Çok rahatsız olduğum bir konuyu bugün köşemde paylaşarak, farkındalığa ben de katkı sağlamayı amaç ediniyorum efendim. Eminim ki bu konuda hassas olan çok sayıda okurumuz bu konudan muzdariptir.
Çok lafı uzatmadan hemen konuma giriş yapmak istiyorum. Lisan, bir toplumun yapı taşlarından birisidir. Toplum ile özdeşleşen, o toplumu önemli kılan bir unsurdur. Kendine has özelliği ile diğer milletlerden ayrışmayı sağlayan en temel maddelerdendir. Günümüz de ifade yerinde ise bir dili öldürmek için yasaklara, işgallere, sansürlere gerek yok; onu hoyratça kullanmak, kulaktan dolma kelimelerle doldurmak, düşünmeden yazmak ve konuşmak yeterlidir. Bugün Türkçenin başına gelen tam olarak budur çünkü artık “de/da”yı ayırmak zahmet, “ki”yi doğru yerde kullanmak lüks, “yalnız” ile “yanlız” arasındaki fark ise artık umursanmayan bir ayrıntı sayılıyor. Sosyal medyada “gelicem”, “yapıcam”, “bişey”, “napıyosun” gibi ifadeler hız bahanesiyle normalleştirilirken, yabancı kelimeler ise Türkçe karşılıkları varken bilinçli bir gösteriş aracı olarak tercih edilir hale geldi. “update attım”, “story attım”, “modum düşük”, “random attım” derken kelime seçiminin değil, havanın önemli olduğu bir dil iklimi oluşuyor. Oysa ki dil düşüncenin evidir ve kelimeler bozuldukça düşünce de sığlaşır. Derdini doğru anlatamayan insan öfkesini de sevgisini de yanlış ifade eder. Tartışmalar kavgaya, konuşmalar gürültüye dönüşür.
Türkçe oldukça zengin bir dildir. Bu tüm dünya milletlerinde de kabul görmüştür. Düşünsenize Türkçe dünya da konuşulan ilk 16-20 dil arasındadır. Farklı kaynak ve metodolojilerde rakamlar biraz değişse bile genel kabul, Türkçenin ilk 20 dil arasında olduğudur. Bu sıralama da ana dil ve ikinci dil olarak değişkenlik göstermektedir. Şimdi dünyanın konuşmaya istekli olduğu bir dili bu denli özünden ayırmak hainlik değil midir? Günümüzde özenti kelimelerin cümle içerisinde kullanılması ile özelliği kaybettirilen Türkçe, resmen can çekişiyor.
Meselâ bir zamanlar insanlar buluşmak için çay bahçesinde bir araya gelmeyi tasarlardı. Şimdilerde ise “cafede date çıkıyorlar.”
Bu örnekleri çoğaltmak da pek tabi ki mümkün.. Gelinen bu durum ile Türkçenin özünün nasıl yok edildiği, nasıl da fakirleştirildiği ortada. Anlamı tek bir kelime ile anlatabilecek iken üç emojiyle geçiştirilen cümlelere henüz değinmedim bile... Halbuki bu dil, bir kelimeyle destan yazabilenlerin, bir cümle ile çağ kapatabilenlerin dilidir ve mesele nostalji yapmak değil, sorumluluk almaktır çünkü dili korumak sadece akademisyenlerin, öğretmenlerin ya da yazarların değil, konuşan herkesin görevidir. Her doğru yazılan kelime küçük bir direniş, her özenli cümle geleceğe bırakılan bir iz demektir. O nedenle yavaşlayalım, yazdığımızı bir kez daha okuyalım, bildiğimiz kelimenin yabancısına özenmeyelim ve unutmayalım ki Türkçeyi kurtarmak için büyük laflara değil, doğru kurulan cümlelere ihtiyacımız var.
Dilimiz bizim mirasımızdır.
O ağır yaralı halinden iyileştirerek yeniden sağlığına kavuşturalım.
Şunu lütfen unutmayalım ki;
Dili özenle konuşmak; geçmişe, özümüze, kültürümüze bir saygı, geleceğe ise bir borçtur.