Yazıma nasıl başlayacağımı, nereden başlamam gerektiğini inanın bilmiyorum. Okullarda yaşanan katliam olaylarını sizler gibi ben de kanım donarak, gözyaşları içinde izledim. İçimde bastıramadığım bir öfke ve gittikçe alevlenen bir üzüntü var.
Yaşanılanlar, o görüntüler nasıl sakin bir dille yazılabilir onu da bilmiyorum. Ama bir yerinden başlamalıyım.
Bugün burada nazik cümleler kurmaya, olanı biteni yumuşatmaya çalışanlara;
"Siz hangi dünyada yaşıyorsunuz?"
sorusu ile başlayayım o halde...
Hakikaten siz nasıl bir dünya da yaşıyorsunuz?
Okul koridorları kan gölüne dönmüş, öğretmenler tahta başında, çocuklara siper olmak isterken katledilmiş, henüz oyun çağında ki onlarca çocuk kendi okul arkadaşları tarafından vicdansızca hayattan koparılmış da siz hâlâ buna "talihsiz olaylar" mı diyorsunuz? Bu bir talihsizlik değil, bu bir katliamdır!
Bu, ilmek ilmek ördüğümüz toplumsal cinnetin, "benim çocuğum yapmaz" diyen kör cehaletin ve her şeyi sadece izlemekle yetinen o vurdumduymazlığın kanlı faturasıdır. Okullar artık bilim yuvası değil, çocukların birbirini infaz ettiği birer katliam binasına dönüşmüştür.
Peki, kim bu katilleri yetiştirenler? Hiç uzağa bakmaya gerek yok. O katil çocukların arkasındaki "aile" dediğimiz o enkaz yapıya bakın. Çocuğunun eline dijital dünyayı verip, ruhuna ne dolduğuna bakmayan, evde şiddeti bir güç gösterisi olarak sunan, "aslan oğlum" diyerek zorbalığı alkışlayan her anne baba bu cinayetlerin ortağıdır. Bir çocuk ki "tasarlayarak işlenen cinayette" kesinlikle yaş faktörü olmamalı fakat yasa "çocuk" diyor. 13 yaşında ki kişi eline silah alıp okul basacak kadar gözü dönüyorsa, o canavar o evin içinde, o sofrada büyütülmüştür. Takipsizlik ve denetimsizlik ise bu işin tuzu biberi oldu. Okulun çevresinde uyuşturucudan kesici aletlere kadar her şey peynir ekmek gibi satılırken kafasını çevirenler, sosyal medyadaki o şiddet çetelerine, nefret gruplarına göz yumanlar bugün dökülen her damla kandan sorumludur. Geldiğimiz durum bir uçurumdur ve biz o uçurumdan aşağı hızla çakılıyoruz bunu görebiliyor musunuz?
Bu leş düzenin içinde hangi gelecekten bahsedelim bilmiyorum? Çocukların okula giderken helâlleştiği, öğretmenlerin sınıf kapısından girerken arkasına bakmak zorunda kaldığı bir ülkede gelecek çoktan ölmüştür. Biz sadece test çözen; vicdanı çürümüş, empati duygusu alınmış, şiddeti "havalı duruş" sanan bir canavar nesil var ettik . Eğer bugün bu gidişata dur demezsek, yarın sığınacak bir hukukumuz, korunacak bir onurumuz, hayata umutla bakan toplumumuz kalmayacak. Bu denetimsizlik, bu aymazlık devam ettiği sürece, korkarım ki o okul bahçelerinden daha çok tabut taşırız.
Geleceği, umudu, anaları babaları da o çocukların koynunda tabuta koyarız.
Evet artık kağıt üzerindeki süslü yasalardan vazgeçilip, demir yumruk gibi bir düzen gelmek zorunda. Okula giren her çanta, her cebe kadar didik didik aranacak bir güvenlik sistemi artık bir tercih değil, can borcu haline geldi. Çocuğu suça karışan, nefret ve sorumsuzlukla besleyen ailelere de en ağır hapis cezaları, en sert yaptırımlar getirilmelidir. Çünkü burada tek suçlu yok.
Suçluyu "çocuktur" diyerek şefkatle sarmalayan değil, kurbanın hakkını savunan, caydıran bir hukuk sistemi şarttır. Dijital mecralardaki o vahşet grupları tek tek patlatılmalı, okullarda rehberlik adı altında yapılan kağıt kürek işleri bırakılıp gerçek bir psikolojik disiplin ağı kurulmalıdır.
Sonuç olarak;
ya bu vahşetle, bu çürümüş aile yapısıyla ve bu takipsizlikle en sert şekilde yüzleşiriz ya da çocuklarımızı kendi ellerimizle mezara koymaya devam ederiz. Bu bir tercih değil, bu bir varoluş savaşıdır. Ya okulları yeniden "yuva" yapacağız ya da bizzat kendi yetiştirdiğimiz canavarların kurbanı olacağız.
Ve biz;
Şu an ve gelecekte başarılara imza atmış veya atacak olan çocuklarımızı, o çocukları sevgi ile yetiştiren öğretmenlerimizi konuşacak iken;
vücutlarına kaç kurşun girdiğini, sönen ocaklarını, yitip giden hayâllerini konuşuyoruz.
Tablo çok acı!
Vakit doldu, sabırlar tükendi.
Yaşam ile ilgili kaygı giderek artıyor.
Artık adalet ve mutlak düzen zamanı!
