GELECEĞE UZANAN SESSİZ BİR EL!

GÜLŞAH ÜNSAL

08-08-2025 10:46

“Bir çocuğu eğitmek, bir ağacı büyütmek gibidir. Kökünü nereye salarsa, meyvesi de oraya düşer.”
Bu sözün sahibi bilinmez ama anlamı  oldukça derindir. Birgün gördüğünüz bir çocuğun eğer gözlerindeki ışık sönmüşse, bilin ki bir yerlerde biz büyüklerin gözlerini kapatmasındandır.

Peki biz, edebeyler – yani çocuklara yön veren her bir yetişkin, her bir öğretmen, her bir anne-baba,  ağabey-abla, her bir toplum bireyi... onların hayatını kazanmaları için gerçekten ne yapıyoruz?

Çocukları “Hayata Kazanmak” ne demek, acaba tam olarak bunun idrakinde miyiz?

Hayat dediğimiz şey sadece diploma, meslek, ev bark değil elbette...Hayat; düşmekten korkmamak, düşünmekten yorulmamak, kalbiyle yürümek, aklıyla yön bulmaktır. Bir çocuğu hayata kazandırmak, onu sadece okuldan mezun etmek değil; düşerken tutacak bir cesareti, karanlıkta ışık olacak bir aklı, yalnızken sığınacak bir vicdanı öğretmektir.

 Onların gelişimi için ilk öncelikle onları tanımak ve ardından olabileceğine dair inanç ile birlikte çaba gerekir. 

  Einstein, çocukken konuşmakta gecikmişti.  Öğretmenleri onu yetersiz buldu. Çevresinde ki insanlar olumsuz ifadelerle birlikte ona bakıyordu. Ama annesi onun merakına sımsıkı sarıldı. Merakı küçümsemek yerine büyüttü. Ne oldu sonra? Einstein dünyaya hükmeden formülleri yazdı, çünkü bir yetişkin onun gözlüğünü çalmamıştı.

Tarihten önemli ve deha bir örnekle birlikte; günümüz bazı ebeveynleri yani, bizler ne yapıyoruz?
Bir çocuk ısrarla "Neden gökyüzü mavi?" diye sorduğunda, Birşeylerle  geçiştiriyoruz. Çocuk biraz daha ısrarla devam ettiğinde; "Sus da başım şişmesin" diyoruz. Oysa ki belki de  orada bir bilim insanı doğuyor. Ve biz  gökyüzünü renksiz bırakacak kadar erken susuyor ve  susturuyoruz. 

Bilim insanı Carl Sagan'da;
"Çocuklar doğuştan bilim insanıdır. Sorun şu ki, büyüdükçe bu özelliği kaybediyorlar." ifadesi ile bahsettiğimiz durumu adeta destekliyor.

Kaybetmelerine biz neden olmayalım. Kuralları öğretmek yerine, değerleri gösteren taraf olmayı seçelim.

Kurallar geçicidir. Değerler ise  köklüdür. Bir çocuğa
 “küçüğüne yardım et” kuralını ezberletmek yerine, kendiniz küçük bir çocuğa yardım ederken örnek olun. Göreceksiniz ki o çocuk bir ömür boyu sadece yardım etmekle kalmayacak ve  iyiliği de öğretecektir.
Bunun içinde söylem kadar, eylem önemlidir. 
Meselâ 
2014 yılında Brezilya’da favelalarda çalışan bir gönüllü öğretmen, okuluna gelen her öğrencinin ayağını yıkayarak derse başlıyordu. Bu özverili ve içten davranışın  sebebi  sorulduğunda ise "Temizlik öğretmiyorum, saygıyı öğretiyorum" demişti. Çocuklar yıllar sonra başka şehirlerde temizlik işçisi, hemşire, doktor oldular ama her biri hayatlarında saygıyı öncelikli hale getirdi.

Yani "değer" dediğimiz bulaşıcıdır. Ama önce biz taşıyıcı olmalıyız.
 Peki değerlerin kazandırılması  için ceza mı daha etkili  bir yöntem olurdu yoksa o sorumluluk bilincini kazandırmak mı? 
Gelin bunun içinde yine dünyadan Finlandiya'dan bir örnek verelim. 
Finlandiya’da ceza sistemi neredeyse hiç kullanılmaz. Öğrenciler hata yaptığında ceza almaz, sorumluluk alırlar. Bir şeyi kırdıysa tamir eder, biriyle tartıştıysa birlikte çözüm üretir. Ve ne hikmetse, dünya sıralamasında eğitim başarılarında da hep ilk 5’te yer alırlar.
 Peki bizim ülkemizde işleyiş nasıl?
Bizde ise hâlâ "ceza almadan akıllanmaz" kültürü var. Ama düşünelim: Cezadan korkan çocuk itaat eder, anlamaz. Anlamayan çocuk da ne özgür olur, ne de sorumlu.

 Çocukları Dinlemek ise bir lütuf değil, bir görev olmalı. Evet yanlış okumadınız. Görev olmalı. 

"Ben senin yaşındayken…" cümlesiyle başlayan her öğüt, geçmişi anlatır ama çocuğun şimdisini susturur. Oysa o çocuk, bizim geçmediğimiz yollardan yürüyor. Onu dinlemek, sadece nezaket değil; bir geleceğe tanık olmaktır. 

Japon kültüründe "kodomo no koe o kiku" diye bir terim vardır. "Çocuğun sesini dinle."
Bu bir empati ritüelidir. Her sabah öğretmenler öğrencilere "Bugün nasıl hissediyorsun?" sorusunu soruyor. Çünkü biliyorlar ki öğrenme, ancak duygular anlaşılınca başlar.

Birçok çocuk, süper kahramanlara inanarak büyür. Ama neden kendi mahallesindeki temizlik işçisinin azmini, ya da bir çocuğu kurtaran doktorun hikâyesini onlara  anlatmıyoruz?

Güneydoğu Anadolu’da bir köyde elektrik teknisyeni olan Hasan, kendi imkânlarıyla köy okuluna güneş paneli kurdu. Çocuklar ilk kez bilgisayar gördü. Hasan onların kahramanı oldu. Bu gerçek hikayenin kahramanıni kim anlatacak onlara?

Sen, ben, biz…
 Her günkü hayatımızın içinde anlatacak onlarca kahraman varken, neden çocukları sahte kahramanlarla kandırıyoruz?

Biz Ne Yapıyoruz? Ne Yapabiliriz?

Biz…
 Yorgun olduğumuzda çocukları başımızdan savıyoruz.
Onların "gereksiz" bulduğumuz cümlelerini bölüyoruz.
Başarısız olduklarında moral vermek yerine "bak, komşunun çocuğu…" kıyasına sığınıyoruz.

Oysa…
Onların göz hizasına eğilsek,
 Sadece kulak değil, yürek versek,
 Kendi hayatlarımızda iyiliğe, düşünmeye, sormaya yer açsak…

O zaman çocuklar bize bakıp sadece "büyümek" istemezler. Gelişebilen,  büyüyen, insanlığa  faydalı  olabilecek, başarılara imza atacak bir birey olmayı isterler.

Vee Gülşah 'ın kaleminde dökülen son söz:

Bilim kurgudan çıkmış, fantastik hikayelerin hayali kahramanları değil,
Yaşama ve hayatlara dokunabilecek Sessiz kahramanlar aranıyor!"

Bugün gazeteyi kapattığınızda, lütfen şunu hatırlayın:
Her çocuk bir öyküyle büyür. Siz o öyküde ne olmak istersiniz?
 Sessiz bir kahraman mı, yoksa isimsiz bir seyirci mi?

Gelin!
 Çocukları sadece okula değil, hayata kazandıralım. Diploma değil vicdan, kariyer değil karakter verelim.
Çünkü bu dünya, önce çocukları kaybederek karanlıklaştı.
Ve belki de onları yeniden kazandığımızda, hepimiz aydınlanacağız.

O aydınlığa kavuşmak için bir nefer de biz olalım. 

Şimdi  bu satırları okuyan sen;

 "Geleceğe uzanan, sessiz bir el" olmaya ne dersin?

DİĞER YAZILARI DÜNÜN İNANCINDAN YARININ ZAFERİNE! 01-01-1970 03:00 YENİDEN O ZİRVEYE! 01-01-1970 03:00 RAHMETİN GÖLGESİNDEN DÜNYA TELÂŞINA 01-01-1970 03:00 REHAVET VE FELAKET ARASINDA MAYIS! 01-01-1970 03:00 GENÇLİĞİN SONSUZ EMANETİ! 01-01-1970 03:00 Ezber Bozan 3 Mayıs 01-01-1970 03:00 SESSİZLİĞİN BEDELİ 01-01-1970 03:00 OKULLARDA Kİ KAN İZLERİ! 01-01-1970 03:00 İSTANBUL' DA BİR SEMT Mİ? 01-01-1970 03:00 Bozkırın Vicdanı: Muhsin Yazıcıoğlu 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’IN RUHUMUZDA BIRAKTIĞI ASİL MİRAS 01-01-1970 03:00 ARŞİVLER ÖKSÜZ, SOKAKLAR CAHİL KALDI! 01-01-1970 03:00 ALEVLER YÜKSELİYOR, GERİLİM ARTTI! 01-01-1970 03:00 SENİN Kİ KAÇ "NET" ? 01-01-1970 03:00 HAKLI OLMA HASTALIĞI! 01-01-1970 03:00 GELECEK ZOR AMA UMUT VAR! 01-01-1970 03:00 ESİRİ OLDUK! 01-01-1970 03:00 “UĞUR' LAR ÖLMEZ!” 01-01-1970 03:00 O ÇOCUK DEĞİL BİR CANİ!  01-01-1970 03:00 ASLOLAN İNSAN! 01-01-1970 03:00 TAKVİM DEĞİŞTİ 01-01-1970 03:00 DİLİMİZ AĞIR YARALI 01-01-1970 03:00 YORMADAN, YOKUŞ OLMADAN! 01-01-1970 03:00 GÜNLÜK HAYATIN GİZLİ PSİKOLOJİSİ 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 2025  01-01-1970 03:00 KADINLAR ÖLMESİN! 01-01-1970 03:00 YA İÇİNDE KALIRSA? 01-01-1970 03:00 HERŞEY SESSİZLİKTE GİZLİ! 01-01-1970 03:00 KÜLLER ARASINDA KALAN  "DOĞU TÜRKİSTAN " 01-01-1970 03:00 KÖMÜRDEN GÜNEŞE TÜRKİYE! 01-01-1970 03:00 İNSANLIĞIN SUSTURULAN VİCDANI 01-01-1970 03:00 KALBİNLE GÖRMEYI DENEDİN MI? 01-01-1970 03:00 HERKESE AYNI OLAN DEĞİL, HERKESE HAKKI OLAN...! 01-01-1970 03:00 SEYİR HALİNDE ÇÖKÜŞ: HABERLERDEN DİZİLERE TOPLUMSAL EROZYON! 01-01-1970 03:00 12 EYLÜL 1980: UNUTULMAYAN DARBENİN GÖLGESİNDE TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE'NİN BİTMEYEN GÜNDEM MARATONU 01-01-1970 03:00 SESSİZ MİSAFİR, ÖLÜM! 01-01-1970 03:00 TEKNOLOJİK ÇAĞ KORKUTUYOR! 01-01-1970 03:00 GELECEĞE UZANAN SESSİZ BİR EL! 01-01-1970 03:00 SAHNE, SENİN! 01-01-1970 03:00 TOPRAĞA DÜŞEN, SADECE BİR KIVILCIM MI? 01-01-1970 03:00 HAYATA UYANIŞ! 01-01-1970 03:00 ŞÜKRÜN SONU SELAMET! 01-01-1970 03:00 CİĞERLERİMİZ YANIYOR! 01-01-1970 03:00 DÜNYA ÇOK YORULDU, SIRA BİZDE! 01-01-1970 03:00 "KATLİAM" IN ADI, DİPLOMASİ! 01-01-1970 03:00 TELEFONLAR TİTREŞİMDE, İNSANLAR SESSİZDE... 01-01-1970 03:00 POZİTİF OLALIM DERKEN HAFİFTEN GİDİYORUZ!  01-01-1970 03:00 UMUT: YAŞAMIN EN SESSİZ AMA EN GÜÇLÜ FISILTISI 01-01-1970 03:00 VAY MEMLEKETİMİN HALİ! 01-01-1970 03:00 DAHA KAÇ KADIN ÖLMELİ? 01-01-1970 03:00 MESELE BÜYÜK! 01-01-1970 03:00 ŞÜKRET, ŞÜKRÜN SONU SELAMET! 01-01-1970 03:00 GÜVENDİĞİMİZ ADALETE NE OLDU? 01-01-1970 03:00 İŞTE GELDİN, İŞTE GİDİYORSUN! 01-01-1970 03:00 NE ANLATABİLİRİM? 01-01-1970 03:00 DUVARLARIN ARDINDA BİR YAŞAM! 01-01-1970 03:00 MEKATRONİK ÇAĞ KORKUTUYOR! 01-01-1970 03:00 HAK YEMEK, ORUCU BOZAR MI? 01-01-1970 03:00 EL EL ÜSTÜNDE KİMİN ELİ VAR? 01-01-1970 03:00 HIRSIZLIK,  VİCDANSIZLIK ALTINDA ÖLÜYORUZ! 01-01-1970 03:00 ACININ ADRESİ BOLU!   01-01-1970 03:00 NE YAZSAM? 01-01-1970 03:00 GÜLE GÜLE HARCA! 01-01-1970 03:00 SON TAKVİM YAPRAĞI! 01-01-1970 03:00 GELECEĞE PLAN MI YAPIYORSUNUZ?   01-01-1970 03:00 EGO SAVAŞLARI! 01-01-1970 03:00 KİRLENDİ Mİ DÜNYA? 01-01-1970 03:00 ÇARE KENDİNİZSİNİZ! 01-01-1970 03:00 SIĞAR MI BİR GÜNE…? SÖYLEYİN… 01-01-1970 03:00 EĞİTİM DE YANLIŞ OLAN NE? 01-01-1970 03:00 SAĞLIĞIN YERİNDE Mİ? 01-01-1970 03:00 MİNİ MİNİ BİRLER! 01-01-1970 03:00 SANAT İLE İLGİLENİYOR MUYDUN? 01-01-1970 03:00 FARKINDA MISIN! 01-01-1970 03:00 SEN Mİ BAŞARACAKSIN, BİZ Mİ? 01-01-1970 03:00 YAZIK ETMEYİN! 01-01-1970 03:00 SAHİ NEREDELER? 01-01-1970 03:00 ÜRETEN TÜRKİYE 'DEN, İTHAL EDEN BİR TÜRKİYE'YE... 01-01-1970 03:00 SANDIĞININ AKSİNE ZARAR VERİYOR! 01-01-1970 03:00 İNSAN ZORBALIĞI VE YİTİP GİDEN VİCDANLAR! 01-01-1970 03:00 NEYE GÖRE KİME GÖRE İSPAT? 01-01-1970 03:00 BU BİR KATLİAM! 01-01-1970 03:00 KENDİMİZE SESLENİŞ! 01-01-1970 03:00 HAYATIN RENGİ!  01-01-1970 03:00 ZOR OLAN NE? 01-01-1970 03:00 VİCDANIN VE FIKIH NE DİYOR? 01-01-1970 03:00 ENGEL SİZİN BEYNİNİZDE! 01-01-1970 03:00 SUSMA! 01-01-1970 03:00 KEMERLERİ SIKIN! 01-01-1970 03:00 SENİN SEÇİMİN NE?  01-01-1970 03:00 ANLATAMIYORSAN! 01-01-1970 03:00 İSTANBUL' DA BİR SEMT! 01-01-1970 03:00 SEN HARİKASIN! 01-01-1970 03:00 DOLANDIRICILARA DİKKAT! 01-01-1970 03:00 TAHAMMÜLSÜZLÜK HAD SAFHADA! 01-01-1970 03:00 BEN BU DEVRİ SEVEMEDİM! 01-01-1970 03:00