Yine bir saldırı yine bir toplum yarası...
Düşünüyorum da, ne zaman bu kadar tahammülsüz, ne zaman birbirimizin gölgesinden bile korkar hale geldik? Eskiden sokakta yürürken bir yabancıyla göz göze geldiğimizde tebessüm eder, selam verirdik; şimdi ise "Acaba başıma bir şey gelecek mi?" tedirginliğiyle başımızı öne eğip adımlarımızı hızlandırıyoruz. İnsanın insana saldırması, en ufak bir tartışmanın saniyeler içinde kanlı bir şiddete dönüşmesi ne yazık ki artık sıradan bir haber detayı gibi hissettirmeye başladı. Oysa ekran başında izleyip geçtiğimiz o birkaç saniyelik görüntüler, gerçek hayatta bir insanın ömrünü, bir ailenin geleceğini bir anda karartıp gidiyor.
Şiddet artık sadece karanlık sokak aralarında değil, güpegündüz, kalabalıkların tam ortasında yaşanıyor. Trafik ışığında sırf korna çalındı diye arabasından elinde aletle inen öfkeli kalabalığı da görüyoruz; mahallesinde insanlarla diz dize oturup dert dinlerken aniden bıçaklı saldırıya uğrayan bir insanı da... Sebebin ne olduğunun hiçbir önemi kalmadı sanki. Sözün bittiği yerde hemen yumruklar, bıçaklar konuşmaya başlıyor. Öfke o kadar çabuk tırmanıyor ki, bir anlık anlamsız bir hırs ya da cehalet yüzünden feda edilen şey, bir başkasının en kutsal hakkı olan yaşam hakkı oluyor.
Asıl ürkütücü olan ise bu şiddetin zamanla hayatımızın normal bir parçasıymış gibi algılanmaya başlaması. Bir olay yaşanıyor, iki gün üzülüyoruz, sosyal medyada paylaşıyoruz ve sonra yeni bir gündemle eskisini unutuyoruz. Fakat o şiddete maruz kalan insanların bedeninde ve o anlara tanıklık eden çocukların ruhunda açılan derin yaralar hiçbir zaman kapanmıyor. Birbirimizi dinlemeyi, anlamaya çalışmayı çoktan unuttuk; karşımızdakini sadece kendi öfkemizi kusacağımız bir hedef gibi görmeye başladık. Oysa nefreti ve şiddeti beslediğimiz her saniye, aslında kendi huzurumuzu ve toplum olarak geleceğimizi ateşe veriyoruz.
İnanıyorum ki bu karanlık döngü sonsuza kadar böyle sürmeyecek; çünkü hiçbir toplum, sürekli bir korku ve güvensizlik iklimiyle varlığını sürdüremez. Önümüzdeki dönemde, yaşadığımız bu ağır acıların ve toplumsal yorulmanın bize empatiyi, caydırıcı adaleti ve birbirimize saygı duymayı ne kadar özlediğimizi yeniden hatırlatacağına inanıyorum. Umuyorum ki çok geçmeden, sokaklarımızda adımlarımızı korkuyla değil güvenle attığımız, bir anlaşmazlık çıktığında kaba kuvvete değil vicdana ve hukuka sığındığımız günlere yeniden kavuşuruz. Çünkü günün sonunda insanlığımızı korumaktan ve birbirimize sahip çıkmaktan başka gerçekten hiçbir çaremiz yok.
"Adalet işlesin, vicdan susmasın!"
"Huzurlu toplum" dileklerim ile efendim...