Türkiye’de sabah uyanmak, aslında bir tür spor dalıdır. Hangi spor? Maraton mu, triatlon mu, yoksa satranç mı?   artık siz karar verin. Çünkü biz bu ülkede güne gözlerimizi açtığımız anda, daha kahvaltı yapmadan gündemin ortasına düşeriz. Hatta çoğu zaman “gündemin içinde mi doğduk biz?” diye düşünür insan.

 

Bir ülkede gündem bu kadar hızlı değişir mi? Elbette değişir, adı da Türkiye ise. Burada gündem bazen bir futbol maçına, bazen bir soğan fiyatına, bazen de bir dizi finaline endekslenir. Dün herkes “tarihî gün” diyordu, bugün kimse hatırlamıyor. Dün kahraman olan biri bugün “hain” ilan ediliyor. Bizim ülke, hafızası güçlü ama dikkat süresi kısa bir öğrenciye benziyor: sınavda 100 alıyor, ertesi gün konuyu tamamen unutuyor.

 

Türkiye, çelişkilerle dolu bir ülke. Bir yandan “misafirperveriz” deriz, diğer yandan misafirden nasıl kurtulacağımızı düşünürüz. Bir yandan “dünyanın en çalışkan milletiyiz” deriz, diğer yandan iş çıkışı trafik sıkışınca sabrımızı kaybederiz. Bir yandan “bizde aile çok kutsaldır” deriz. Ama sadece kutsaldır işte...

 

Ama işin en ilginç yanı şu: Bütün bu çelişkiler, bizi biz yapan şeyler. Bir bakıma Türkiye’nin ruhu da burada yatıyor. Tutarsızlık değil bu; daha çok “denge” diyelim. Hem doğuyla batının arasında olmak, hem Asya’nın hem Avrupa’nın parçası olmak gibi...

 

Gündelik Hayatın Politikasına bakarsak;

Türkiye’de siyaset sadece mecliste yapılmaz. Çay ocağında, kuaförde, minibüste... Hele birisi televizyonu açtı mı, arka sıradan muhakkak “Ben sana söyleyeyim, bu işin sonu kötüye gidiyor” diye başlayan bir yorum gelir. Daha beş dakika sonra yanındaki başka birine “Yok canım, ben sana söyleyeyim, bu işin sonunda her şey düzelir”

 

Bizim insanımız politikanın içine doğar. Çocuğun doğum günü pastasında bile, bir amca illa ki sözü ekonomiye getirir. Çocuğa sorarlar: “Sen büyüyünce ne olacaksın?” Çocuk cevap verir: “İtfaiyeci.” O sırada diğer amca araya girer: “O meslek bitti, bak ekonomi kötü, gençler iş bulamıyor.” Pastanın mumu üflenmeden tartışma başlamıştır bile.

Yav  arkadaş mum üfleyecekken oldu  mu şimdi? Tüm modum düştü.

 

Ama bu ülkeyi asıl ayakta tutan şey, işte tam da bu: Umut.

Ne yaşarsak yaşayalım, sabah güne “Belki bugün güzel bir şey olur” diye başlarız. Kriz mi var? “Geçer.” Deprem mi oldu? “Yaralarımızı sararız.”  Seçim mi geliyor? “Hadi hayırlısı.” Hep bir umut, hep bir direnç.

 

Kimi zaman bu umut saflık gibi görünür, ama aslında öyle değil. Çünkü Türkiye’de insanlar, sabretmeyi öğrenmiştir. Tarih boyunca imparatorluklar yıkıldı, savaşlar oldu, darbeler yaşandı, krizler geçti… Ama bu halk hâlâ ayakta. Çünkü bizde şöyle bir mantık var; “Biterse bitsin, ama ben gene de sabah çayımı içerim.”

 

Türkiye’nin en güzel yanı ise  sanırım kültürel çeşitlilik... Aynı sokakta hem lahmacun hem pizza bulabilirsin. Bir düğünde hem Ankara havaları oynanır, hem de dansöz çıkar. İnsanımız bir yandan teknolojiye meraklıdır, öte yandan hâlâ nazar boncuğuna inanır. Hem Batı’ya öykünürüz, hem de kendi köklerimizden kopamayız.

 

Bu biraz yorucu olsa da, aslında hayatımıza lezzet katar. Yani düşün: Londra’da biri sokakta bağırarak “Simit, taze simit!” dese garip olurdu. Ama burada olağan... Üstelik bir köşede simit yerken, bir köşede Mozart çalan bir müzisyenle karşılaşabilirsin. İşte Türkiye bu yüzden tek.

 

Sonuç itibari ile

Türkiye’nin hikâyesi, her gün yeniden yazılan bir roman gibi. Bazen polisiye, bazen komedi, bazen dram… Ama asla tekdüze değil. Yorucu mu? Evet. Zor mu? Kesinlikle. Ama yine de vazgeçilmez. Çünkü bu ülke, bütün kaosuyla, bütün çelişkileriyle, bütün iniş çıkışlarıyla bize bir şey öğretiyor: Hayatta kalmanın en güzel yolu, her şeye rağmen gülmeyi bilmek.

 

Türkiye’yi anlamak için büyük teorilere hiç gerek yok. Bir çay bahçesine otur, etrafı dinle. Orada hem ekonomi profesörünü, hem ev hanesini, hem de öğrenciyi bulursun. Ve hepsinin kafasında aynı soru vardır: “Yarın ne olacak?”

Ama merak etme, biz Türkler olarak her şeyin cevabını bulamasak da, her durumda ayakta kalmayı biliriz.

 

Öyle çökmek olmaz tabi değil mi?

 

Neyse işte öyle...

 

Biz de her şeyin çözümü bir çaya bakar.

 

Taze demlendi, tavşan kanı çay var.

 İçer misiniz?