Erzincan’ın İliç ilçesinde Kanada-ABD ortaklığındaki Anagold Madencilik ile Çalık Holding’in ortağı olduğu Çöpler Altın Madeni’nin bulunduğu alanda yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan hızla aşağı kaymıştır. Tehlikeli kimyasalların karıştığı liç yığının çökmesi sonucu meydana gelen felaket bölgeye zehir saçmaya devam ediyor. Hem siyanür hem de sülfürik asit gibi ağır kimyasalların Fırat Nehri’ne karışması ciddi bir çevre felaketi ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Yetkililer, “Siyanürün Fırat Nehri’ne ulaşmasını engelledik, bir tehlike yok” açıklamalarında bulunsalar da son raporlar bölgedeki tehlikeyi ortaya koyuyor. Çevre felaketinin ardından İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü akademisyenlerince, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni sahasındaki toprak kaymasıyla ilgili hazırlanan ön inceleme raporunda, yaklaşık 112 metrelik yığın yüksekliğine sahip alanda 20 milyon 160 bin metreküplük bir kütlenin kaydığının değerlendirildiği belirtildi. Üniversite tarafından paylaşılan raporda, şunlar kaydedildi: Erzincan’daki altın madeni ocağında yaşanan durum incelendiğinde, olayın yığın liçi yapılan bölgedeki şevin (eğimli yüzey) kaymasıyla gerçekleştiğinin anlaşıldığı belirtilerek, “İliç’teki yığın liçi sahası, 2021 yılı Google Earth uydu bilgilerine göre, her biri 8 metre yüksekliğe sahip 31 basamaktan oluşmakta olup, genel şev eğimi 2,5Y:1D şeklindedir. Sahada yığın liçi için oluşturulmuş olan şevin, şev kaymasına sebep olan kısmının ise yine aynı verilere göre 8 metre yüksekliğindeki 14 basamaktan oluştuğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulunuldu.
2021 yılı uydu görüntüleri dikkate alınarak yapılan ilk incelemelere göre, ocak içerisinde 14 adet basamaktan oluşan bir liç yığınının olduğu ve basamak yüksekliğinin 8 metre olduğu düşünüldüğünde, yaklaşık 112 metrelik bir yığın yüksekliğine ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Bu da akmanın gerçekleştiği alanda çıkarılan ve liç işlemine tabi tutulan malzemenin yaklaşık 177 bin metrekarelik bir alanı etkilediği ve yaklaşık 20 milyon 160 bin metreküp hacimlik bir kütlenin kayarak ve akarak yaşanan sorunun meydana geldiğini göstermektedir. Kayma ve akma yaşanan bölge, yakında bulunan Fırat Nehri ve üzerinde bulunan HES barajına yakın olup, kayma sonrası akma da bu yöne doğru gerçekleşmiştir. Sahanın bulunduğu bölgede irili ufaklı fayların olduğu da anlaşılmaktadır.
Raporda, “Olası bir sabit hızlı deformasyon başlangıcında, zaman geçirmeksizin oluşan çekme çatlaklarının kapatılarak su girişinin önlenmesi, yüzey drenajı için kanalların oluşturulması, genel şev açısına uygun basamaklar oluşturulması, yığın şevlerinin üzerinde ve etrafında tepecik ve çukurların oluşumlarının engellenmesi gibi önlemler, bu tür riskli yığın ve atık şevlerinde ivedilikle alınması gereken önlemlerdir” ifadelerine yer verildi.
Bu yığma materyaller kohezyonsuz, gevşek ve suya doymuş zayıf yapıda ise bu şev kütlesinin yenilme mekanizması, zaman deformasyon ilişkisi, topoğrafik değişmeler, şev geometrisi, yağış miktarları gibi birincil faktörlerin birlikte sorgulanarak önemle ve dikkatle izlenip değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Bir mühendislik girişimi sonucu insan eliyle oluşturulan herhangi bir pasa (madenlerin arasında çıkan taş, toprak vb. yabancı nesneler) atık sahası, döküm sahası veya yığın liçi sahalarında oluşacak şev yenilmelerinin nedensiz ve habersiz olarak gelmeyeceğinin bilindiği raporda aktarılıyor.
Bütün kritik güvenlik katsayısı sınırlarında çalışılan işlerde olduğu gibi madencilik çalışmalarında da sürekli gözlem ve denetim ölçümlerinin yapılmasının zorunluluk olduğu belirtiliyor. Büyüklükteki bir yığının stabil olarak kalabilmesi için de maden mühendisliği disiplinine sıkı sıkıya bağlı kalınmasının, çevre koşullarının da dikkate alınarak konunun uzmanı kişilerce düzenli olarak takip edilmesinin önemi vurgulanıyor.
Bahsi geçen sahada, kazı yöntemleri ile üretilen malzemenin kırma eleme tesisinde boyutlandırılarak yığın haline getirildiği ve içerisindeki altın cevherini elde etmek amacıyla siyanür kullanılarak yığın liçi işlemi ile altın kazanımı gerçekleştirildiği aktarılıyor.
Liç işleminin, “çözücü özelliği olan sıvı kimyasalların kullanılarak kıymetli metallerin kazanıldığı hidrometalurjik bir işlem” olarak tanımlanıyor. Bu işlemin cevher hazırlama disiplininde yer alan boyut küçültme süreçleri sonrasında artırılan malzeme yüzeyinin kıymetli minerali kazanmak için bir çözücüyle muamele ettirilmesi prensibine dayandırıldığı belirtilmektedir.
Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de, Erzincan İliç’teki maden faciasına ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada; “Siyanür bileşikleriyle yıkanmış cevher atığında, kamuoyuna yansıtıldığı gibi sadece siyanürden kaynaklanan bir risk söz konusu değildir. Sodyum siyanür ile yıkama sırasında altın ile birlikte çözünmüş ağır metallerden kaynaklanan daha büyük bir risk mevcuttur. Bu kirleticilerin toprağa, suya ve havaya karışması sonucu; soluma ve cilt maruziyeti yüksek dozdaysa teorik olarak olumsuz etkilenme potansiyeli vardır. Bu kirleticilerin derelere, nehirlere ve yer altı su kaynaklarına karıştığı miktar ve süreye bağlı olarak tüm eko sisteminin ciddi tahribatına yol açacak bir risk söz konusudur. “ denilmiştir.
Kontrolsüz madencilik faaliyetleri korunan alanlara, orman alanlarına, verimli tarım arazilerine ve yaşam alanlarına her geçen gün geri dönüşü imkânsız zararlar veriyor. Ne yazık ki korunan alanlar ve içme-kullanma suyu barajları gözetmeksizin, bilimsel gerçekliğe uygun olmayan ÇED onaylı projeler ve denetimde eksiklik bulunan maden tesislerinin sayısı ise ülkemizde gün geçtikçe artıyor. Ekonomik kaygılarla hiçbir denetim ve kontrol olmaksızın maden tesislerinin açılması Türkiye için ekolojik bir yıkıma yol açmakta, Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz ekosistem alanlarına telafi edilmeyecek zararlar vermektedir. Bu çevre felaketlerinin son bulması için siyanürle altın üretimi derhal yasaklanmalı, Çevre mevzuatı yeniden düzenlenerek özellikle IV. Grup Madencilik faaliyetleri için geçerli olan ÇED Gerekli Değildir hükümleri mevzuattan kaldırılmalıdır. Madencilik faaliyetlerine yönelik denetim, izleme-değerlendirme çalışmalarının sıklığı artırılmalı ve kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır. Ayrıca mevcut tesislerde iş sağlığı ve güvenliği denetimleri artırılmalı, işçilerin yaşam hakkı korunmalıdır. Tüm doğal varlıkları, tarım, içme ve kullanma suyu havzalarını, yerleşim alanlarını madencilik faaliyetlerinden koruyacak yasal düzenlemeler yapılmalı ve Ekokırım suç olarak tanımlanmalıdır. Projelerde çevrenin korunmasını esas alan yönetim kadroları oluşturularak Ekokırıma yol açan tüm proje ve uygulamalara son verilmelidir.