Günümüz dünyasında şüphesiz ki teknoloji, hayatımızın bir parçası olmuş durumda... Üretimden ticarete, iletişimden eğitime kadar her şey artık dijital bir ağın içinde akıyor. Hayatı  kolaylaştıran,  zaman kazandıran teknoloji ve dijital dünya  farkında olmadan da bizden çok şey alıp götürüyor. O kadar ki fark etmeden o sulara kapılıp gidiyoruz. Parmaklarımız ekranlara yapışmış,kafamız telefonun ritmine uymuş, hayatımızın temposu ise bir uygulamanın bildirim sesiyle belirlenir hâle gelmiş durumda...
Eskiden teknoloji dediğimizde; işimizi kolaylaştıran, hayatımızı hızlandıran derya deniz bir sistem olarak düşünürken şimdi ise neredeyse bizden biri gibi; hem yanımızda hem de içimizde.
Bahsettiğim konu; sosyal medya, mesajlaşma ve uygulamalar… Hepsi bizi sürekli bir şeyler yapmaya, bir yerlere yetişmeye, beğenilmeye zorluyor. İnsanlar artık sadece iletişim kurmak için değil, kendilerini göstermek, onaylanmak, fark edilmek için dijital dünyada var olmaya çalışıyor. Verilere göre dünyada yaklaşık 5,3 milyar sosyal medya hesabı var; yani insanlığın üçte ikisi neredeyse hep bir dijital varlık oluşturarak, sürekli göz önünde olmaya çalışıyor.
Ama işin gözüken yüzü kadar göze çarpmayan bir tarafı da var: Ekranlar bizi bir yandan sürekli bağlı tutarken, diğer yandan ise yalnızlaştırıyor. Sosyal medyada geçirilen uzun saatler, gençlerde özellikle yalnızlık, kaygı ve stres duygularını arttırdığı belirtiliyor. Dijital dünyanın  takip olayı sayesinde algoritmalar ise bizim neyi sevip, takip ettiğimizi analiz ettiği için daha fazlasını sunuyor ve bizde fark etmeden ekranın içine hapsoluyoruz. Günde ortalama 3 saat 45 dakika ekran başında olduğumuz ve telefonu günde 150’den fazla kez elimize aldığımız gerçeği, aslında ne kadar esir olduğumuzu bizlere gösteriyor.
Yapay zekâ da durumu farklılaştırmıyor. Artık AI sadece işimizi kolaylaştırmakla  kalmıyor; kimi zaman duygusal destek, kimi zaman sohbet arkadaşı gibi hayatımıza giriyor. Ama bu durum, özellikle gençlerde sosyal izolasyon ve bağımlılık risklerini arttırdığı yapılan araştırmalarda  gözler önüne seriliyor. Biz fark etmeden; bir yandan daha güçlü bağlar kurarken, diğer yandan da kendimizi algoritmaların ve ekranların eline bırakıyoruz.

Peki ticaret ve üretim tarafında da işler nasıl? Pek tabii ki hızlandı; şirketler veriyi anında işliyor, kararları saniyeler içinde alıyor. Ama bunun sonucunda ise sahada  bazı insanlar işsiz kalıyor, bazıları yeni alanlarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Teknoloji hem fırsat sunuyor hem de belirsizlik yaratıyor.

Özetleyecek olursak; teknoloji bize hayatı kolaylaştırıyor, fırsatlar sunuyor, yeni bağlantılar kurduruyor ama aynı zamanda dikkatimizi dağıtıyor, bağımlılık döngüleri yaratıyor, yalnızlaştırıyor ve farkında olmadan bizi kendi ritmine bağlıyor. Artık sadece yaptıklarımız değil, kim olduğumuz da dijital dünya ile şekilleniyor. Biz bunu fark etmesek de, ekranların içinde yeni bir benlik inşa ediyoruz. Ve maalesef bu, artık bir araçtan öte, kimliğimizin ve duygularımızın bir parçası hâline gelmiş ve bizi esir almış durumda.
Ve işin en acı kısmı da her gün fark etmeden zincirlerimizi kısaltarak;
 kendimizi, gözetleyen algoritmaların ritminde buluyor,  ekranın karşısında yalnız ama bağlı bir dünyada yaşıyoruz. Fikri olmayan ve yapay zekânın robotlaştırdığı insanlık haline geliyoruz. Evet robotlaşan yapay zekâ ile donatılmış insanlık!
Belki artık fark etme zamanı: 
Bu dijital ağın içinde biz onu verimli kullanmak yerine,
 o bizi esir almış durumda.

Esaret altında bir teknoloji ile ne kadar ilerlenebiliyorsa o kadar ilerliyoruz işte!