​Bazen gece yastığa başımızı koyduğumuzda tavanla aramızdaki o boşluğa bakarken, içimizde bir yerlerde eksik olan o parçayı hissediyor musunuz? Hani her şey yolundaymış gibi görünür, herkesin "ne kadar şanslı" dediği bir hayatın vardır ama sen içeride bir yerlerde kendi sesini duymakta zorlanırsın. 

 İnsanlar mutluluğu hep büyük parıltılarda, alkışlarda ya da ulaşılması imkansız zirvelerde arar. Oysa gerçek, belki de tam tersi bir yerdedir; kimsenin bakmaya cesaret edemediği o gölge köşelerde gizlidir.

​Mutluluk üzerine yazılan onca şeye bakıyorum da, hepsi sanki birbirinin adeta kopyası. Herkes sana nasıl daha fazla "sahip olman" gerektiğini anlatıyor. Daha çok gül, daha çok çalış, daha çok sev diyor.

 Peki, hiç durup düşündünüz mü; belki de problem, hayatımıza eklediklerimizde değil, hayatımızdan bir türlü çıkaramadıklarımızdadır?

 ​Ben hayatı aslında tuhaf bir sahne oyununa benzetirim.   Hepimiz başkalarının beğenmesi için yazılmış replikleri ezberliyor, üzerimize hiç oturmayan kostümleri giyip o sahneye çıkıyoruz.

 "Mutlu görünmeliyim," diyoruz. "Herkes ne kadar iyi olduğumu görmeli.

"Bu bir oyun, bir performans ve inanki, bu performansın en büyük kurbanı yine kendimiziz. Kendi hayatımızın yönetmeni olmak yerine, başkalarının izlediği o vasat tiyatroda figüranlık yapıyoruz. İşte tüm o huzursuzluklar, o garip boşluk hissi, aslında bu zoraki kostümün bizi sıkmasından kaynaklanıyor.

​işin aslı ne biliyor musunuz? Mutluluk, arayıp bulacağımız bir hazine değil. O, üzerimizdeki o ağır, sahte pelerinleri tek tek çıkardığımızda kalan saf halimizdir.

Kimse bize bunu söylemez çünkü bu biraz korkutucu gelir belki de bir çoğumuz bunu kabul etmek istemez.

Kendimizle baş başa kalmak, o "mış gibi yapma" halini bırakmak, bir uçurumun kenarında durmak gibidir. Ama o korkuyu aştığımız an, hayatın üzerimizdeki o yapay sis bulutunun nasıl da dağıldığını göreceksiniz.

Bugün size şunu önermek istiyorum; bir anlığına lütfen durun. Her şeyi, herkesi ve herkesin sizden beklediği o "sen"i bir kenara bırakın.

Hiç kimse sizi izlemiyormuş, hiç kimse sizi yargılamıyormuş gibi hissedin.

O an içinize dolan o sessizlik, o tuhaf hafiflik...

İşte belki de ilk defa tanışacağınız o duygu, mutluluğun ta kendisidir.

​Belki de bu zamana kadar mutluluğu yanlış tarafa bakarak aradınız. Belki de o, elde edilecek bir ödül değil, vazgeçilecek bir yüktür. Kimseye açıklama yapma gereği duymadığınız, kendi içinizdeki o kusurlu ama tamamen size ait olan melodiyi duymaya başladığınız o an var ya, işte o an hayatın size  sunduğu en büyük gizemdir.

Şimdi söyleyin bana, o pelerini çıkarıp kendi hikayenizi yazmaya başlamak için daha ne kadar bekleyeceksiniz?

Bu yazım size  uzun zamandır kendinize sormaya korktuğunuz o sorunun başlangıcı olsun.

 Hayatınız, başkalarının kurgusundan ibaret değil; sizin sessizliğinizde saklı. Ve bu sessizlik, sadece size  ait bunu unutmayın!

Kendi rotanızı çizdiğiniz o huzurlu sulara doğru yol alırken, başkalarının beklentilerinin gürültüsünden uzaklaşıp içinizdeki o gerçek sesi hiç susturmamanız  ve o gerçek mutluluğu bulmanız dileği ile;

 Hoşça kalın efendim, Afiyette kalın...