Yaşadığın hayatın bir komedi tiyatrosu olduğunu fark ettin mi? Yok. Sahne tozu yutmuş falan demiyorum bak, gerçek şu ki: Hayat dediğin şey, her an değişen senaryolarla dolu bir oyun adeta... Ama bu oyunda ne sen yazarsın metni, ne de yönetmeni olursun. Sadece oyuncusun. Ve inanın, çoğu zaman replikleri bile unutuyorsun.
Şey neydi ya diyeceğim söz?
Neyse, patlat oradan bir doğaçlama, akış devam etsin.
Düşün bakalım; sabah kalkıyorsun, "Bugün harika bir gün olacak!" diyorsun. Beş dakika sonra telefonun çalıyor, "Araba serviste kaldı, yağ eksik, şarj bitik, lastik inmiş" derken o ne?
Tam da yudumlarken bitireceğin kahveni; kapıdan çıkarken üstüne döküyorsun.
Hay Allah!
Şimdi sırası mı şu dar vakitte?
İşte hayatın özü burada: Plan yaparsın, hayat "Planın neymiş?" diye sırıtır. Yani ona uymak zorundasın.
İnsanın hayatındaki en büyük komedi unsuru aslında kendisi, bunu biliyor musun?
Çünkü bizler, "Bir gün kesin başarıyı yakalayacağım" diye hayaller kurarız ama o gün çoğu zaman "Sadece 5 dakika daha uyuyayım" diye yatakta kalırız. Üst üste çalan alarmları istemsizce kapatır, kendi planlarımızı alt üst ederiz. Sonra hiç olmadık akışta buluruz kendimizi...
En azından dürüst olalım, hepimiz zaman zaman 'kaçak yazarız.'
Yazıyoruz da...
Ha bu arada; bu yazı moral bozmaya yönelik değil. Tam tersine, hayatın saçmalıklarını kabul edip gülmeyi öğrenmekle ilgili... İyi bir kahkaha, en kötü günün ilaç kutusudur. Etkisini hemen gösterecek yüksek mg olanından hemde...
Çünkü hayat bize bazen "Sakın ciddiye alma, ben kısayım "diye not bırakır. Ama biz o notu genellikle buruşturup, hep çöp kutusuna atarız.
Yok, olur mu?
O dertler büyüyecek, dünya yıkıldı da altında kaldık hissi mutlaka olacak.
Şöyle bakınca insanlara; herkes kendi dünyasında, "Ben bu hayatı çözeceğim" diye ortalıkta dolanır. Ama hayat dediğin de; "Sana meydan okuyorum, hadi gelsene!" diye bağırır.
Meselâ, kimse evlenince hayatın sihirli şekilde mükemmel olacağını söylemedi ki! Herkes "Masal gibi olacak" dedi.
Ama gerçekler ne?
"Mutfakta bulaşık yığını, kim çöpü çıkaracak, hadi bakalım market sırası kimde?" diye soruyor.
Basit gibi görünen bir kaos ortamı!
Ya da iş hayatı... Patronun seninle toplantıda o kadar çok kelime kullanır ki, sonunda sen "Yok artık, ben bunu anlayamam" diye kendine gülersin. Çünkü hayatta bazen kelimeler değil, sakin olmak lazım. İşte o an anlıyorsun ki, "Asıl komedi hayatın kendisi, patronun değil."
Ama ne olursa olsun, gülmek lazım. Çünkü hayat, oyuncu değiştirse de, sen sahnedeki tek kalabalıksın. Kendinle barışmadığın sürece, oyun hiçbir zaman tadından yenmez bir halde olmayacak.
O kıvama sen getireceksin.
Ve en önemli sonuç da şu dostum ki;
bunu hepimiz göz ardı ediyoruz. Hayat ciddiye alınacak kadar uzun değil, ama kahkahaya doymaya yetecek kadar uzun.
Biri yaşından bahsedince "Ooo" diyorsun.
Yaş: 78...
Düşündüğün zaman koskoca onlarca yıl!
Ama kişiye sorduğun zaman
"keşkeler, olsaydı lar, tühlerle" geçmiş koca bir boşluk. Zaman hızlı akmış ve yürek de kalmış eksiklikler...
O nedenle diyorum.
Hayat gerçekten kısa...
O yüzden düşersen kalk, hata yaparsan gül, kaybedersen
"Hadi bakalım, yeniden başlıyoruz" de.
Hayatına, iyi olabileceğini gördüğün şeyleri katmaktan çekinme.
Ve şunu sakın unutma;
hayat, bir yandan seni sınarken, diğer yandan komik anılar biriktirmeni bekliyor.
Gülmezsen, hayat sana
‘Ben burada ne yapıyorum?’ diye sorar. Gülersen, hayat sana alkış tutar.
Şimdi, aynaya bakmanı istiyorum. Kendi sahnenin başrol oyuncusu olduğunu hatırla. Sahne senin, seni gururla alkışlayacak insanların da olduğunu unutma.
Eleştirenler de elbette ki olacak.
Bunun için de hazırlıklı ol.
Bu seni aşağı çekmesin.
Çünkü o,
her "olmamış" diyen sözler;
Seni oldurarak daha da başarıya gidecek yolda; sana rehber olacak.
Evet!
Seyirciler koltuklarda izlemek için yerini aldı. Işıklar, ses, atmosfer o muhteşem oyunu zenginleştirmek adına, senin için hazır.
Haydi bakalım güzel dostum,
Bu hayat oyunun da;
"SAHNE, SENİN!"
Alkışın bol olsun...