Bugünlerde sokakta, kafede, hatta evimizin en mahrem köşesinde bile gözümüzün içine sokulan tek bir gerçeklik var: Herkesin birer "dijital içerik üreticisi" olma iddiası. Akıllı telefonunu eline geçiren kendini kameranın karşısına atıyor, hayatın olağan akışını durdurup her anını kurgusal bir filme dönüştürüyor. Sosyal medya maymunluğunun piramidinde yer kapmaya çalışan bu kalabalık, sabah kahvesinden akşam yemeğine kadar her şeyi bir içerik, bir performans malzemesi haline getirdi. Kimse artık sıradan, filtresiz bir gün geçirmeye tahammül edemiyor; çünkü herkesin içindeki o gizli şöhret canavarı, sürekli yeni bir alkış dalgasıyla beslenmek zorunda.


​İşin en trajikomik tarafı da bu ya, ekranda izlediğimiz o kusursuz, neşeli, vizyoner tiplerin gerçek hayattaki halleriyle uzaktan yakından alakası yok. Hayatında insanlarla iki kelimeyi hırgür çıkarmadan konuşamayanlar, en ufak bir ekonomik ya da ailevi sıkıntıda duvara toslayanlar, sanal alemde birer motivasyon koçu edasıyla dolaşıyorlar. Borç içinde yüzüp lüks restoranlarda check-in yapanlar mı dersiniz, yakın çevresine kök söktürüp internette "sevgi meleği" pozu kesenler mi? Herkes kendi mutsuzluğunu, yalnızlığını ve gerçek hayatın o sert yüzünü gizlemek için muazzam bir illüzyon tiyatrosu sahneliyor. Meselâ kocasıyla sürekli  hır gür içinde olan biri akşamına gül yapraklarıyla süslenmiş masada doğum günü pastasını üflüyor. Altta da yazılmış süslü püslü yazılar...  insanlar mükemmel bir sevgi pıtırcığı olarak sosyal medyada geziyor.  


​Ortada asıl acınası olan durum şu ki, insanlar artık yaşamayı değil, yaşamış gibi görünmeyi tercih ediyor. Birkaç bin yabancının "harikasın" yorumu, kendi hayatlarındaki gerçek boşluğu doldurmaya yetiyor zannediyorlar. Oysa telefonun şarjı bittiğinde, o ışıklar sönüp ekran karardığında geriye ne o sahte gülüşler kalıyor ne de arkasından koşulan ucuz popülarite. Hayatınızı başkalarının ekranlarında birer beğeni nesnesi haline getirmekten vazgeçmediğiniz sürece, parmak ucunuzda yarattığınız o sanal krallığın aslında koca bir hiçlikten ibaret olduğunu anlamak zorunda kalacaksınız.

Ne diyeyim efendim dijital dünyanın, üretici adıyla yapılmış içi boş içerikler ile dolu bir sosyal medya ve onun  girdabına kapılarak boğulup giden insanlar...

Millet olarak artık bir şeylerin farkında olmamız gerekiyor. 

Sanal dünyadaki sahte sahneleri alkışlamayı bırakmadıkça, kendi gerçekliğine yabancılaşmış birer dijital figüran olmaktan öteye gidilmez, gidilemez!