İşte geldi gelecek derken bir yeni yıla daha girdik. Takvim  5 Ocak’ı gösteriyor, sokaklarda yeni yıldan kalma süsler hâlâ asılı duruyor. Bazı lambalar hâlâ yanarken birçoğu da sönük, hani şu yılbaşına girerken kurulan parlak, ışıklı cümleler gibi. Vitrinler hâlâ o süslü laflar gibi parlak görünmeye çalışıyor ama o işler malumunuz öyle gitmiyor. Ve hayatın o vitrinle yürümeyeceği biliniyor.

İnsan yeni yıla girerken kendine söz vermeyi de ihmâl  etmiyor; bu yıl susmayacağım diyor, bu yıl kendimi ezdirmeyeceğim diyor, bu yıl gerçekten mutlu olacağım diyor. Sonra daha ilk haftada aynı işten şikâyet edip aynı masaya oturuyor, aynı mesajlara cevap veriyor, aynı insanlara aynı bahaneleri sunuyor. Çünkü söz söylemek kolay gelirken , yüzleşmek ise zor geliyor. Yeni yılın ilk günleri umutla dolu oluyor ama umut tek başına yetmiyor; umut eylemle birleşmeyince hızla hayal kırıklığına dönüşüyor. Bir arkadaş yeni yıla “Artık kimseye fazla değer vermeyeceğim” diye girdi, iki gün sonra hâlâ mesajına bakmayan biri için telefonu elinden düşmüyor. Bir başkası “Bu sene kendime bakacağım” diyor ama yine herkesin işini üstlenip akşam kendi yorgunluğunu sessizce yutuyor. İnsan en çok kendi gerçeği ile yüzleşiyor yani kendine verdiği sözleri tutmuyor. Sosyal medyada herkes yeni yıl paylaşımları yapıyor; gülümseyen yüzler, süslü masalar, umut dolu cümleler. Sanırım bu biraz da sahteliğin vitrin yüzü... Umut kısmında evet hemfikir olabiliriz.  İleriye dönük beklenti olması, istekler,  arzular, hayaller çok insani ama kimse gece yastığa başını koyduğunda içinden geçenleri anlatmıyor. Kimse “Bu yıl da bekliyorum”, “Bu yıl da anlaşılamıyorum”, “Bu yıl da cesaret edemiyorum” demiyor. Oysa hayat tam da oralarda birikiyor. Hayaller ertelendikçe ağırlaşıyor, hayal kırıklıkları konuşulmadıkça çoğalıyor. Yeni yıl aslında bir mucize değil, bir muhasebe...

 Kim kalıyor, kim gidiyor, kim hep yarım bırakıyor, kim hiç gelmiyor. Takvim değişince insanlar değişmiyor ama değişmeyenler daha görünür oluyor. Sokaktaki süsler bir süre sonra sökülüyor, ışıklar kaldırılıyor, geriye çıplak direkler kalıyor. Mağaza vitrinleri ise o gösterişli halinden, klasik rutin dömgüsüne giriyor. Hayatta da böyle; süsler gidince gerçekler kalıyor. Kim gerçekten yanında, kim alışkanlık, kim sadece kalabalık. Yeni yılın ilk günleri bu yüzden biraz rahatsız edici, çünkü insanın yüzüne aynayı tutuyor. Kaçtığını, ertelediğini, kabullendiğini gösteriyor. Ve insan aslında  o an şunu fark ediyor: Değişim büyük cümlelerle değil, küçük ama net kararlarla oluyor. Gitmesi gerekeni göndermekle, kalması gerekeni sahiplenmekle, olmayana zorlamamakla.

Baktığınızda kalmak isteyen zaten gün sununda sizinle kalıyor. Sizi uzak tutmak isteyene ise yapacak birşeyiniz zaten olmuyor. Karar senin deyip yolunuza bakıyor,  sessizce uzaklaşıyorsunuz.

Evet günler geçti,  Şimdi ışıklar biraz sönük, sokaklar daha sade, takvim sessizce ama kararlı kararlı ilerliyor. Hayaller tüm canlılığı ile hâlâ cepte duruyor, hayal kırıklıkları  masadan kalkmıyor, ders vermek adına bir sandalyede oturuyor.. Kaçan kaçıyor, kalan kalıyor, yalanlar yoruluyor, gerçekler ayakta duruyor.

Bu yıl da her zaman olduğu gibi kendine yalan söylemeyenler kazanacak. Susmayacak ama bağırmayacak da, vazgeçecek ama pişman olmayacak. Çünkü zaman akıyor, bahaneler eriyor, insan kendine yaklaştıkça hafifliyor. Ve günün birinde dönüp bakıldığında ise herkes aynı cümlede buluşacak:

Her şey bir anda değişmedi ama doğru yerden başladı; umut süsten indi, gerçek ayağa kalktı, yol ise şimdi daha da netleşiyor. Ve hikâye sessizce ama sağlam adımlarla 2026’ya yürüyor.