12 Eylül 1980 sabahı Türkiye, bir kez daha demokrasiyle imtihan edildi. Ordu, “ülkeyi kaostan korumak” gerekçesiyle yönetime el koydu ve ülke, adeta bir askeri yönetim deneyinin içine sürüklendi. O günlerin sokakları, siyasi kutuplaşmanın ve şiddetin gölgesinde şekillenmişti; işyerleri, üniversiteler, hatta aileler bile bu gerginlikten nasibini alıyordu.
Darbenin ardından yaşananlar, toplumun tüm kesimlerini derinden etkiledi. Binlerce insan gözaltına alındı, işkenceler sıradan birer haber haline geldi, yüzbinlerce vatandaş işinden, okulundan uzaklaştırıldı. Düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde ağır bir baskı kuruldu; kitaplar toplandı, gazeteler kapatıldı, kültürel ve akademik yaşam susturuldu. Bir yandan ekonomik istikrar sağlanmaya çalışılırken, diğer yandan toplumsal hafıza, korku ve travmayla şekillendi.
Örnek vermek gerekirse, o dönemde üniversitede öğrenciyken siyasi faaliyetlere katıldığı için cezaevine gönderilen bir genç, yıllar sonra Türkiye’nin en etkili düşünürlerinden biri haline gelmişti. Bu örnek, darbenin insan yaşamındaki yıkıcı etkisini gösterirken, aynı zamanda direnişin ve kararlılığın gücünü de ortaya koydu. Bir başka örnek, kitapları yasaklanan yazarların eserlerini gizlice dağıtarak bilgiye ulaşmayı sürdürmesi de baskıya karşı yaratıcı bir cevabı simgeliyor.
12 Eylül, sadece bir askeri darbe değil, aynı zamanda toplumun ruhunda derin izler bırakan bir travmaydı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, demokrasiye sahip çıkmanın, geçmişin acı tecrübelerinden ders almanın önemini daha net görüyoruz. Geçmişi hatırlamak, unutulmamakla eşdeğer. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar, özgürlüklerini de kaybetmeye mahkumdur.
Darbenin ardından geçen kırk yılı aşkın sürede Türkiye, demokrasiye olan bağlılığını yeniden inşa etmeye çalıştı. Ancak 12 Eylül, sadece bir tarih değil; aynı zamanda her bireye sorumluluk hatırlatan bir uyarıda olmuştur. Demokrasi, sadece oy vermekle değil, geçmişi bilmek, hatalardan ders almak ve özgürlükleri korumakla yaşar.
Bugün bizlere düşen görev, 12 Eylül’ün acı mirasını unutmamak ve geçmişin hatalarını tekrarlamamak. Çünkü demokrasi, bir neslin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur.
Bugün, 12 Eylül’ün gölgesinde geriye baktığımızda; sadece yasakları, baskıları ve gözyaşlarını değil, aynı zamanda direnişi, umudu ve insan ruhunun kırılmazlığını da görüyoruz. Demokrasi, bize bir armağan değil; korumamız gereken bir sorumluluktur. Geçmişte yaşanan acılar bugünün bilinci olsun.
Özgürlük, vazgeçilmeyen bir mücadele ile yaşar. Ve unutmayalım: Bir toplum hafızasını kaybederse, yarınını da kaybetmeye mahkum olur.
Geçmişini asla unutma!
Ve unutma ki; hatırlamak;
Direnişin ve demokrasinin en keskin silahıdır.