Bugün sabah yine “pozitif düşün kızım Gülşah ” diye uyandım ama pozitif kalan tek şey elektrik faturası olmuş.
Uyanınca elime aldım ki;  Onun da gülüşü öyle bir sinir bozucu. Giderek artıyor, katlanarak artıyor,  hiç kırılmıyor maşallahı var. 
Neyse  "Bugün sakin kalacağım."diye kendime söz verdim.
 Olmadı...
 İlk üç dakika da yeminler bozuldu. Çünkü sabah kahvemi içerken haberlerde biri “Gençler çok şımarık, çalışmak istemiyorlar.” dedi. 
Bak işte tam orada bir damar çekildi. 
Bu insanlar görmüyor mu bazı şeyleri? 
Biz değil çalışmak, atomu parçalayacak kadar motivasyon arıyoruz, ama biri her seferinde gelip
 "Bu gençler çalışmıyor,  iş beğenmiyor. " diyor.
 Kardeşim; gençler iş beğenmiyor, ya da tembel değil.

İş verenlerin, saçma sapan kendilerince belirledikleri; çalışanın 
 hakkı, hukuku çok fazla gözetilmeden iş yaptırıldığı  sistemin, boğmaya çalıştığı bir yaşamda;
Bu gençler 
“Ne yapayım ben şimdi” modunda afallayarak  yaşıyor. 
Sistem zorbalığı  ile begenmiyor arasında koskoca fark var.

  insanların görmek istemedikleri konularda böylesi yorumlarına kayıtsız kalamıyorum.
Neyse 
evde ki bir takım işlerimi hallettikten sonra dışarı çıktım. 
Yolda biri önümde yürürken aniden durdu. Bir açıklama, bir sinyal, bir  affedersiniz yok.
 Durdu. Ben de durdum. 
 "Günümüz insan ilişkileri böyle işte."
 Kimse sinyal vermiyor, herkes kendi kafasında bir fren. Resmen çarpışan arabalar gibiyiz, ama tampon yok. Bekledim "Ne diyecek, nasıl davranacak diye?" ama yok.
İnsanları ite kaka gideceği yere yönlendi.

Arkasından kısa süreli bakakalmanın ardından; 
market alışverişine girdim. Başka bir sinir seviyesi daha..
Etiket bir önce ki geldiğimden yüksekti.  Normal  şartlarda şu an kolisini 60 TL'den yiyeceğimiz  yumurtaya 200 TL verince; "bugün de tasarruf ettik" dedim. Ne çelişki değil  mi? Piyasaya  bakıyorsun; 
"Aa fiyatı uygunmuş." diyorsun. Ne uygunu , uygun filan değil. Sistemin getirdiği hal de artık  böyle algı  oluşmaya başladı. 
Reyonlar arasında gezerken "Bu nasıl ekonomi?" hayıflanması ile süt  bölümüne  geldim
 Arkadaş!  1 litre sütle vicdan azabı yaşamak nedir?
Yaşanır mıymış? Bunu da yaşadık. Peynire bakmışken de
 "vay be dedim,  peynir artık yatırım aracı olmuş!" 
Gramla alınan şey lüks olur mu ya? Gram gram alınıyor.
 Ama dertler kilo kilo.
Bu benim sözlerim gibi görünebilir ama çoğu insanın iç sesi buna emin olun!
Neyse alacağımı  aldım eve döndüm. 

Telefona biraz bakayım, bakalım gündem de  neler yaşanmış  dedim.

Sosyal medya...
Medya da bir tayfa var.
Her sabah yoga yapıyor, meditasyon yapıyor, hayatına anlam katıyor.
 Ben sabah bluzumu ters giymemişsem, günü başarıyla geçirmiş sayıyorum.

 Herkes hayatına bir anlam yüklemeye çalışıyor, benim hayat bana;
 “Bu dosyayı açamıyoruz, çünkü yeterli ruhsal belleğiniz yok” hatası veriyor.
 Ve ben hâlâ “tamam ya bir çay koyayım geçer” diye yaşıyorum.

Millet mi çok kaygısız, biz mi çok farkında yaşıyoruz bilemedim?

Bu olanlar ve gördüklerim  ile gün içinde yaşadığım pasif- agresiflik artık profesyonel seviyede... Gülümsüyorum ama içimden “umarım ayakkabının içinden çorabın kaçar” diye söyleniyorum. Sinirim hep böyle zariftir benim... içimde yaşarım. Çünkü dışa vurursam ya tutuklanırım ya da kurye siparişimi iptal eder. İkisinin de riski büyük.

Ama neyse. Hayat böyle bir şey galiba. Gülerek sinirlenmek, sinirlenirken gülmek. Sanki evren bize;
 “Haydi bakalım, bugünü de delirmeden atlatabilecek misin?” diyor.
Ve biz de 
"bilmem bi  deneyelim" diye takılıyoruz. Delirme sınırının kıyısında, kahkaha ile küfretmenin estetik bir dengesi var artık insan hayatında...
O hale getirdiler.

Bu kadar da olmaz dediğimiz her şey ise çoktan olmuş durumda...
Şimdi;
 “daha ne olabilir ki?” dememek için adeta  yemin etme yolundayız.

Ahlarla vahlarla ne hayat düzeliyor ne sistem?
O yüzden bu hafta da çok şey oldu ama hiçbirini tam hatırlamıyorum. Çünkü beynim; "fazla veri" deyip kendini yeni algılara kapattı.
Nasıl  kapatmasın ki?
Herşeyin farkında olan, eksikleri gören,  değiştirmeye çalışan, düzeltmek adına elinden geleni yapan ve hâlâ cahilane ifade ve tavırlara şahit olan idrakli bir beyin;
Ruh ve beden sağlığını korumak için gereksiz algılara kapandı.

Algılayan beyin ve farkında olan vicdanların; ülkede ki geldiği hâl tam da bu!

Pozitif olmak adına şartlanarak uyandığımız uykudan, gün içinde yaşadıklarımız ile sinirler gerilmiş bir halde gece  uykuya dalmaya çalışıyoruz. 

Neyse canım ruh ve beyin sağlığı önemli...

Siz bu kadar olumsuzluklara karşı yine de pozitif düşünün,  pozitif yaşayın!

Bir zamanlar bir röportaj izlemiştim.
Halka mikrofon uzatan muhabirin;

"Kayseri'de bulunan hayvanat bahçesine hangi hayvanın getirilmesini istersiniz?"

 sorusuna,

Bir vatandaşın;

"Dinozorlar!"

 cevabını verdiği günden bu güne hayatı ciddi ciddi sorgulamaya başladım. 

Pozitif düşünün, pozitif yaşayın efendim. 

Haa bu arada pozitif demişken;

72'nin pozitif tam sayı çarpanlarını da bulsak mı acaba?
Hay Allah ben ne diyorum böyle? 

Neyse efendim bedeninize,  sağlığınıza,  kendinize çok dikkat edin.
Mâlum  hava ve ülke koşulları  hasta etmeye pek müsait. 

iyi hafta sonları diliyorum.