Gündem yelpazemiz çok geniş elbette ama toplumu en çok ilgilendiren ve çözüme kavuşmasını bekleyen konu; ekonominin ülke ve toplum üzerinde ki etkisi ile birlikte insan umudunu, güvenini kaleme alalım bugün de...
Bilim insanları bir toplumun ruh halini anlamak için sadece ekonomiye bakmanın yetmediğini söylüyor. Gelir artabilir, rakamlar düzelebilir ama insanlar kendini güvende hissetmiyorsa huzur gelmiyor. Yani mesele sadece para değil, geleceğe duyulan güven diyebilsek de bizim ülkemizde bunu söylemek şu an için biraz eksik kalıyor. Şöyle ki; Ekonomi, alım gücü ve insanların geldiği durum ile birlikte yaşanan tablo, pek iç açıcı istatistikle ilerlemediğini görüyoruz.
Ekonominin zor olduğunu herkes biliyor. Markete giden biliyor, kira ödeyen biliyor, faturayı ödeyen biliyor. Hayat pahalı. Gelir artıyor ama yetmiyor. Çünkü gelen maaş zamlarıyla birlikte eş zamanlı olarak herşeyin üzerine zam konuyor. Kira, gıda, akaryakıt, vergilere gelen artış...
İnsanlar eskisi kadar rahat plan yapamıyor. Ama işin ilginç tarafı şu: Toplumu en çok yoran şey sadece pahalılık değil, pahalılığın nereye gideceğini de bilememek.
Mesela eskiden insanlar emekli ikramiyesi ile ev alırdı, yakın tarihte borca girip de ev alabilir durumdaydı. Çünkü enflasyonun da bir seyri var ve insanlar o güvence ile bir işe girişebiliyordu.
Şimdi borçla alabilecek kişiler de “ya daha kötü olursa” diye bekliyor. Esnaf mal bağlamaktan çekiniyor. Gençler iş değiştirmeye korkuyor. Aileler çocuk planını erteliyor. Bunların hepsi ekonominin zor olmasının yanında belirsizliğin büyümesiyle ilgili.
Veriler de zaten bunu doğruluyor. Türkiye İstatistik Kurumu araştırmalarında yaşam memnuniyetinin son yıllarda dalgalı seyrettiği görülüyor. İnsanlar tamamen mutsuz değil belki ama güçlü bir iyimserlik de yok. Uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye’nin satın alma gücü açısından Avrupa ortalamasının gerisinde olduğu da biliniyor; bunu Eurostat verilerinde de görmek mümkün. Gençlerin iş ve gelecek kaygısının yüksekliği ise OECD çalışmalarına yansımış durumda.
Ama açık konuşalım… İnsanları asıl yoran şey rakamların yanında, kontrol duygusunun kaybolması.
Bir düşünün. Maaşınız artıyor ama kiraya ne olacağını bilmiyorsunuz. İşiniz var ama sektörünüzün geleceği belirsiz. Çocuğunuz okuyor ama nasıl bir ülkede yaşayacağını kestiremiyorsunuz. Böyle olunca insanın içi daralıyor. Türkiye’de şu an yaygın duygu biraz bu: sıkışmışlık.
Gençlere bakıyorum mesela... Üniversite bitiriyor, şanslı olanlar alanında iş buluyor, iş kuruyor. Çoğu ise edindiği eğitim neticesinde ki işi dışında çok başka bir alanda çalışıyor. Baktığında hâlâ hepsi kaygılı. Çünkü kazandığı parayla nasıl bir hayat kuracağını bilmiyor. Orta yaş grubuna bakıyorsunuz, emekliliği düşünüyor ama hesap yapamıyor. Emeklilere bakıyorsunuz zaten geçim mücadelesi veriyor. Herkesin sorunu farklı ama his aynı: belirsizlik.
Bir de son yıllarda çok belirgin bir değişim var. Ülkeden gitmek isteyenlerin profili değişti. Eskiden daha çok iş bulamayanlar konuşulurdu. Şimdi iyi eğitimli gençler de gidiyor. Doktorlar, mühendisler, yazılımcılar…
Hatta bir arkadaşım yazılım mühendisi, burada hak etmediğini düşündüğü bir kazanç ve imkanlar neticesinde; Almanya'ya giderek orada daha fazla kazanç ve imkân elde ederek bir Alman GSM firmasında yazılım geliştirerek oraya hizmet etmeye başlamıştı. Düşünün yazılımı geliştiren Türk mühendis ama marka Alman. Bu genç deha neden kendi ülkesine hizmet etmek varken daha iyi şartları gözeterek yurt dışına gitme ihtiyacı duysun? Bu beyin göçü neden gerçekleşsin?
Bu bir örnekle basitçe anlattığım olay aslında önemli bir sinyal. Çünkü bir ülkenin geleceğini taşıyan kesim motivasyon kaybederse, ülkenin enerjisi de düşer.
Ama ben yine de karamsar olmak istemiyorum. Çünkü toplumun büyük kısmı gitmek istemiyor. İnsanlar burada yaşamak, ailesine yakın olmak istiyor. Kendi ülkesinde iyi bir hayat kurmak istiyor. Yani umut tamamen bitmiş değil. Bence sadece yıpranmış.
Ekonomi elbette en kritik unsur. Ekonomi düzelmeden refah olmaz, bu da bir gerçek. Ama ekonominin düzelmesinin hissedilmesi için güvenin de artması gerekiyor. İnsanların şuna inanması lazım: “Çalışırsam karşılığını alırım.”
“Yarın bugünden kötü olmayacak.” Bu duygu oluştuğu zaman toplum çok hızlı toparlanır diye düşünüyorum.
Türkiye geçmişte zor dönemleri atlattı. Belki bu kadar zor değildi ama inanıyorum ki yine atlatır. Çünkü bu ülkenin üretim gücü var, genç nüfusu var, çalışkan insanı var. Bazen sadece yön duygusunu kaybediyoruz, hepsi bu.
Benim gördüğüm şu: Gelecek bugün zor görünebilir ama tamamen karanlık değil. Çünkü umut bitmiş olsaydı insanlar hâlâ çabalamazdı. Hâlâ çalışan, üreten, mücadele eden milyonlar var.
Ve hayat bize şunu defalarca gösterdi:
Gelecek zor olabilir...
“Ama umut varsa yol da var. ”
Umutla o yolda hep birlikte yürüyelim.
Bu ülke bizim, gelecek bizim...
Sağlıcakla...