Sabah uyanıp kahvesini yudumlayan, işine yetişmeye çalışan ya da sadece evinde huzurla oturmak isteyen masum insanların, hayatlarının bir caninin kurşunlarıyla karartılması artık bu ülkenin kanayan, hayır kurutulması gereken en büyük yarasıdır. Afyonkarahisar ya da yurdun herhangi bir köşesinde yaşanan o kan dondurucu katliamlar, birkaç "münferit" sapkının işi diyerek üstünü örtemeyeceğimiz kadar acı bir gerçeği yüzümüze çarpıyor. İnsanlığın geldiği nokta, medeniyet dediğimiz o ince cilanın ne kadar çabuk soyulduğunu, vahşetin ve barbarlığın sokaklarımıza nasıl bu kadar kolay sızdığını gösteren ibretlik ve bir o kadar da utanç verici bir tablodur. Hangi vicdan, hangi insanlık tanımı bir anda onlarca masumun hayatına kıymayı normal görebilir?
Bu memlekette şiddet artık gizli saklı köşelerde yaşanan bir utanç değil, meydanlarda, sokak ortasında herkesin gözü önünde sergilenen sıradan bir caniliğe dönüştü. Türkiye’deki artan şiddet vakaları ve cinnet sarmalı, sosyologların masasında kağıt üzerinde kalacak bir istatistik olmaktan çoktan çıktı: Her gün aramızda dolaşan, en ufak bir trafikte, bir laf dalaşında ya da aile içi tartışmada patlamaya hazır ruh hastalarının ürettiği bir toplumsal terördür. Yapılan araştırmalar ve uzman raporları, ülkedeki ekonomik sıkıntıların, tükenmişliğin, adaletsizlik algısının ve kronikleşmiş çaresizliğin insanları nasıl birer ruhsal bombaya çevirdiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Çatılarımız var, binalarımız var, teknolojimiz var ama insan kalmamış; birbirine gram tahammülü kalmayan, en küçük bir anlaşmazlıkta anında silaha sarılan, acıma duygusunu yitirmiş bir insan yığınına dönüşmüş durumdayız.
Bu acımasız ve karanlık gidişatın önüne geçmek istiyorsak, önce bu sahte rahatlığımızdan ve "bize bir şey olmaz" kibrimizden acilen sıyrılmak zorundayız. Toplum olarak kafamızı kuma gömmeyi bırakıp ruh sağlığımızı masaya yatırmak, psikolojik destek almayı bir delilik ya da utanç vesilesi olarak gören o çağdışı kafadan hızla kurtulmak mecburiyetindeyiz. Devletin tüm kurumlarıyla, mahalle bazında çalışan ücretsiz ve erişilebilir ruh sağlığı merkezlerini hayatın merkezine koyması, okullardan başlanarak çocuklara en temel öfke kontrolü ve ahlaki değerlerin kazandırılması şarttır. Şiddeti yücelten, kadını ve insanı aşağılayan dizilere, sosyal medyadaki o rezil zorbalık kültürüne ve cezasızlık algısına en sert hukuki darbeler vurulmadığı sürece bu cinnetler bitmeyecektir.
Artık yeter; bir kişinin daha hayatının söndürülmesine, bir çocuğun daha yetim kalmasına tahammülümüz kalmadı. İnsanlığımızı kaybetmek üzereyiz ve eğer bu gidişata dur demezsek, yarın aynı kâbusun kapımızı çalmayacağının hiçbir garantisi yok. İnsana yabancılaşan, hayatı ucuz gören, ruhunu öfkeye teslim etmiş bu düzeni değiştirmek için ellerimizi taşın altına koymak, yardım istemekten korkmamak ve bu vahşete karşı toplu bir vicdan ayaklanması başlatmak zorundayız; çünkü bu gidişin sonu ne yazık ki uçurumdur.
Çiçek kokması gereken sokaklar;
Artık barut ve kan kokmasın!