Yeni bir yazı ile yeniden merhaba sevgili okuyucularımız. 
Bugün köşemde işlemek istediğim konu; dönem dönem çoğumuzun maruz kaldığı ve bizi sosyallikten uzaklaştırıp, insanlara olan güvencimizin yitmesini sağlayacak "insan zorbalığı"ndan bahsetmek ve bu  konuya karşı duyarlılığın artmasının amacını güderek bu yazı ile karşınızdayım.

Bizler yaratılış olarak birbirimizden farklı özellikler ile dünyaya gelmiş canlılarız.  Kimimiz ayrışacak bir özellik ile doğmaz iken bir diğerimiz ise o farklı özellik ile dünyaya merhaba demişiz.
Buraya kadar doğanın bir parçası olan çeşitlilikten bahsettim.  Önemli olan konu ise; bu özel olarak dünyaya gelen insanların verdikleri hayat mücadelesi yanında insanlardan gördükleri zorbalık!

Geçenlerde bir uzman psikoloğun konuğu olan bir özel birey ve nicelerinin yaşadığı zorluklardan bahsetmek istiyorum.
Evet bu insanlar, yaratılıştan ötürü hayata adapte olarak yaşamaya alışıyorlar. Kendilerine göre bir uyum, eksik olan taraflarını yok sayarak ve hayatlarını bir kolaylık bularak idame ettirmeye çalışıyorlar. Buraya kadar onların iradesi ve azmi ile güzel bir şekilde ilerlemiş süreç, bazı insanların zorbalığı neticesinde yok olarak, bu insanların toplumdan kendini soyutlaması ve içine kapanması   ile sonuç buluyor. 

Kişinin gözyaşları içerisinde anlattığı ve yaşadığı zorbalık hakikaten vicdanlara, insanlığa sığmayacak nitelikte...
 Bir insanı doğuştan eksik olan uzvu ya da farklı olan hali ile asla yargılayamaz ve onun bu durumunu küçük görüp, asla  dalga geçemezsiniz. 
Böyle bir insanlık olmaz. 
Hayata kazandırılması,  hayat mücadelesinde destek olunması gereken bu insanları yeremezsiniz! 
O bedenlerin içinde  ne deha beyinler, nice cevherler, çok güzel yürekler var. Asıl bunları görmelisiniz. Şekilcilikten uzak; vicdan ile insan olabilmenin gerekliliklerini yerine getirmeniz gerekir. 
Acıyarak ya da hor görerek değil, 
Ellerinden gelebileceklerinin en iyisi ile görün onları,  insanlığa nasıl bir örnek oldukları,  yaptıkları iyi işler, insanlığa kattıkları güzel özelikleri ile değerlendirin o özel insanları...
Emin olun insanların acımasına ihtiyaçları yok,  tam tersi hayat; onları olabildiğince güçlü kılmış. 
O gücü ve o azmi tebrik edip, feyz almasını bilin. 
İnsan olarak yaratılmak başka birşey,  siz insan olmanın esasının bilincine vararak yaşayın. 
Bir gönlü kırıp,  gözyaşlarına sebebiyet vermeyin. Kimbilir o gözyaşlarının içinde ne ahlar vardır.  Sizi bulmasından korkun. 

Uzun uzun sayfalar dolusu işleyebilirim  bu konuyu...

Bakın!
Hayvanlar alemi; icgüdüseldir. Ekolojik bir düzen içinde muazzam bir işleyişin parçası olarak, bir düzen içinde, doğanın bir parçası olarak  kendi içlerinde yaşarlar. 

Ya insanoğlu...?

Diğer canlılardan ayıran akıl,  idrak, vicdan özelliklerinin kötüye  kullanılması ile bütün dünyayı,  doğayı,  canlıları, tüm güzellikleri, güzel duyguları  yok etmeye çalışan  bir varlık olarak karşımızda...!

Bu kötülüğü kendimize yine biz yapıyoruz.
İnsan!

Vicdanlar yıkansın, gözler ve   kalpler aydınlığa baksın. O uçsuz bucaksız denizin  maviliklerini görmeye çalışın.
 Denizin dibinde ki incileri almak için o derin ve soğuk sulara dalın.
Her bir inci, muazzam bir cevher demek. 
O cevheri de ilmek ilmek işlemek, hayata çok başka hali ile katıp, kazandırmak sizin ellerinizde.

Önemli olan öncelikle;
 o inciye ulaşabilmek!

Esen kalın...