak Dede olarak anılan merhum A. Nihat Gökyiğit’in vurguladığı sözleri hem ülkemizde hem de dünyada biyolojik çeşitliliğin korunmasının hayati önemini anlatmaktadır. Biyoçeşitlilik yaşamın temeli ve sürdürülebilir kalkınmanın  önemli bir unsurudur. Biyolojik çeşitliliğin kaybı küresel bir sorun olmakla birlikte hiçbir ülke, ne kadar zengin, gelişmiş yahut güçlü olursa olsun, bu sorunu tek başına çözmesi mümkün değil. İnsanlar gezegenimizi tanımlayan zengin biyolojik çeşitlilik olmadan yaşayamazlar. Ancak, çevre kirliliğinin, iklim krizinin, ekosistem tahribatının ve netice olarak kısa vadeli çıkarlar sonucunda insanlar biyolojik çeşitliliği hızla yok etmeye devam etmektedir.  Bu nedenlerle 22 Mayıs 1992'de Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin (CBD) kabulünden itibaren, biyolojik çeşitlilik sorunlarına ilişkin anlayışı ve farkındalığı artırmak, biyolojik çeşitliliğin gezegenimiz ve insanlık için taşıdığı yaşamsal öneme dikkat çekmek amacıyla her yıl kutlanmaktadır. Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu'nun (IPBES) son Küresel Değerlendirmesine göre, insan faaliyetleri biyoçeşitlilik kaybını benzeri görülmemiş bir oranda yönlendirmektedir. Ancak değerlendirme, çözümlerin var olduğunu ve harekete geçmek için çok geç olmadığını göstermektedir. 2025 yılının teması ise “Doğayla uyum ve sürdürülebilir kalkınma” olarak belirlenmiştir. 2030 Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) ile Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin (KMGBF) Hedefleri ve Amaçları arasındaki bağlantılara dikkat çekmek amaçlanmaktadır. Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (GBF),  dört yıllık bir  istişare ve müzakere sürecinin ardından Taraflar Konferansı'nın (COP 15) on beşinci toplantısında kabul edildi. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nin başarılmasını destekleyen ve Sözleşme'nin önceki Stratejik Planları üzerine inşa edilen bu tarihi Çerçeve, 2050 yılına kadar doğayla uyum içinde yaşayan bir dünya küresel vizyonuna ulaşmak için bir yol belirlemektedir.

Bilim insanları,  dünyada insanlar da dahil olmak üzere en az 8 milyon bitki ve hayvan türü yaşadığını tahmin etmektedir. Bu türlerin her biri yaşadığı ekosistemde bitki, hayvan ve insan ağlarına birbirleriyle bağlıdır. Ancak insan faaliyetleri, örneğin insan kaynaklı iklim değişikliği, kirlilik ve habitat kaybı yoluyla ekosistemler önemli ölçüde olumsuz etkilenmektedir. İklim değişikliği, kirlilik, habitat kaybı veya diğer bazı doğal veya insan kaynaklı faktörler sonucunda sadece bir türün ortadan kaldırılmasıyla, tüm ekosistem üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bir domino etkisi meydana gelmektedir. Sağlıklı bir biyolojik çeşitlilik ve işleyen ekosistemler insanlar için birçok yönden önemlidir. Dünya GSYİH'sinin yaklaşık yarısı -yaklaşık 44 trilyon ABD doları- doğal kaynaklarına bağımlıdır ve doğa her yıl en az 125 trilyon ABD doları değerinde hizmet sağlamaktadır. Doğa ayrıca sağlığımızı birçok yönden korumaktadır. Dünyada yaşanan salgınların gösterdiği gibi, insan faaliyetlerinin çevre üzerinde artan olumsuz etkisi insan ve ekosistem sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir . BM İnsan Hakları ve Çevre Özel Raportörünün son raporlarından birinde belirttiği gibi , ekosistem bozulması ve biyolojik çeşitliliğin azalması yaşam, sağlık, gıda, sağlıklı bir çevre, su, yeterli bir yaşam standardı ve kültür haklarını tehdit etmektedir.

İnsanların biyoçeşitlilik üzerindeki olumsuz etkisi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşmıştır. Biyoçeşitlilik kaybının başlıca küresel nedenleri, iklim değişikliği, istilacı türler, doğal kaynakların aşırı sömürülmesi, kirlilik ve kentleşmedir.  Karasal çevrenin yaklaşık %75'i ve deniz çevresinin %66'sı insan eylemleriyle önemli ölçüde değiştirilmiştir. Yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türü artık yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Genel olarak, biyoçeşitlilik ve ekosistemlerdeki mevcut olumsuz eğilimler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SKH) doğru ilerlemeyi baltalamaktadır. Bu eğilimleri tersine çevirmek ve doğayı korumak için hızlı ve iddialı eylemlerde bulunulmadığı taktirde, 2030 hedefini başaramama riski bulunmaktadır.

Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü’nde TEMA Vakfı herkesi biyolojik çeşitliliği koruyarak doğayla uyum içinde yaşamaya ve bu yönde harekete geçmeye çağırarak, ormanlarımızın ve sulak alanlarımızın hızla yok olduğunu, denizlerimizde yaşamın azaldığını vurguladı. TEMA Vakfı, insanlığın doğayla olan ilişkisini yeniden değerlendirmesi ve doğanın hızla kaybedilen zenginliğine karşı acil önlemler alınması gerektiğini vurgulamaktadır. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Gününde şu açıklamalarda bulundu. “Biyolojik çeşitlilik kaybı gezegenin güvenli sınırlarını aştı. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde ciddi bir hayal kırıklığı yaşandı ve bugüne kadar yalnızca %17’sinin tam anlamıyla karşılanabildi. Biyolojik çeşitliliğin korunması için "Sorumlu Üretim ve Tüketim, İklim Eylemi, Sudaki Yaşam ve Karasal Yaşam başlıkları altındaki 41 hedef için artık oyalanma değil, hiç gecikmeden somut adımlar atılması gerekmektedir. Biyolojik çeşitlilik yaşamın temeli ve gıdamızın %80’ini bitkilerden sağlamaktayız.  Hâlâ tıbbi ilaçların büyük bölümü için doğadaki bitkilere ihtiyacımız var.  Fakat bize yaşam veren, bizi yaşatan canlıların yaşam alanları hızla yok olmaktadır. Habitatlar parçalanmakta ve türler yok olmaktadır.  İnsanlığın gezegende baskın tür haline gelmesiyle birlikte memelilerin %85’i yok edildi. Son 50 yılda biyolojik çeşitlilik kaybı %73’e ulaştı. Bu kayıplar sadece ekolojik açıdan değil, aynı zamanda insan sağlığı ve gıda güvenliği açısından da ciddi riskler yaratmaktadır." ifadelerinde bulundu. Ataç, “Bilmeliyiz ki doğada, biz insanlar dışındaki tüm canlıların bir işlevi var ve yaşamımız onların varlığına bağlı. Bu noktada insanlar, hiç şüphesiz doğaya en büyük etkiyi yapan ve aynı zamanda akılcı kararlar alabilme kapasitesine sahip canlılar. Bu nedenle aklın yolundan ilerlemeli, kendimizi dünyanın sahibi olarak değil; tüm canlılarla paylaştığımız bir yaşam alanının parçası olarak görmeliyiz. Devletler de bu anlayışı mevzuatlarına yerleştirmeli; korunan alanları artırmalı ve ekosistemlerin işleyişine zarar veren uygulamalardan kaçınmalıdır.” dedi.

Ülkeler sürdürülebilir kalkınmayı amaç edinerek, üretim ve tüketim şeklini ve doğaya değer verme şeklini dönüştürmeli ve dünyanın biyoçeşitlilik kaybını durdurma ve tersine çevirme planını yerine getirmelidir. Bu kapsamda sürdürülebilir geçim kaynaklarını desteklemek ve güçlü, yeşil ekonomiler inşa etmek için politikalara, düzenlemelere ve diğer teşviklere ihtiyaç bulunmaktadır.

(Kaynak:  Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü- Convention on Biological Diversity-22 Mayıs 2025-TEMA Vakfı)