Bazen hayatı otomatikte yaşıyoruz, farkında mısınız? Sabah kalkıyorsun, hep aynı şekilde kahveni hazırlıyorsun, aynı yoldan işe gidiyorsun, aynı insanlara aynı "nasılsın"ları verip geçiyorsun. Bir bakmışsın günler, aylar, hatta yıllar su gibi akıp gitmiş. Ama o suyun tadını aldın mı, hiç durup "Şu an tam olarak ne yaşıyorum?" diye kendine sordun mu? İşte o "farkına varmak", aslında tam da bu noktada durup kendine bakmaktır.
​İşin aslı, bir şeylerin farkına varmak bazen biraz sancılı, belki  fazlaca üzücü  olabiliyor. Çünkü o zamana kadar gözlerini kapattığın ne varsa, pıtır pıtır önüne dökülmeye başlıyor. O an anlıyorsun ki, mutsuz olduğun bir durumu "kader" deyip kabullenmişsin aslında. Ya da aslında ne kadar çok şeyi görmezden gelmişsin, onu fark ediyorsun. Ama o sancı bir nevi  iyileşmenin başlangıcı. Hani bir yerin kanar da, kanadığını fark ettiğinde sızlar ya; işte o sızı, artık iyileşme sürecinin başladığına dair bir işaret. Kendinden kaçmayı bıraktığın, kendi gerçeğinle odaya kilitlendiğin o an, aslında en büyük özgürlüğün başlıyor. 
Yüzleştiğin an, hayatla barıştığın an oluyor.

 ​Biraz daha içeriden bakalım; gün içinde zihniniz kim bilir nerelere gidiyor değil mi? Geçmişin pişmanlıkları,  geleceğin kaygıları ve çok daha fazlası... Oysa hayat, şu an, tam da bu kelimeleri okuduğunuz o saniyede oluyor. Bir ağacın yaprağındaki o ince damarı fark ettiğinizde, sevdiğiniz birinin sadece size özel olan o gülümsemesini yakaladığınızda, aslında zamanı durduruyorsunuz. Hayatı "idare etmek" yerine "yaşamaya" başladığın o sihirli anlar, hep bu farkındalıkla geliyor. 
​Biliyorum, bazen yoruluyoruz. Her şeyi bu kadar derin düşünmek, her detayı hissetmek bazen ağır gelebiliyor. Ama inanın bana, uyanık kalmak, o puslu camın arkasından değil de, pırıl pırıl bir havada bakmak hayata... Çok çok daha başka. 
Bu aymışlıkla artık sadece günleri takvimden düşmüyor, her günü içine sığdırıyorsunuz.

​Şimdi, bu satırları bitirdiğinizde lütfen biraz durun! Derin bir nefes alın ve sadece bulunduğunuz odanın, bedeninizin, zihninizdeki o anki duygunun tadını çıkarın. Bu duygunun adı her ne ise onu hissedebilmenin de farkına varın. Bir şeyleri gerçekten görebilmek, onlara hakkını verebilmek sandığımızdan çok daha  kıymetli.
Bugün, bu yazımı  ardınızda bırakıp yaşamın içine  karıştığınızda; sadece görmeyin, gerçekten bakın. Nefesinizin ritmine, yanınızdaki insanın varlığına, zihninizden geçip giden o düşünce bulutlarının gölgesine odaklanın. Farkına varın; çünkü hayat, biz onu ne kadar derinden duyumsarsak, o kadar yaşanmış sayılır.

​Dilerim ki; ruhunuzun her kıvrımına değen, yaşamın o ince nakışlarını görebileceğiniz, kendinize daima dürüst kalabildiğiniz ve uyandığınız her yeni günde kendi gerçeğinizle barışık olduğunuz, huzurun gölgesinde bir ömür sürersiniz.

 Sağlıcakla kalın...