Bu güzel günlerin maneviyatını huşu ile yaşadığımız bir Ramazan gününden daha merhaba sevgili okuyucularımız.

   Daha önce de belirttiğim gibi inanış ve ona binaen yapılacak eylemler, kişinin kendini ilgilendirir demiştim. Bu nedenle inananı ya da inanmayanı sorgulamak insanoğluna düşmez. Bazı kesim inanmayı tercih eder iken o kesimin içinde ben de inanmayı seçenlerdenim. Bu açıklamayı da; biliyorsunuz bizler belli bir gruba yayın yapıp,  buluşan bir sektör değiliz, bu sebeple yapıyorum. Hayatın içerisinde her türlü yaşamın var olduğu bir durumda; tek bir kitleye de hitap etmiyoruz. Bizleri; her meslek grubundan insan takip edebildiği gibi , her inanıştan insana da hitap ediyor olmamız muhtemel...Bir insanı sadece fikirleri size uyuyor diye takip etmezsiniz. O zaman insana özgü duygu ve gelişim de söz konusu olmaz. Bir kalıp içinde sıkışmamak; gelişim için en gerekli unsur. Kendinizce etrafınıza ördüğünüz duvarlar, sadece dar bir alan içinde sıkışıp kalmanızı sağlar. Bunlardan bahsederken bir misyonerlik vazifesi ile bunları yazmıyorum elbette...

 Ben sadece, varlığı kesin olan bir karmanın birer parçası olduğumuzu,

 "Doğru ve gerçek bir tanedir!" ilkesi ile yola çıkarak; düşünce ve fikirlerin kişinin duyguları ile şekillenebileceğinden bahsetmeye çalışıyorum. Bu durumda " Sen böyle nasıl düşünebiliyorsun?" diyemeyiz. Sen nasıl böyle düşünüyorsan o da öyle düşünüyor. İçselleştirilerek kabul edilen doğru kişiye göre değişkenlik gösterir iken “Gerçek ve doğru!" ise tekdir. Anlatmak istediğim konu tam da bu!

Konunun en özetine gelecek olur isek biz yazarlar; her konuyu,  her inanışı,  her düşünceyi ele alıp,  toplumsal mesaj içerecek  konuları işleyebileceğimiz gibi sadece kendi düşünce,  his ve eylemlerimizi de konu edinebiliriz.  "Kalıplara sığmamak!" deyiminin kullanımı sanırım tam da yerli yerinde olur.

Yani efendim uzun lafın kısası sizinle zıt düşen bir fikri de takip edin, inanışınıza ters gelen bir konuyu da dinleyin.

Hoşlanmadığınız bir yer anlatılır iken oranın daha detaylı bilmediğiniz özelliklerini de öğrenin.

    Demek istediğim çok net!

 Bilmek, araştırmak, öğrenmek, dinlemek ayrıca gelişim için gereklidir. İnsanlar ve yaşam hakkında ekstra fikir sahibi olmanızı sağlar.

 Açıkçası ben;

 bir ateisti de dinlerim, madde kullanan bir bireyin güncesini de okurum. İslamiyet inanışını en derinlemesine anlatan bir tasavvuf adamını da dinlediğim gibi bilimsel deneyler yapan bilim insanın da varacağı sonuçları merakla takip ederim. Zoolojiyi merak ettiğim gibi insan anatomisinin de işleyişini araştırır öğrenmeye çalışırım.

Yerde ki karıncanın ekolojik sisteme nasıl bir katkı sağladığı ya da bedenin ana kumanda merkezi olam beynin nasıl bir işleyişe sahip olduğu yaşam için önemli değil mi?

 Efendim, hayatın içinde olan herşey önemlidir ve hayat bir dersten ibarettir. Var oldunuz, yaşıyorsunuz! Yaşarken hayat sadece size istediklerinizi sunmuyor. Sunmayacak da...

"İmtihan dünyası!" denilen bu yaşamda bilmek, öğrenmek, fikir sahibi olmakla ilgili kısmi zorunluluklarımız var.

  Tartışabilmek için bilmek, korunabilmek için öğrenmek, ehemmiyetine varmak için idrak etmek ve tüm bu sonuçlar içinde farkında olmak gerekiyor.

  Etrafını tuğlalarla ördüğünüz yaşamınız; size ne katkı sunabilir? Bu duvar sizi  bilâkis, korunak adı altında tehlikelere açık halde bırakarak; Sığ bir koşuldan ibaret tutar.

Çinli Amerikalı yazar, sanatçı, filozof, öğretmen ve aynı zamanda dövüş sporcusu kimliği ile

DENG MİNG-DAO ne güzel de demiş;

"Kül olarak kalmak mı, yoksa anka olarak uçmak mı?, bu bize kalmış.”