Takvimler 6 Şubat 2023 yılı, saatler ise 04:17' yi gösterdiğinde; asrın felaketlerinden birisi yaşandı. 11 ili etkileyen ve merkez üssü Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen depremlerde 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti. Depremde 107 bin 213 kişi yaralanırken yıkılan 38 bin 901 binada arama, yaşam olduğu belirlenen 26 bin binada arama kurtarma faaliyeti gerçekleştirildi. Kayıp olan kişilerin ise bir hayli fazla olduğu deprem tarihe acı bir tablo olarak yansıdı.
Yarım kalan hayaller, yitip giden canlar, yok olan şehirler ise yüreklerde kapanmayacak yara olarak kaldı.
Şiddeti büyük olan böylesi bir depremde; onbinlerce canın yitip gitmemesi için nasıl tedbirler alınabilir, deprem yönetmeliği esası korunarak can kayıplarının bu kadar fazla olmasının önüne geçilebilir miydi? Bu kadar can kaybı, onbinlere mezar olan enkaza dönüşen binlerce yapı, " bu büyük bir afetti!" diyerek kabul edilebilir bir durum mu? Büyük fay hatlarının bulunduğu, deprem kuşağı olan bir ülkede; bu kadar fazla can kayıplarının olması "deprem yönetmeliklerinin; ne kadar esasına dayanarak uygulandığı" sorusunu akıllara bir kez daha getirdi.
Geçmiş tarihlerden günümüze kadar gelen onca benzer felaketlerden sonra hâlâ fazla can kayıplarının olması, eksiklikler silsilesini birkez daha gözler önüne seriyor.
Bilindiği üzere Japonya, dünya da 1. Derece deprem bölgesi olarak kabul edilen ülkelerden birisi... Bunun bilincinde olan, teknoloji ve yapıyı ona göre değerlendirip, hayata geçiren, gökdelenleri ile bilinen Japonya'da; şiddeti 9'a varan depremler yaşanmasına rağmen neredeyse can kayıpları yaşanmıyor diyebiliriz. Artık onlar için sıradanlaşan ve günlüklerinin rutini haline gelen depremler zincirinde; korunaklı inşa edilen yapıları sayesinde, panik olmadan o birkaç saniyelik süreci rahatlıkla atlatabiliyor ve günlük yaşamlarını aksatmadan kaldıkları yerden devam ettirebiliyorlar.
İşte burada "Türkiye'de ki yapı, sistem, gerekli yasa ve denetimlerin ne kadar doğru yapıldığı ve uygulandığı" sorusunu birkez daha soralım!
Bunca can kaybı ve moloz yığınlarına dönen yapılar; elbette ki coğrafyanın kaderi değil.
Düşünün ki 5 katlı bir bina tuzla buz olur iken onun hemen birkaç metre ilerisinde ki 16 katlı üçüz binanın balkon korkulukları bile camdan olmasına rağmen, ne bir kırık ne bir çatlak ne de bir deformasyon söz konusu oluyor.
Şimdi siz buna "coğrafya kaderdir!" diyebilir misiniz?
Bunun adı;
Denetimde göz yumma, malzeme de ve kazançta hırsızlık, vicdandan yoksunluktur.
Bunca olup bitenlerden sonra bir istifanın bile söz konusu olmadığı sistemde; vicdandan ve sorumluluktan da bahsedemeyiz.
Ağustos 1999 Marmara depreminden, Şubat 2023 yılına kadar geçen süre zarfında değişen ne oldu?
Bildik senaryolar, bildik sonlar, bunun üzerine konuşulan bildik konular...
Sonuç ve icraat de ise koskoca bir sıfır!
Yine onbinlerce ölü, onbinlerce yaralı, yüzlerce bedeni yarım kalan insanlar, yüzlerce kayıp bedenler, onbinlerce yıkılan bina!!
Japonya örneğini verdik yazının başında...yapı içinde can kayıplarının olmadığından bahsettik. Japonya'da ölümlere sebebiyet veren tek unsur yüksekliği 7 metreye kadar çıkan tsunami...okyanusun yükselmesinde bile can kayıpları sadece yüzlerle sınırlı!
İşte efendim olan olur, olduktan sonra şöyle olmalıydı diye konuşulur, bilir kişiler olması gerekeni belgeleriyle anlatır, kalan ölüsüne yanar, ölen yarım kalmışlıklıkları ile ahirete intikâl eder.
Ne ders çıkartılır, ne bir tedbir alınır. Bir sonra ki olası afette yine aynı tablo ile karşılaşır ve yine sil baştan aynı mevzular haber bantlarında döner, gazete manşetlerinde ise yerini alır.
Yine bir deprem seneidevriyesinde ise
acılar tazelenir, o güne ait görüntüler ekranlara gelir.
Sessizlik içinde o güne ait enkazdan gelecek ses dinlenir, aynı anda hep bir ağızdan nidalar yükselir ;
"SESİMİ DUYAN VAR MI?
Yok efendim, sesimizi duyan yok!
Ne mağdurun sesini duyan var, ne de bilenin anlattığını işiten var!
Sesler ancak; yaşayana kıymetli!
Ölü zaten duyamaz!
Ne acılar, ne yaşanılanlar, ne de yapılmayanlar,
asla unutulmayacaklar!