Bazen bir insan gelir; adı söylenmez, tarif edilmez, hatta o kişi bile fark etmez gelişini. Ama içimizde bir şeyler yer değiştirmeye başlar. Sanki ruhun çekme merkezini biri usulca başka bir yöne kaydırır. Cemal Süreya’nın “Hayat kısa, kuşlar uçuyor” dediği o hızlılığın içinde bir dokunuş, bir bakış, bir an; ne olduğunu anlamadan kalbimizin ayarlarıyla oynar.
Akıl, “böyle hissetmen için bir sebep yok” der; içimiz, “ama hissettim” diye ısrar eder. İçimizdeki en büyük savaşlar hep sessizlikte olmaz mı zaten? Kimse duymadan. Kimse bilmeden.
Sessiz sessiz...
Ama devamında gerçekleşen sessiz uzun o yolun ne kadar yorucu olduğunu kimse bilemezdi. İnsan, duygularını hep susarak yaşar. En derin hislerin sesi en çok içimizde yankılanır. Bir şehir sesi susar, bir yüz hatıraların içinden geçer, bir şarkı durduk yere ağır gelir; işte o zaman neyin değiştiğini anlarız. Nazım Hikmet “Kendi kendime konuştuğum doğru değil, seni anlatıyorum” dediğinde aslında hepimizin içindeki konuşmayı ifşa etti. Herkes bir gün kendi kendine anlatır; birine değil, bir yere değil, kendine… Anlatamadıklarını içinden geçire geçire.
Ama mesele şu ki, bazı duygular yaşanmaz, sadece içimizde saklanır. Öfkemizi, sevdamızı, hırsımızı ya da arzularımızı...
Çünkü söylesek eksilir, dokunsak bozulur, isim versek sıradanlaşır, anlatsak kırılır.
Öyle ki karmakarışık...
İnsan, en çok söyleyemedikleriyle büyür. İçimizde ismi olmayan bir oda açılır; kimse görmez ama biz hep oraya uğrarız. Herkesin hayatında böyle biri, böyle bir an, böyle bir iz vardır ya hani...
Ne tam gider, ne tam kalır. Ne sahiplenilir, ne unutulur. Odur işte; tanımı yok ama etkisi var. Sanki biri gelmiştir ve dünya o günden sonra aynı açıda dönmüyordur.
Ve işte en son şunu öğreniriz:
Bazı insanlar hayatımıza, kalmak için değil; bize kendimizi göstermek için uğrar.
Kim olduğumuzu, neye dönüştüğümüzü, neleri taşıdığımızı, neleri taşıyamadığımızı öğretmek için.
Ve en çarpıcı olan da şudur:
Bazen bir insan gider… ama bıraktığı biz, artık eskisi gibi değildir.
Ve hayat, tam da orada değişir.
Orada dönüşüme uğrar.
Ve bu yolun sonunda;
Her sevda ayrılıkla sonuçlanmaz, her ayrılık bir bitiş barındırmaz.
Her öfke tozu dumana katmaz.
Bir duygu vardır ki
O her fırsatta çığlık çığlığa bağırır.
O ise; en derin sessizlikte,
sadece anlayabileni çağırır.