Bazı sabahlar, göğsünün tam ortasında görünmeyen bir ağırlıkla uyanırsın. Nefesin eksik, gün loş, dünya uzak gelir. Oysa geceyi sıradan bir uyku gibi geçirmişsindir. Ne yangın çıkmıştır ne de bir fırtına… Ama bilirsin: İçin yıkılmıştır. Adını koyamadığın, belki de çoktan koyduğun bir hayal kırıklığı, usulca yerleşmiştir içine... Çevrendekiler, "neşesizsin bugün" der. Neşesiz değil, eksiksindir. Kaybı tarif edilemeyen bir beklentinin enkazı dolanmıştır ruhuna.

 

Hayat, bazen en sessiz köşesinden vurur insanı. Ne bir bağırış, ne bir çığlık...

Sadece ince bir suskunlukla çöker üstüne. Birini beklersin gelmez, bir söz beklersin söylenmez. Bir sonuç beklersin gerçekleşmez. Ve sonunda susarsın. Bu suskunluk, dışarıdan olgunluk sanılır. Keza öyledir de ama içinden geçen; bin kelimelik bir isyan, bir kırgınlık senfonisidir. Ama dile gelmez. Getirmezsin! Çünkü insanlar, kırık kalbin matemini değil; gülümseyen yüzünü alkışlarlar.

"Vaay nasıl da iyi görünüyorsun!"

 

Beklentiler;

Ne çok yük bindirir insana. İnsan bazen bir başarıya ulaşmak ister. Uğruna gecelerini gündüzlerine karıştırır. O inşanın tamamlanmas için her tuğlasını tek tek elleriyle koyar. Sonra bir sabah, bir fırtına gelir ve hepsini yıkar.

 "Olsun, sıkma canını yeniden yaparsın"

derler. Bilmezler ki; yıkılan sadece yapılar değil, içindeki çocukluğundan beri büyüttüğün o “bir gün olacak” inancıdır. Sen maddeye değil harcadığın emeğine  üzülürsün. Başka defa da bir insana kalbini açarsın. Belki sevgili, belki dost belki de samimi yaklaşan bir arkadaş… Birlikte yürünür sanırsın. Ama o yolun ortasında, o gider, sen kalırsın. Arkasından bir tek kelime bile bırakmadan… Ne cümleye sığar bu gidiş, ne açıklamaya. En korkuncu da budur zaten, yüklediğin anlam ile birlikte açıklanamayan hayal kırıklıkları...

Kafan da dönen o sorularla yüreğin meşguldür.

"Ne oldu, neden?"

Belki de iç dünyasında kendisi ile ilgili olan hesaplaşmasındandır.

İşte her ne ise...

 

İnsan bazen bir hayalin peşine takılırken, yolun kendisinde kaybolur. Başardığını düşündüğü an, aslında kendinden ne çok şey kaybettiğini fark eder. Belki işinde, belki bir ilişkide, belki bir topluluğun içinde… Kendini anlatmak için, kabul görmek için, değerli hissetmek için ödün verdiklerini bir gün birikmiş olarak geri alır hayat... Ve o zaman insan, yalnızca başkalarına değil; kendine de kırılır. Kendini tanıyamadığı aynaların karşısında, kendi suretinden bile kaçar hâle gelir. Çünkü en büyük hayal kırıklığı, bazen insanın kendini yarı yolda bırakmasıdır.

 

Yine de yaşam, inatla devam eder. Takvim yaprakları, acılardan habersizce değişir. Herkes kendi gündeminde, herkes kendi konfor alanında..

Sadece senin içinde dinmeyen bir uğultu kalır. Okyanusun derinliklerinden gelen fakat duyulmayan o ses gibi... İyileşmeyi beklemeden iyileşmiş gibi yaparsın.

"Nasılsın?" sorusuna; Gülerken gözlerini kısıp, yutkunarak “iyiyim” demeyi öğrenirsin. Bu sahte cümleler birer kalkan olur. Kimse içini göremez artık. Ama içindekiler hâlâ oradadır: eksik sevinçler, yarım bırakılmış hayaller, ismini bile anmadan vazgeçtiğin insanlar, terk edilen yerler…

 

Ve bir noktada, içindeki tüm parçalanmışlığı taşıyarak ama başını dik tutarak yürümeyi öğrenirsin. Bu bir zafer değildir. Ne de olsa kimse alkışlamaz seni. Ama bu bir duruştur. Hayatın seni eğdiği her noktada, bir şekilde yeniden doğrulmanın biçimidir.

 Çünkü insanlar bilmez. Oysa ki sen; ne çok sustun, ne çok vazgeçtin, ne çok ağlayamadın ne çok direndin. Belki de ağlamaktan gözlerinde yaş kalmayana dek kendi içinde yaşadın. Bunu ancak kendin bilirsin. Bu aslında hayata atılmış en derin nottur biliyor musun? "Ben geldim. Kırıldım. Ama hâlâ buradayım."

 

Artık yeni beklentiler kurmazsın. Hayata dair büyük planlar değil, küçük anlar koyarsın cebine... Bir sabah kahvenin kokusu ile gülümsediysen, bir şarkı seni alıp çocukluğuna götürdüyse, o mutlu olduğun anları yeniden yaşadıysan; işte o gün iyi geçmiş sayarsın. Çünkü büyüdükçe öğreniyorsun: Mutluluk, beklediklerin değil; olanlar içindedir. Ve hayal kırıklıkları, artık senden bir şey eksiltmemeye başlar. Çünkü o senden çok şey öğrenmiştir. Sen de onlardan…

Birçok şeyi bırakırsın ve hayatın kendisinin farkında olarak yaşamaya eğilirsin.

Yaptığın iyiliği unutur, vefa beklemez, herkesin birgün olmayacağını kabullenmişsindir artık...

Sen gerekeni, elinden geldiğinin fazlası ile yaptın. Çabaladın, direndin, sabrettin, zaman harcadın, yüreğinden fazla fazla verdin.

Sen bu yolları inancını kaybetmeden, hep sevgiyle yürüdün.

 

Bu geldiğin nokta ile gururla sırtını  sıvazlayabilirsin!

 

Bir gün birileri,

 “nasıl böyle güçlü oldun?”

diye sorarsa eğer; uzun uzun anlatmana hiç gerek yok. Gülümse ve sadece şunu söyle:

 

“Hayal kırıklıklarıyla yoğruldum.

O yüzden, kırıldığım yerlerden ışık sızıyor.”