Hayat öyle hızlı akıyor ki, çoğu zaman fark etmeden yaşıyoruz. Sabah oluyor, işe gidiyor ve akşam eve dönüyoruz. Derken günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara karışıyor. Ve bütün bu telaşın içinde en büyük gerçeği çoğu zaman unutuyoruz: Ölümü...

 

Ölümden bahsetmek kolay değil. Adını duyunca bile huzursuz oluyoruz. Kimbilir belki de bu yüzden görmezden geliyoruz. Ama ne kadar kaçarsak kaçalım, o hep yanı başımızda ve biz bunu biliyoruz. Sessiz, sakin, bir gün kapıyı çalacağını bilerek bekliyoruz.

 

Ölüm olmasaydı zamanın anlamı olur muydu acaba? Bir sabaha uyanmanın, sevdiklerine

“iyi ki varsın” demenin kıymetini bilebilir miydik? Farkında mısınız? Ölüm bize “her şey sınırlı” der. Ve bu sınırlılık aslında yaşadığımız anlara daha da değer katar.

 

Özellikle bir cenazeye gittiğinizde anlarsınız. Oradaki sessizlik başka hiçbir yerde yoktur. İnsanların göz göze gelişinde kelimeler adeta boğazda düğümlenir.  Tabutun başında asıl  idrak ile baş  başa kalırsınız. "Daha dün gülüyordu, geçen gün şöyle yapıyordu, bak şimdi nasıl?" diye düşünürsünüz. İşte o an, hayatın kırılganlığını iliklerinize kadar hissedersiniz.

Ama öyle böyle bir kırılganlık değil.

Sessizce süzülen göz yaşlarını siler,

İşte o an ölümün gerçek yüzüyle karşılaşırsınız. Donuk, soğuk ve iç acıtan o gerçek yüzü...

 

O yüzü görmeden de küçük şeyler hatırlatır ölümü... Yolda bulduğunuz eski bir fotoğraf mesela… Kim bilir kimindir, kim bilir hangi gülüş o karede donup kalmıştır. Belki de o fotoğraftaki insan artık yoktur. O an şunu fark edersiniz: İnsan bir gün gider ve geride sadece hatıraları kalacaktır.

 

Biz garip varlıklarız, ihmâlkâr desek daha mı doğru olur acaba?

Çünkü hep erteliyoruz. “Sonra ararım, sonra söylerim, sonra hallederim” deyip duruyoruz. Ama ölüm beklemiyor. Bugün varız, yarın olmayabiliriz. Maalesef ki bunun farkında ola ola o ihmâlin kucağındayız.  İşte bu yüzden ölüm, bize ertelememeyi öğretiyor.

 

Peki kaybettiğin birini düşündüğünde aklına en çok ne geliyor? Onun gülüşü, bir sohbetiniz, belki birlikte yürüdüğünüz bir yol… Çünkü insan ardında bıraktıklarıyla yaşıyor.Toprak, bedeni alır ama hatıraları asla alamıyor.

 

Ölümden en çok korkmamızın nedeni ne olabilir?

Bu sevdiğimiz yaşamdan kopup gitmek mi?

Elbette o gidişten asla kaçış olmayacak.

Kimbilir belki de bazılarınıza göre "unutulmak".

Unutulmamanın yolu ise kuşkusuz büyük işler yapmak değil. En basit hali ile "insanların gönlüne dokunmak!"… Küçük bir iyilik, içten bir tebessüm, gönülden bir söz, uzattığınız bir el...

İşte kalıcı olan bu olacak.

 

Bir cenazede kimse maldan, mülkten o an için bahsetmez. Ama birisi çıkar

 "O bana çok iyilik etmişti, ne güzel de bir insandı" der. İşte tüm  yaşanılan hayatın özeti bu olur.

 

Ölüm korkutucudur kabul ama aynı zamanda öğretmendir. Yaşamın kıymetini  ögretir.Yeni bir gün, sınırlı olduğunu bildiğimiz için değerlidir.

 Bir kahvenin tadı, bir dostla edilen muhabbet, bir çocuğun kahkahası, bir yaşlının duası… Basit bir yaşamın  parçası gibi görünen şeyler belki de ölümü bildiğimiz için daha da anlam kazanır.

 

O yüzden belki de en doğru söz şu olur;

“Ölümü düşünerek yaşama, ölümü unutmadan yaşa.”

Çünkü ölümü sürekli düşünürsen hayatın gölgelenir. Ama onun varlığını bilerek yaşarsan, hayatın ışıldar.

 

Ve bir gün hepimiz  o toprakla  buluşacağız. Önemli olan o gün geldiğinde arkamızda “keşke”  bırakmamak.

 

...

 

Haydi!

sizinle hayata küçük ama anlamlı  notlar bırakalım mı?

Ama bunları lütfen yapın.

İnanın her yapmadığınız hâl için; içinizde geçmeyecek bir "keşke"nin ağırlığı olacak.

Bunun için;

 

 -Bugün aramak istediğiniz kişiyi arayın. Yarın belki de  geç olabilir.

 

-Birine kırgınsanız, gururu bırakıp; özür dileyin. Çünkü toprağın altında özrün hiçbir kıymeti olmayacak.

 

-Sevdiğinizi söylemekten sakın çekinmeyin. Söylemediğiniz her "seni seviyorum", içte bir yük olarak kalır. Bırakın o güzel duygular gönlünüzden sevdiğinizin gönlüne konsun.

 

-Ertelemeyin…

Hayat, ertelemek için değil yaşamak için var. Telafisi için geriye sarabileceğiniz bir geçmiş olmayacak.

 

Ve en önemlisi;

 

 -Birine dokunup, bir gönülde iz bırakın. Çünkü ölüm geldiğinde geriye  bunlar kalacak.

 

"Hayat kısa , ölüm kesin. Geriye ise sadece kalplerde bıraktığımız bu izler olacak. "

 

İşte bu sebeple;

 

"Güzel anılın"

 

O misafiri öyle bir  güzel ağırlayın ki;

sevginin, hasretin gözü açık kalmasın.

 

Başınızda kuş sesleri ile;

Toprağınızda,  renk renk yediverenler açsın.