Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğimle; yazıma giriş yapıyorum efendim.
Evet bilindiği üzere gündem bir hayli yoğun geçmeye devam ediyor. Enflasyon, borsa, yeni yasa tasarıları, zamlar, siyaset vs derken ülke maalesef ki kaos ortamında bocalamaya devam ediyor.
Beklenen zammı alamayan ve bundan muzdarip olan emekli, işini yapamayan çiftçi, sistem ile boğuşmak zorunda kalan öğrenci, fazla beden gücü sarf edip, hakkını alamayıp az maaşa çalışan işçi yani anlayacağınız; çarpıklıkların mağdur ettiği insanımız gerçekten zor durumda...
Türkiye'de yaşam, özellikle çalışan ve emekli kesime yeterince güzel değil!
Sağlık sektörü ise ayrı bir olay tabi...
Şimdi başlangıç ile sonuç uzun zaman alıyor. O da ayrı bir stres sebebi...
Bazı kesim hayatından, bu sıkıntılardan pek memnun olacaklar ki; eksiklikleri sorgulayan, olmayanı eleştiren, mağduriyetini anlatan birine;
"Hadi oradan nankör." denilebiliyor.
Hakikaten kıt kanâata tamah etmek zorunda bırakılan zihniyetin tatminkâr ve beddua dolu sözleri nasıl da acizlik dolu farkında mısınız?
Gerçekten komik ya...
Eski Sağlık sektörü de eleştiriliyor fakat bakın eskiler bunu iyi bilir.
Eleştirdiğiniz o dönemin hastane şartlarında bile; erkenden kalkar hastaneye gider, sıranızı alır, muayenenizi olur, gerek görüldüğü takdirde görüntüleme ve tetkikleriniz aynı gün yapılır, aynı gün sonuç alınır, Dr,'a gösterilir ve akabinde tedavi süreci başlardı. Diş hekimliğinde bile durum böyleydi.
Şimdi randevu almak sıkıntı, gün beklemek, görüntüleme , tahlil , sonuç her biri zamana yayılan süreç demek. O süre zarfında yaşadıysanız kendinizi şanslı adledebilirsiniz. Ölürseniz de 7 ay sonrasına verilen randevuyu başkaları kapar haberiniz olsun.
Mümkünse sakın ölmeyin ha!
Parası olan ise şanslı. Beyler paşalar gibi özel hastanelerde bakılır.
Parası olmayan garibimde, boş cüzdanı ile bakışıp, kaderi ile razılaşır.
Hey yavrum heyy..
Bir de bu maddi imkansızlık nedir bilmeyenler vardı değil mi?
Sahi onlar nerede ?
Bu kadar isyanı, halkın feryadını duymuyorlar mı?
Çarpıklıkların sebep olduğu kaosu sanırım ceylan derisi koltuklarında otururken görmüyorlar!
Gerçi yukarıdan bakınca karınca misali, aşağıdakini nasıl görsünler ki?
Kaç kere halkın içine girmişler?
Elleri ile mağdurun sırtını sıvazlayarak; kaç kere dert dinlemişler?
Amaann haykırsan da boş, avazın çıktığı kadar ağlasan da boş.
Boş yani...
Görmek isteyene zerre yeter, işitmek isteyene ise fısıltın...!
Bir makama gelip de halkın sorunları ile ilgilenmeyi kendilerine borç bilmeyen bir anlayışın alacağı ahlara eyvah!
Ben kendime hep şunu derim!
İyi ki işletme sahibi patron değilim, iyi ki halkı yöneten biri değilim.
İyi ki...!
Çünkü bunca insanın hakkını, hukukunu, adaletini aramak , savunmak, vermek;
İpek böceğinin ördüğü kozada ki iplik gibidir!
O kadar ki ince...
Dengi terazi olmak, çok hassas ve çok ince bir iştir vesselam...
Bunu da lâyıkı ile kaç kişi yapabilir?
Kaç kişi gerekliliklerini yerine tas tamam getirerek vicdan rahatlığı ile uyuyabilir?
İşte bunca saydığım durumda; birinin zerre kadar hakkına girmek beni çok korkutur.
Yaa işte bir yerin başındaysan bu erdemlere sahip bir lider bir patron, idareci olmak zorundasın!
Mağdur mağduriyetini yaşar, mazlum uğradığı zulmü bilir de ya senin aldığın ahlar!?
Aldığın ahlar ile vah haline
Vaaah ki vaah vah!...