Şu anki ilişkilere baktığımda, hepimizin biraz pusulasını yitirmiş, saçma bir dijital hız tuzağına düşmüş olduğunu görüyorum.    Eskiden birini tanımak, yavaş yavaş okunan sürükleyici bir roman gibiydi; her sayfada yeni bir şey keşfetmenin heyecanı vardı. Şimdi ise ne yaptık? Sosyal medya diye bir  şey var ya;

birisiyle tanışır tanışmaz hafta sonu ne yediğini, hangi filtreyi kullandığını, hatta ruh halini anında "tüketiyoruz". O gizem dediğimiz, bizi birbirimize bağlayan o incecik ipek iplik, daha ilk dakikadan kendi ellerimizle parçalanıp gidiyor. Her şey bu kadar ortadayken, merak edecek ne kalıyor ki? Merakın olmadığı yerde de büyü, yerini sadece alışkanlığa veya boş bir meraka bırakıyor.

​İnsanlar birbirini tanımak yerine, birbirini "tüketilecek bir içerik" gibi görmeye başladı. Hikaye paylaşılmayınca veya o anlık mesaj trafiği kesilince hemen bir panik, bir "beni görmezden mi geliyor?" tripleri... Ne kadar sığ değil mi? Kendi iç dünyamız o kadar boşalmış ki, sürekli dışarıdan bir onay veya ilgi bekler hale gelmişiz. Oysa gerçek gizem, arkada bir şeyler saklamak değil, insanın kendine ait bir derinliğinin olmasıdır. Ama biz ne yapıyoruz? Bir akşam yemeğinde bile telefonu masanın üzerine koyup, sürekli gelecek bir bildirimi bekleyerek karşımızdaki kişiye hakaret ediyoruz. "Benim için önemlisin" demek yerine, "Benim için şu an telefonumdaki o akış daha önemli" mesajını veriyoruz. Sonra da neden derin bağlar kuramadığımızı sorguluyoruz.

​Yapmamız gereken çok basit ama uygulaması zor: Bu "her an ulaşılabilir olma" zırvalığından kurtulmak. Kendine ait bir dünyası olmayan, her anını herkesle paylaşan, kendi başına kaldığı anları bile dijitalleştiren bir insanın sunabileceği ne kadar derinlik olabilir ki? İlişkide gizemi korumak, yalan söylemek değil; kendi sınırlarını bilmek, hobilerini, kendi başına kaldığın o sessiz anlarını korumak demektir. İki kişi arasındaki en sağlam bağ, birbirinin her anını anlık olarak bilmekle değil, birbirinin karakterindeki o keşfedilmemiş kıtaları merak etmekle kuruluyor. Birbirine doyup doymadan, her zaman tanıyacak bir yer bırakmak zorundayız gibi geliyor bana...

​Özetle, günümüz dünyasında gizem unutulmuş bir erdem gibi görünüyor, çünkü biz her şeyi hızlıca tüketmeye programlandık. Her şeyin gözler önünde olduğu, herkesin kendini vitrine koyduğu bu çağda; biraz "görünmemeyi" seçmek, bir duruş haline gelmeli. Karşındakine kendini bir bütün olarak servis etmek yerine, yavaş yavaş açılan bir hediye gibi davranın. Çünkü gerçek samimiyet, ekran pırıltılarında değil, sessizce yan yana otururken birbirinize duyduğunuz o bitmek bilmeyen merak ve ilgi de gizlidir. Gizemi bu kadar hoyratça harcayan, günün sonunda sadece elinde ekran yansımasıyla yalnız kalır; büyüsünü koruyan ise en azından kendine ait bir limanı olduğunu bilir.

Görüyoruz değil mi dijital dünyanın bizleri ve ilişkilerimizi nasıl da yok ettiğini...

Unutma, gizemi tamamen yok ettiğin bir ilişkide aslında keşfedecek bir şey de kalmamıştır; bu yüzden kendine ve karşındakine biraz olsun "bilinmezlik" alanı bırak ki, bağınız bir ekran ışığı kadar kısa ömürlü değil, bir ömür sürecek bir hikaye olsun.

 

Esen kalın...