"Memleket" deyince hangi konudan başlasam bilemedim açıkçası.
Yürek yangını, içler acısı, akıllara zarar hali ile bir yerden başlamam lazım.
Başlayacağım nokta buyrun; kendi içinde çözüme ulaşamamış ve bu şekilde ülke idaresi siyaset olsun.
Şimdi darılmaca, gücenmece yok. Halk olarak eksiği gediği konuşalım ki ülke ve halk yönetimi ile işin ciddiyetini görelim.
Efendim, siyaset sahnesi artık klasik tiyatro salonundan çıkıp reality show platolarına taşınmış durumda... Artık izlediğimiz şeyler çözüme ve sonuca odaklı tartışmalardan çıkıp bambaşka bir hâl almış. Tartışılan platformlar ise program değil, adeta
“Siyaset Survivor" olmuş. Vekil Kalmaya Çalışıyor, diğeri diğer taraftan nasıl kalırım derdinde öbürüne çamur atıyor. Adaylar halkın gözü önünde kıyasıya mücadele ediyor, dokunulmazlık oyunlarını kaybedenler Twitter’da yeni adı ile X'de linçleniyor, SMS yerine anketlerle yarışta kalma çabaları ile tüm güçlerini gösteriyor.
Geçtiğimiz gün meclisteki bir tartışmayı izlerken bir an kendimi “MasterChef Türkiye”de sandım.
-“Sayın vekil, bu önergeye neden bu kadar acı koydunuz?” -“Efendim, halkımızın yoksulluğunu temsil etsin istedim.”
-“Ama bu kadar acı halkı yakar!”
“Zaten yanıyorlar efendim…”
Halk öyle böyle yanmıyor!
Onu izlerken diğer taraftan
Ülke gündemi o kadar hızlı değişiyor ki... Sabah ekonomi ile uyanıp, akşam dış politikayla uyuyoruz.
Bugünkü zam haberi ile henüz yüzleşememişken, bir bakıyoruz ki yeni bir diplomatik kriz pat diye önümüze düşmüş.
Bu ne hız kardeşim?
Hangi hızlandırılmış siyaset kursuna yazıldınız?
Ekonomi bültenine başlamadan önce sunucunun “Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın” demesi lâzım. Ve mümkünse bir de başa yaslanılacak yastık versinler ki Emniyet ve konfor bu hususta önemli.
Gündemi ayrı bir olay olduğu gibi, her seçim dönemi ise ayrı bir güzellik. Güzellik dedim evet, her renk var.
Her aday, birer süper kahraman edasıyla sahaya çıkıyor.
“Ben gelince her şey bedava olacak!” diyenden tutunda, “Her vatandaşa bir drone!” vaadinde bulunan bile çıktı. Seçim zamanı biri;
“Kanal İstanbul değil, Kanal Bizans yapacağım” bile dedi. O kadar ileri gitti ki, tarih kitapları bile güncelleme istedi.
Bir de partiler arasında geçiş yapan siyasetçilerimiz oluyor, ona ne demeli?
Bir bakıyorsunuz sabah başka partide bir bakıyorsunuz akşam başka partide.
Kendince doğru olanı bulma yolunda muhtemelen...
Başka ne denebilir ki?
Bu insanlar siyaset mi yapıyor yoksa politik rüzgâr sörfü mü bilemiyoruz?
Rüzgâr nereye eserse, onlar oraya...
Bu da bir tercih, buna da diyecek birşey yok.
Dünkü rakipler oluyor size bugünün dostu...
Dost olsunlar tabi!
İnsanlığa has erdem başka şeydir, siyaset başka...
“Ben seni asla affetmem!” diyenler, ertesi gün yan yana kürsüde gülümsüyor. Bu kadar hızlı barış ancak dizi finalinde olur.
E bu da güzel ne diyelim, Bir çatı altında düşmanlık olmaz değil mi?
Peki halk;
Halk ne yapsın? şaşkınlıkla izliyor. Gözleri ekranda, elleri cebinde (ama cüzdan hâlâ cebin dibinde kalmış, çıkmıyor). Herkesin yüzünde aynı soru:
“Acaba bu sefer gerçekten düzelir mi?”
Her seçim sonrası umutlanıyoruz, ama ertesi sabah aynı markette aynı peynirin etiketine bakarken
“Bu ne lan?” tepkisi veriyoruz.
Afedersiniz ama tam da böyle... Etiketin değişim hızı, döviz kurunu geçmiş durumda.
Yarım altın asgari ücret ile yarışıyor.
Takip edeceğiz diye kısa süreli bir baş dönmesi yaşıyoruz.
Ama zırh gibi bir sinir sistemi ile hemencecik toparlıyoruz.
Bizimkisi umut işte… Şu an için en değerli şeyimiz.
Belki bir gün birileri gerçekten “halk için” bir şeyler yapar diye bekliyoruz.
Kaosun içinde tek şey;
bolca vaat, bolca polemik ve bolca güldüren ama düşündüren açıklamalar... Geriye ne kalıyor? Bir kahkaha, bir de;
"Yine de gülmek lazım" cümlesi...
Biz de gülelim bari ne yapalım?
Trajik olaylar ancak böyle trajikomik hale gelir.
Meclisi izlediğimde daha bir gülesim geliyor. Saygı kalmamış, ortada birliği sağlayacak erdem yerle yeksan edilmiş. O onu yumrukluyor, diğeri öbürünün kafasına ayakkabı fırlatıyor. Başka biri durumu kişiselleştirerek diğerine sataşıyor.
İnanın '90'ların siyasetini arar olduk. Kaliteli siyaset programları, alçak gönüllü liderler, Bakanlar, Başbakan...
Ses tınıları olması gerektiği gibi, üslup gayet güzel ve saygılı; açık yüreklilikle, belgelerle sunulan beyanatlar, güzel hitaplar ile kaliteli bir tartışma...
O dönemin siyasetçileri; kendi karikatürlerini çizen ve onları animasyon haline getiren sanatçıya gülüp, teşekkür edecek kadar egosuzdular.
Nereden nereye gelmişiz vay be...!
...
Bu ülkenin ne siyasetine yetişiliyor, ne ekonomisine, ne borsasına, ne de gündemine...
Neyse; Ben artık köşe yazımı bitireyim de; döviz kurları ne alemde? tekrar bakayım.
Belki yazarken artmıştır.
E mâlum yazara malzeme lâzım.
Kalın sağlıcakla...