Siyasetin o çok gürültülü, bazen de fazlasıyla tozlu koridorlarında yürürken, arkasında leke bırakmadan geçip gitmek her babayiğidin harcı değildir.
Muhsin Yazıcıoğlu, işte o nadir isimlerden biri olarak kazındı hafızalarımıza.
31 Aralık 1954’te Sivas’ın dondurucu soğuğunda, Şarkışla’nın Elmalı köyünde hayata gözlerini açtığında, aslında kaderinin de o kar beyazı saflıkla ve o sert ayazla şekilleneceği belki de malumdu. Çiftçi bir ailenin evladı olarak bozkırın tam kalbinde büyüdü, toprağın kokusunu ve memleket sevdasını daha çocuk yaşta ciğerlerine çekti.
Üniversiteyi kazanıp, Ankara’ya veteriner hekim olmak için geldiğinde takvimler 1968’i gösteriyordu ama o sadece okul sıralarında oturmakla yetinmedi. Ülkenin yangın yerine döndüğü o yıllarda, "Bir elinde bilgisayar, bir elinde Kur'an" olan bir gençlik hayaliyle yola çıktı. Siyasete girişi bir ikbal kavgası değil, tamamen bir dava meselesiydi. Ancak 12 Eylül’ün o karanlık balyozu onun da üzerine indi. Tam 7,5 yılını cezaevinde geçirdi; bunun 5,5 yılı ise tek kişilik bir hücrenin sessizliğinde, sadece kendi nefesiyle baş başa kaldı. Oradan ne bir kinle ne de bir intikam hırsıyla çıktı; cebinde sadece o meşhur "Üşüyorum" şiiri ve zerre kadar eğilmemiş bir iradesi vardı. Beraat ettiğinde, suçsuzluğu tescillendiğinde bile devlete küsmedi; "Namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam" diyerek 28 Şubat’ın en sert rüzgarlarında bile dimdik durmayı bildi.
1992’de kurduğu Büyük Birlik Partisi (BBP) ile Türk siyasetine "Alperenlik" ruhunu aşılamaya çalıştı. Onun için siyaset, sayısal bir güç değil, ahlaki bir duruştu. Takvimler 25 Mart 2009’u gösterdiğinde, yine bir seçim çalışması için kiraladığı helikopter Kahramanmaraş’ın o geçit vermez Keş Dağları’na düştüğünde Türkiye adeta nefesini tuttu. 47 saat boyunca o karlı dağlardan bir umut ışığı beklendi ama gelen haber yüreklere kor gibi düştü.
Muhsin Başkan ile birlikte dava arkadaşları;
Erhan Üstündağ: BBP Sivas İl Başkanı.
Yüksel Yancı: BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı.
Murat Çetinkaya: BBP Sivas Belediye Meclis Üyesi Adayı,
Kaya İstektepe: Helikopterin pilotu ve
İsmail Güneş: İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabiri bu elim kazada maalesef yaşamını yitirdi. İsmail Güneş'in kazadan sonra uzun süre hayatta kalıp yardım çağırmaya çalışmasıyla o sesi hafızalara kazınmıştı.
Bu kazanın üzerindeki şaibeler, o gün bugündür hala bir sis perdesi gibi duruyor; karartılan radarlar, sökülen cihazlar ve bitmek bilmeyen soru işaretleri bu kaybı sıradan bir kaza olmaktan çıkarıp milletin vicdanında kanayan bir yara haline getirdi. Ve bir umuttur hâlâ o sis perdesinin kalkması bekleniyor.
Bugün Muhsin Başkan denince akıllara devasa mal varlıkları değil, dürüstlüğü ve o tertemiz duruşu geliyor. O, bir saniyesine bile hükmedemediği bu dünyadan, inandığı değerler uğruna üşüyerek ama başı dik bir şekilde geçti; geride ise "fırıldak" olmaya inat, düz yaşamayı seçenlere bıraktığı o eşsiz mirası kaldı.
Bu uğurda canını veren Muhsin Başkanı, dava arkadaşlarını, pilotumuz ve o yürekli muhabirimizi rahmet ve saygı ile yad ediyorum.
Mekânları cennet ,ruhları şad olsun.
25 Mart sonrası bahar gelmedi, Hep kış Başkanım...
Ve biz burada çok üşüyoruz.