KÖMÜRDEN GÜNEŞE TÜRKİYE!

GÜLŞAH ÜNSAL

17-10-2025 10:29

Şimdi dürüst olalım… Türkiye’nin enerjiyle imtihanı biraz inişli çıkışlı bir hikâye. Bir yandan “yerli ve millî enerji” diyoruz ama diğer yandan ise hâlâ doğalgazın vanası Rusya’nın elinde. Hani şu kışın kombiyi biraz fazla açınca vicdan azabı çektiren doğalgazdan bahsediyorum. Evet, o hâlâ dışa bağımlı olduğumuz enerji kaynağımızın başında geliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2024 itibari ile  Türkiye’nin elektrik üretiminin yaklaşık %33’ü doğalgazdan, %22’si kömürden, %21’i hidroelektrikten, %11’i rüzgâr, %5’i güneşten sağlanıyor. Kısacası hâlâ fosil yakıtların gölgesinden tam çıkabilmiş değiliz.

 

Ama hakkını da yemeyelim, Türkiye son yıllarda yenilenebilir enerjide ciddi bir ivme kazandı. Mesela 2000’lerin başında güneş enerjisi neredeyse sıfırdı, şimdi 12 GW’ı geçti. Rüzgâr enerjisi keza öyle… 2024 sonunda on binlerce hanenin elektriği rüzgârdan geliyor. Ege’nin dağlarında dönen türbinler artık sadece manzarayı değil, ekonomiyi de değiştiriyor. Balıkesir, Çanakkale, İzmir bu konuda lokomotif iller.

 

Ama işin bir de şu yanı var: Evet, yenilenebilir yatırımlar güzel, çevreci, sürdürülebilir… ama hâlâ enerji ithalatına yılda yaklaşık 40-45 milyar dolar harcıyoruz. Düşünsenize, bu parayla neler yapılmazdı? Üniversiteler, hastaneler, teknoloji yatırımları… Ama biz her yıl o parayı yurt dışına akıtıyoruz çünkü kömürümüz düşük kaliteli, doğalgazımız az, petrolümüz neredeyse yok denecek kadar az.

 

Şimdi güzel haber şu: Enerji Bakanlığı, 2035’e kadar elektrik üretiminde yenilenebilir payını %55’in üzerine çıkarmayı hedefliyor. Yani diyor ki

“güneşin hakkını vereceğiz, rüzgârı daha fazla yakalayacağız.” Bu kulağa harika geliyor ama bunun için sadece yatırım değil, zihniyet dönüşümü de lazım. Çünkü enerji sadece santralde üretilmez, vatandaşın prizinde, lambasında, davranışında da şekillenir. Yani evde gereksiz yanan ampulü kapatmak da bu işin bir parçası.

 

Bir de şu kömür meselesi var. “Yerli kömür” diyoruz, tamam, ama o kömürün çevreye maliyeti çok büyük. Hava kirliliği, sera gazı salımı, su kaynaklarının kirlenmesi… Bunlar artık göz ardı edilecek şeyler değil. EPDK’nın raporuna göre 2024’te kömürden elektrik üretimi az da olsa düştü. Bu sevindirici, çünkü bu aynı zamanda çevreye verilen zararın da yavaş yavaş azalması demek.

 

Peki ya nükleer enerji?

Akkuyu Nükleer Santrali  tam kapasiteye geçince Türkiye’nin elektriğinin yaklaşık %10’unu tek başına üretecek. Kulağa devrim gibi geliyor ama işte bu da “iki ucu keskin bıçak” durumu. Evet, dışa bağımlılığı azaltıyor ama teknolojik olarak Rusya’ya bağımlı hale geliyoruz. Yani vanayı biri kapatmıyor belki ama fişi kim çekiyor, orası yine biz değiliz.

 

Şimdi gelelim işin kalbine…

 Bizim ülke olarak en büyük hatamız, enerji meselesine hep “bugünü kurtarma” gözüyle bakmamız. Doğalgaz bulduk mu? Hemen bayraklar asılıyor. Bir rüzgâr türbini açıldı mı? Tören düzenleniyor. Güzel elbette ama enerji politikası günlük heyecanla yürütülmez ki bu uzun soluklu bir maraton işidir.

 

Karadeniz’de bulunan doğalgaz rezervi örneğin, evet moral verdi. 540 milyar metreküp civarında bir keşif yapıldı. Ama bu Türkiye’nin yıllık tüketiminin sadece yaklaşık 8–9 yıllık kısmını karşılıyor. Yani kalıcı bağımsızlık için yeterli değil. Üstelik çıkarma, işleme, dağıtım maliyetleri de cabası. Bir başka deyişle “kurtulduk” değil, “biraz nefes aldık” diyebiliriz.

 

Buna karşılık, güneş enerjisinde potansiyelimiz öyle büyük ki… Enerji Bakanlığı’nın 2024 raporuna göre Türkiye’nin teorik güneş potansiyeli 380 milyar kWh civarında. Bu, ülkenin yıllık elektrik ihtiyacını neredeyse iki kat karşılayabilecek bir kapasite. Üstelik güneş bedava. Rüzgâr desen keza öyle, 48.000 MW’lık bir potansiyel var, ama biz henüz bunun dörtte birini bile kullanamıyoruz.

 

Yani aslında elimizde kaynak var; mesele onu akıllıca kullanmak.

Ama biz ne yapıyoruz?

 Hâlâ bazı bölgelerde kömür santralleri için ağaç kesiliyor. Rüzgâr santrali kurulumunda bile halkla iletişim kurulmadan projeler dayatılıyor. Sonra da insanlar tepki gösterince “gelişmeye karşısınız” deniyor. Hayır, kimse gelişmeye karşı değil. İnsanlar sadece “bizi de dinleyin” diyor. Çünkü enerji politikası masa başında değil, toplumla birlikte yürütülürse sürdürülebilir olur.

 

Bir takım kaoslar yanında başarılar da var elbette. Bundan da siz etmeden geçmemek gerekir.

 Türkiye şu anda Avrupa’nın 5. büyük yenilenebilir enerji üreticisi. Bu az bir şey değil. Üstelik rüzgâr türbinlerinde yerli üretim oranı %70’i geçmiş durumda. Bu, hem teknoloji transferi hem de istihdam açısından büyük bir kazanım. Yani “bizden bir şey olmaz” diyenlere güzel bir cevaptır bu.

 

Ama tüm bu tabloya rağmen hâlâ kayıplarımız var. Her yıl enerjide dışa bağımlılıktan dolayı milyarlarca dolar yurt dışına gidiyor. Üstelik sadece para değil, beyin de gidiyor. Çünkü enerji teknolojilerinde söz sahibi olamazsak, mühendisimiz, bilim insanımız, girişimcimiz başka ülkelere çalışıyor. Bu da görünmeyen bir enerji kaybı aslında: insan enerjisi.

 

Sonuç olarak;

 Enerji sadece santral işi değil, vizyon işidir.

Biz doğayı sömürerek değil, onunla uyum içinde yaşadığımızda gerçekten güçlü oluruz. Güneşi, rüzgârı, suyu sadece doğanın parçası değil, geleceğin gücü olarak görmek zorundayız. Türkiye’nin enerji politikası artık “benzin kaç para?”dan öteye geçmeli. Gerçek enerji, kendi potansiyelini keşfeden ülkede var olur. Bizim enerjimiz de, aslında toprağımızda, dağımızda, insanımızın aklında gizli.

 

Belki de asıl mesele şudur:

Enerji bağımsızlığı, sadece kaynakla değil, farkındalıkla başlar.

 

Bugün biz hâlâ fişi yabancıya takılı bir ülkeyiz.

Ama istersek, o fişi kendi güneşimize, kendi rüzgârımıza bağlayabiliriz.

 

Unutmayalım:

 Enerji, sadece elektriği değil, ülkenin geleceğini de aydınlatır.

Ve o ışığın ne kadar yanacağı, bizim bugünden attığımız adımlara bağlı.

DİĞER YAZILARI DÜNÜN İNANCINDAN YARININ ZAFERİNE! 01-01-1970 03:00 YENİDEN O ZİRVEYE! 01-01-1970 03:00 RAHMETİN GÖLGESİNDEN DÜNYA TELÂŞINA 01-01-1970 03:00 REHAVET VE FELAKET ARASINDA MAYIS! 01-01-1970 03:00 GENÇLİĞİN SONSUZ EMANETİ! 01-01-1970 03:00 Ezber Bozan 3 Mayıs 01-01-1970 03:00 SESSİZLİĞİN BEDELİ 01-01-1970 03:00 OKULLARDA Kİ KAN İZLERİ! 01-01-1970 03:00 İSTANBUL' DA BİR SEMT Mİ? 01-01-1970 03:00 Bozkırın Vicdanı: Muhsin Yazıcıoğlu 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’IN RUHUMUZDA BIRAKTIĞI ASİL MİRAS 01-01-1970 03:00 ARŞİVLER ÖKSÜZ, SOKAKLAR CAHİL KALDI! 01-01-1970 03:00 ALEVLER YÜKSELİYOR, GERİLİM ARTTI! 01-01-1970 03:00 SENİN Kİ KAÇ "NET" ? 01-01-1970 03:00 HAKLI OLMA HASTALIĞI! 01-01-1970 03:00 GELECEK ZOR AMA UMUT VAR! 01-01-1970 03:00 ESİRİ OLDUK! 01-01-1970 03:00 “UĞUR' LAR ÖLMEZ!” 01-01-1970 03:00 O ÇOCUK DEĞİL BİR CANİ!  01-01-1970 03:00 ASLOLAN İNSAN! 01-01-1970 03:00 TAKVİM DEĞİŞTİ 01-01-1970 03:00 DİLİMİZ AĞIR YARALI 01-01-1970 03:00 YORMADAN, YOKUŞ OLMADAN! 01-01-1970 03:00 GÜNLÜK HAYATIN GİZLİ PSİKOLOJİSİ 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 2025  01-01-1970 03:00 KADINLAR ÖLMESİN! 01-01-1970 03:00 YA İÇİNDE KALIRSA? 01-01-1970 03:00 HERŞEY SESSİZLİKTE GİZLİ! 01-01-1970 03:00 KÜLLER ARASINDA KALAN  "DOĞU TÜRKİSTAN " 01-01-1970 03:00 İNSANLIĞIN SUSTURULAN VİCDANI 01-01-1970 03:00 KALBİNLE GÖRMEYI DENEDİN MI? 01-01-1970 03:00 HERKESE AYNI OLAN DEĞİL, HERKESE HAKKI OLAN...! 01-01-1970 03:00 SEYİR HALİNDE ÇÖKÜŞ: HABERLERDEN DİZİLERE TOPLUMSAL EROZYON! 01-01-1970 03:00 12 EYLÜL 1980: UNUTULMAYAN DARBENİN GÖLGESİNDE TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE'NİN BİTMEYEN GÜNDEM MARATONU 01-01-1970 03:00 SESSİZ MİSAFİR, ÖLÜM! 01-01-1970 03:00 TEKNOLOJİK ÇAĞ KORKUTUYOR! 01-01-1970 03:00 GELECEĞE UZANAN SESSİZ BİR EL! 01-01-1970 03:00 GELECEĞE UZANAN SESSİZ BİR EL! 01-01-1970 03:00 SAHNE, SENİN! 01-01-1970 03:00 TOPRAĞA DÜŞEN, SADECE BİR KIVILCIM MI? 01-01-1970 03:00 HAYATA UYANIŞ! 01-01-1970 03:00 ŞÜKRÜN SONU SELAMET! 01-01-1970 03:00 CİĞERLERİMİZ YANIYOR! 01-01-1970 03:00 DÜNYA ÇOK YORULDU, SIRA BİZDE! 01-01-1970 03:00 "KATLİAM" IN ADI, DİPLOMASİ! 01-01-1970 03:00 TELEFONLAR TİTREŞİMDE, İNSANLAR SESSİZDE... 01-01-1970 03:00 POZİTİF OLALIM DERKEN HAFİFTEN GİDİYORUZ!  01-01-1970 03:00 UMUT: YAŞAMIN EN SESSİZ AMA EN GÜÇLÜ FISILTISI 01-01-1970 03:00 VAY MEMLEKETİMİN HALİ! 01-01-1970 03:00 DAHA KAÇ KADIN ÖLMELİ? 01-01-1970 03:00 MESELE BÜYÜK! 01-01-1970 03:00 ŞÜKRET, ŞÜKRÜN SONU SELAMET! 01-01-1970 03:00 GÜVENDİĞİMİZ ADALETE NE OLDU? 01-01-1970 03:00 İŞTE GELDİN, İŞTE GİDİYORSUN! 01-01-1970 03:00 NE ANLATABİLİRİM? 01-01-1970 03:00 DUVARLARIN ARDINDA BİR YAŞAM! 01-01-1970 03:00 MEKATRONİK ÇAĞ KORKUTUYOR! 01-01-1970 03:00 HAK YEMEK, ORUCU BOZAR MI? 01-01-1970 03:00 EL EL ÜSTÜNDE KİMİN ELİ VAR? 01-01-1970 03:00 HIRSIZLIK,  VİCDANSIZLIK ALTINDA ÖLÜYORUZ! 01-01-1970 03:00 ACININ ADRESİ BOLU!   01-01-1970 03:00 NE YAZSAM? 01-01-1970 03:00 GÜLE GÜLE HARCA! 01-01-1970 03:00 SON TAKVİM YAPRAĞI! 01-01-1970 03:00 GELECEĞE PLAN MI YAPIYORSUNUZ?   01-01-1970 03:00 EGO SAVAŞLARI! 01-01-1970 03:00 KİRLENDİ Mİ DÜNYA? 01-01-1970 03:00 ÇARE KENDİNİZSİNİZ! 01-01-1970 03:00 SIĞAR MI BİR GÜNE…? SÖYLEYİN… 01-01-1970 03:00 EĞİTİM DE YANLIŞ OLAN NE? 01-01-1970 03:00 SAĞLIĞIN YERİNDE Mİ? 01-01-1970 03:00 MİNİ MİNİ BİRLER! 01-01-1970 03:00 SANAT İLE İLGİLENİYOR MUYDUN? 01-01-1970 03:00 FARKINDA MISIN! 01-01-1970 03:00 SEN Mİ BAŞARACAKSIN, BİZ Mİ? 01-01-1970 03:00 YAZIK ETMEYİN! 01-01-1970 03:00 SAHİ NEREDELER? 01-01-1970 03:00 ÜRETEN TÜRKİYE 'DEN, İTHAL EDEN BİR TÜRKİYE'YE... 01-01-1970 03:00 SANDIĞININ AKSİNE ZARAR VERİYOR! 01-01-1970 03:00 İNSAN ZORBALIĞI VE YİTİP GİDEN VİCDANLAR! 01-01-1970 03:00 NEYE GÖRE KİME GÖRE İSPAT? 01-01-1970 03:00 BU BİR KATLİAM! 01-01-1970 03:00 KENDİMİZE SESLENİŞ! 01-01-1970 03:00 HAYATIN RENGİ!  01-01-1970 03:00 ZOR OLAN NE? 01-01-1970 03:00 VİCDANIN VE FIKIH NE DİYOR? 01-01-1970 03:00 ENGEL SİZİN BEYNİNİZDE! 01-01-1970 03:00 SUSMA! 01-01-1970 03:00 KEMERLERİ SIKIN! 01-01-1970 03:00 SENİN SEÇİMİN NE?  01-01-1970 03:00 ANLATAMIYORSAN! 01-01-1970 03:00 İSTANBUL' DA BİR SEMT! 01-01-1970 03:00 SEN HARİKASIN! 01-01-1970 03:00 DOLANDIRICILARA DİKKAT! 01-01-1970 03:00 TAHAMMÜLSÜZLÜK HAD SAFHADA! 01-01-1970 03:00 BEN BU DEVRİ SEVEMEDİM! 01-01-1970 03:00